1 Mayıs İtibariyle Türkiye ve Orta Doğu

  • Suriye’de ekserisi İranlı en az 16 kişinin öldürüldüğü geceyi müteakip akşam İsrail başbakanı Netanyahu “İran, nükleer konusunda yalan söyledi” diye konuştu. Bu yaz Hizbullah’ın Golan Tepelerine girmesi bekleniyor. Hal buyken İsrail tarafından yapıldığı bu açıklamayla neredeyse kesinlik kazanan bu saldırı hayra alamet değil.
  • İran’da 2017’de yapılan seçimle Ahmedinejad döneminin üstü tamamen çizildi. Dış politikası biraz daha yumuşar gözükse de İran bildiğimiz İranlıktan çıkmış değil. Yani Şii hilali hala birincil amaç ve bu yönde çalışılıyor. Suriye’de vurulanın Hizbullah olduğu konuşuluyor ki bu bizi endişelendirmesi gereken bir konu.

Yani Suriye’de, bir defa daha, ortalık ısınıyor fakat bu seferki ısınma diğerlerine benzemiyor. Trump’ın Suriye’den çıkmak istediğini söylemesine rağmen Pompeo’nun dışişlerinin başına gelmesi ilgi çekici – ki Amerika’nın SDG’ye 2019 bütçesinden 300 (veya 550) milyon dolar ayıracağını biliyoruz. Fakat mevzu burada bitmiyor, esasında başlıyor:

  • Lübnan’da 6 Mayısta, Irak’ta 12 Mayısta genel seçimler yapılacak. Irak’ta ayrıca başkan da seçilecek. Hariri’nin Aralıkta yaptığı ve benim hala anlamlandıramadığım hareketlerini hatırlayın. Seçimlere kısa bir süre kalmışken bununla bağlantılı olduğunu zannettiğim bir haber daha ilgi çekici:
  • Nisanın sonuna doğru “Suudi Arabistan’da darbe mi var?” sorusu soruldu. Suudi yetkililer “hiçbir sorun yok” dese ve hangi konudan bahsettiklerini belirtmeseler de bir konuyu araştıracaklarını söyledi.
  • Mısır’da sene başında yapılan göstermelik seçimlerde Sisi, oyların %97’sini alarak başkanlığa devam etti. Benzer şekilde Rusya’da Martta yapılan seçimlerde Putin %77 ile başkan olurken Azerbaycan’da Aliyev %86 oy aldı ve seçmen İlhamla İrəli gitmeye devam ediyor.
  • 2018 Ekiminde Gürcistan başkanlık seçimleri yapılacak. Her ne kadar Putin 3 günde başkenti alabileceğini 2008’de göstermiş olsa da Gürcistan (Türkçesini bilmediğim) İngilizcesiyle “proxy” bir ülke olarak Kafkas dağlarının hemen altında Hazar ve Karadeniz arasında önemli bir yerde duruyor.
  • Yunanistan’ın 2019’da yapılması planlanan seçimlerinin erkene alınması gündemde değil.

Yani seçime giden tek ülke Türkiye değil. Bölgede her ülkede bu aralar seçimler var. Bizdeki seçimlerin bu kadar erkene çekilmesi tesadüf mü?

Kimi arkadaşlara göre Erdoğan Akşener’den korkuyor ve seçimler bu yüzden bu kadar öne alındı. Ne olması gerektiğine önce ne olduğuyla baktığım için bu romantik yorumu pek önemsemiyorum. Gerçekçi olursak zaten aklı başında herkes erken seçim yapılacağını biliyordu. Kimisi 15 Temmuz diyordu, benim içinde olduğum grup Ekim-Kasım aylarını bekliyordu, küçük bir azınlıksa 15 Temmuz öncesini işaret ediyordu. Yerel seçimle genel seçimin beraberce Mart 2019’da yapılmasını bekleyenlere dün de gülüyordum, bugün de gülüyorum.

Şimdi Türkiye’de neler oluyor ona biraz bakalım:

  • Ekonomi kağıt üzerinde büyüse de gelir adil dağıtılamıyor. Erdoğan gelirin adil dağıtıldığını söylese de elimizde bunu destekleyecek bir veri yok. Binali Yıldırım’ın bugün verdiği emekliye ikramiye müjdesi bunu, bence, gösterir nitelikte.
  • Sokaktaki karşılıklı nefretin ortadan kaldırılması gerekliyken seviyeyi daha ne kadar düşürebileceği belli olmayan Erdoğan önce Kılıçdaroğlu’na yumuşak1, sonra CHP’ye tezek dedi. Burası en önemli kısım ve buraya aşağıda döneceğim.
  • Kılıçdaroğlu’nun nereden çıktığı belli olmayan Gül sevdasına Gül, sonunda, “yok, aday filan olmam” diyerek noktayı koydu. Akşener’se lamı cimi yok, her halükarda adayım diyerek çatı adaylığı olayını ortadan kaldırdı. Sözde parlementer sisteme dönüş yapacak olan Erdoğan muhalifi kesimin “temsilcilerinin” esasında tek adamlığa kendilerinin sahip olmak istediğini, maksadın parlementarizm olmadığını kati şekilde gördüğümüzü ummak istesem de gerçekçiliğim buna engel oluyor.
  • Seçim geliyor ve AB karşıtlığından oy devşirmek için Erdoğan’ın yine bir(kaç) bakanı persona non grata (istenmeyen kişi) ilan ettireceğini sanıyorum. Çavuşoğlu’nun 2 gün önce iptal edilen 29 Mayıs Almanya ziyareti ısrarla yapılmaya çalışılırsa dışişleri bakanını sınırdışı ettirmiş bir ülke olarak tarihe geçme şansına sahibiz.
  • (Muhtemelen) İsrail’in Suriye saldırısına karşı ben bir ses duymadım. Eğer bu devam ederse veya Hizbullah gerçekten Golan’a girmeye çalışır ve İran-İsrail savaşı Suriye’de (resmen) başlarsa Tükiye’nin yanar-dönerliği Afrin’de bulunan eratımızın başına iş açacaktır. Politikamız ne olacak gerçekten merak ediyorum.
  • Alttan alta Yunanistan’la ilişkilerimiz geriliyor. İki hafta önce düşen jetin “Yunan hava sahasına giren iki Türk F-16’sına karşı görevden döndüğü” söylenmiş olsa da Yunan tarafından, seni terbiyesiz seni şeklinde uluslararası (veya AB ve ABD) kamuoyunu üzerimize salamadılar. Yine de kenardan sinsi sinsi beklediklerini unutmayalım.

Bu veriler ışığında durumu nasıl okuyabiliriz?

Nisan 2016’da Türkiye’nin acilen çözmesi gereken, aksi takdirde başına çok iş açacak beş sorunu olduğunu yazdım. Aradan geçen iki senede bu sorunlar çözülmediği gibi daha da derinleştirildi, kökleştirildi. Bu sitede durmadan tekrar ettim: Bu kadar yanlışın, bu kadar kötülüğün sadece şanssızlıkla, yanlış yönetimle, beklenmeyen gelişmelerle, “oyunlarla”, “piyonlarla” açıklanabilme ihtimali yok. Bu kadar kötülük, bu kadar yanlışlık yalnızca bilinçli bir kötü niyete ihtiyaç duyar. Ülkeyi iç savaşın eşiğine getirip “bu adam düşmesin de iç çatışma geciksin” dedirtmek bunun planlı, programlı, sistemli, amaçlı bir siyaset olduğunu gösterir bana.

Bu uzun girişten sonra aslında pek kısa olan ana konuya geçelim ve bu arada elimizdeki iki temel veriye bir daha bakalım:

  1. Ülkede derin bir kamplaşma var ve fitili ateşlendiğinde ne olacağı belli değil,
  2. Ortadoğu ya bu sene, en fazla önümüzdeki sene fena karışacak. Yukarıda andığım seçimlerde kimlerin galip gelebileceğine de lütfen kendiniz bakın, bu sayede safların nasıl oluşacağını da kapsayacak şekilde bölgesel analiz yapabilmek için bilginizi biraz artırın.

Erdoğan ne yapmak istiyor?

Erdoğan’ın iyi niyetli veya vatanperver birisi olduğunu düşünseydim Atatürk’ün başkomutanlık istediği gibi bölge karışacakken ülke çıkarları için uğraştığını veya uğraşacağını düşünürdüm. Fakat ben Suriye’deki çatışma Türkiye’ye sıçradığında (ki sıçramama ihtimalinin sıfıra yakınsadığını düşünüyorum – özellikle bu ay başımıza bela edilecek Sarraf davasının sonuçları ve Erdoğan’ın buna karşı seçim nedeniyle normalden daha üst tonda yapacağı çıkışları ve bunları sürdürmek zorunda oluşu, sanki ekonomimizi çok iyi hale getirmiş gibi Şimşek’in ha gitti ha gidecek görüntüsü ve buna borsanın ve liranın vereceği tepkilerden, toplumun da bu daha da bezdirici darboğaza vereceği karşı tepkilerden korkuyorum) kendisine hayran olduğu Kılıçdaroğlu veya “kendisinden korktuğu” Akşener gibi bu aralar muhaliflerce adı anılan isimleri hedef göstermek ve ihtimalen hapse attırmak, bunları doğrudan veya dolaylı desteklemiş kişi ve firmaların sonunu hazırlamak ve oradan gelenlerle kendi yandaşlarını biraz desteklemek, bu arada da “muhalif kıyımı” yapmak amacında olabileceğini düşünüyorum. Bahane Amerika destekçiliği, sebep Gülen bağlantısı, suçlama vatana ihanet olur ya bunu nasıl satar bilemem. Ekonominin halihazırdaki durumunda bundan başka bir çıkış yolu ben göremiyorum.

Daha kısa söyleyeyim: Türkiye, bölgedeki gelişmelere bağlı olarak, bu yaz veya önümüzdeki yaz bir kıyıma gitmek zorunda zira hem gemi karaya vurdu, hem çatışmalar ülkeye sıçradığında iç güvenlik paketinden HÖH gibi oluşumlarla bugüne hazırlanan Erdoğan harekete geçmek zorunda. Bunun sebebi muhaliflerin bir şey yapabilme potansiyeli değil. Bunun sebebi BOP’un son adımında İran ve Türkiye’ye sıranın gelmesi.

Başka türlü söylemeye çalışayım: Erdoğan bu silahsız ve örgütsüz muhalefetten ne korkar, ne çekinir. Fakat Erdoğan Türkiye’nin parçalanması durumunda bu muhalefetten azade olmak zorunda zira bu bir iç çatışmaya, belki Erdoğan destekçileri arasında huzursuzluğa ve (benim hala olacağını tahmin ettiğim üzere) Erdoğan’ın kendi evlatlarınca yenmesine neden olur. Proaktif davranmasıyla ünlü Erdoğan muhaliflerini Amerikan destekçiliğiyle suçlayıp bunları temizlemesi, sonra çatışmalar ülkeye sıçradığında Fethullahçılara ihaleyi yıkıp “zarardan kar” etmeyi öne sürerek olayları dindirmeye çalışması gerekli gibi. Tabi bu bir “komple senaryosu” fakat eldeki verilere ve geçmişe baktığımda yürütülmesi olası siyaset bu gibi görünüyor.

Bugün yolda yürürken kendimi “ülkeyi Coniler bastığında Coniye karşı Erdoğan’ın ’emrinde’ nasıl savaşacağım?” diye düşünürken buldum. Coni bir dert, Erdoğan ayrı. Coniyi oraya sokan Erdoğan’ken O’nun emrinde çalışmak demek Coniyi desteklemek demek. Ama Erdoğan, en azından görüntüde, Coniye karşı savaşıyor olmak zorunda. Demeye çalıştığım, vatanperver kişi Erdoğan muhalifi olmak zorunda (zira ülkeyi iç savaşın ve dış müdahalenin eşiğine getirmek ve hala görev istemek ve bunu zorla elde etmeye çalışmak vatanperverlikle değil zıddıyla açıklanabilir) ve aslında bu kıyım muhalif kıyımı değil vatanperver kıyımı olacaktır. Desem ki ne Coni ne Erdoğan olsun, her ikisiyle çatışalım saldırılma durumunda, bunun anlamı kardeşin kardeşi kırması (ie. iç savaş). Desem ki Coniyle savaşalım, bu sefer Erdoğan’a, Coniyi ülkeye getirene yardımcı oluyorum ve içime sinmiyor. Eh, Coniyle beraber savaşma ihtimalim zaten yok. Satılmış değilim bir şey değilim.

Ne yaman çelişki, ne zor bir durum…

Bakalım bu pek yaman tabloda Türkiye ne yapacak? Ben, Erdoğan’a yardımcı olmak pahasına Coniye karşı duracağımı sanıyorum – tabi Erdoğan’a kendisi için ölmem yetmezse ve kendisine muhalif olduğum için öldürülmem gerektiğini söylerse bilmem.

Hiç sevmiyorum bunu demeyi ya, gerçekten işaretler hiç iç açıcı değil ve gerçekleşmiş olanlarla gerçekleşmekte olanlar başka söz söyletmiyor: Allah sonumuzu hayretsin.

(Not: Lütfen Fırat nehrinin haritasına ve internete dahi düşmüş BOP haritasına bir bakın. Sonra bizim “Fırat’ın doğusuna geçin” sözlerimizi hatırlayın. Vaktinde “neden Fırat’ın doğusu?” diye sormuştum, cevabını veren olmamıştı. Cevabını böylece ben vermiş olayım. Ve sorayım: Yukarıda andığım kötücül senaryoda çok mu pesimistim?)

Footnotes

  1. Bilmeyenler yoktur ya, varsa diye ekleyelim: Argoda eşcinsel, ibne.

4 comments On 1 Mayıs İtibariyle Türkiye ve Orta Doğu

  • Murat bey olaya bir de şöyle bakın. 90 senede Cumhuriyeti, Demokrasiyi ve evrensel değerleri hazmedememiş Anadolu yobazı islamcı yavşak sürüsü bugün hala sultanı ve halifesi için yanıp tutuşmaktadır. Cumhuriyeti kuran kadrolar bunu biliyorlardı bu halkın gevşek, yavşak, dinle tavlanabilecek bir güruh olduğunu biliyorlardı. Bu ülkenin medeni çağdaş ve düzgün ülkeler arasına girebilmesi için bu güruhun ezilip yok edilmesi gerek bana göre. Gücün olacak bunları bir gecede ortadan kaldırıp toptan temizlik yapacaksın sonrada sigaranı yakıp Rakını yudumlayacaksın başka türlü bu ülkenin geleceği Tunus Fas yada Cezayir gibi yalelli bir ülke olmaya mahkumdur. Bugün bakıyorsun bu zihniyet Ordu dahil ülkenin bütün kurumlarını kanser gibi ele geçirmiş memleketi sarmıştır. İslamcıyla Demokratik yoldan mücadele edemezsin gizli bir el çıkacak bunları indirecek yoksa gelecek karanlık.

    • Peki, diyelim ki bir gece sizin istediğiniz oldu. Bir anda sizin sevmediğiniz herkes “toptan temizlendi”. Yarın sizi sevmeyenler çıkacak, bu durumda ne yapacağız? Sizi temizlesinler mi diyeceğiz? Hadi diyelim ki sizi de temizledik. Sonra temizleyenleri istemeyenler çıkacak. Onları da temizleyelim. Durmadan her gün bir grup insanı temizleyelim. 80 milyonluk ülkeden toplam kaç kişi kalır sonunda? 3? Belki 5?

      Siyasete giriş derslerinin ilk yazısında şunları yazmıştım:

      “Siyaset, başkalarını kendi doğrularını kabul etmesi, bu olmazsa da en azından bu doğrulara boyun eğmesi için vardır ve yapılmaktadır. Herkesin aynı doğruya aynı şekilde ulaşmaya çalıştığı bir yerde, doğal olarak, siyaset yapılamaz.”

      “Siyaseti, sözleri ve eylemleri katı olanlar değil daha yumuşak olanlar, anlaşmak üzere çalışanlar yapar. Katı olanlar yalnızca radikaller, (yalnızca solla sınırlı kalmamak üzere) devrimcilerdir ve tarihin de gösterdiği üzere bu kişi ve gruplar gücü ele geçirmeleri durumunda siyaseti bitirmekten çekinmemişlerdir.”

      Bu denilenin siyaseti bitirmek, yani tahakküm altına almak demek olduğunu ayrıca eklemeli miyim bilemedim. Siyaset yoksa toplum, toplum yoksa devlet, devlet yoksa anarşi var. Tamam, ideal dünyamda şahsen anarşiye tarafım ama anarşinin, yani tepede devlet denen bir aygıtın olmamasının yolu Türkiye’de gündelik kullanımdaki anarşi ile var olmasına tarafgir olamıyorum şahsen.

      Dahası, bugün Erdoğan’a ve taraftarlarına kızdığınız şeyi savunuyorsunuz. İnanırım ki sene 2018 değil 1918 olsaydı Erdoğan da fırına atmakta beis görmezdi sizi de, beni de. Peki, bunun çıkış yolu olarak asmayı, kesmeyi, öldürmeyi görüyorsanız

      1- Türkiye’den veya Türk toplumundan nasıl, neye göre bahsedeceksiniz?
      2- Vatan kavramının içini neyle ve nasıl dolduracaksınız?
      3- Huzuru ve barışı nasıl sağlayacaksınız?

      Deseniz ki “şu şu kişilerin eylemleri ve söylemleri şu sonuçlara yol açmıştır, bunların genelin faydasına değil kişilerin kendi faydasına olduğu açıktır, bu kişisel fayda için de toplumun ve devletin çıkarları reddedilmiş, yok edilmiştir. Bu kişilerin ıslahı, çok lazımsa ‘toptan temizlenmesi’ gereklidir”, bunu anlayabilirim. Ama, belki o belki bu sebepten (ki bu sebepleri duyduğumda dellendiğimi eklemeliyim) yanlış kişi ve/ya çıkarları destekleyen milyonlarca insanın “toptan temiziğini” dilemeyi ben anlayamıyorum. Zorla, kafalarına vura vura bu ülkenin belki onda dokuzuna çok şeyleri öğretmemiz lazım. Doğrudur. Amma ki “temizlemekten” bahsedildiğinde iş değişir. Bir ülkede temizlikten bahsedilmesi demek o ülkeyi yakmak, yıkmak demektir. Birisi X’in rahatı ve huzuru için ülkeyi yakıp yıkar, diğeri Y’nin rahatı ve huzuru için. Sonuçta da kimseye huzur kalmaz.

      Bizim acilen birlikte yaşamayı öğrenmemiz lazım. Yoksa bu kadar nefret ve kin hayra alamet değil. Hiç değil hem de. Bu yorum 77-80 arasında ülkeyi mahveden, bugün insanları birbirinden nefret ettiren hareketlerin ve söylemlerin tıpatıp aynısı. Katılmıyorum, katılamıyorum. Ben iç savaş çıkmasın istiyorum, çıksın da insanlar yok olsun istemiyorum. Siz istiyorsanız buyrun, bir odun da siz atın ateşe. Hepimiz yanacağız ne de olsa sonunda.

  • Ben tatmin olmadım anlatayım. Oysa ki, ulu önder Atatürk bu deyyuslara birey ve vatandaş olma hakkı vermişti ama bu dümbükler istemezük dediler, el pençe divan durup, avret ovuşturup, kendilerine ümmet, teba ve kul sıfatını layık gördüler. Halbuki bilimin ışığında yükselen bir ekonomi, çağdaş aydın ve evrensel bir hukuk sistemiyle yönetilen devlet düzeni olan bir ülkede yaşamak yerine çapı en fazla altına giydiği şalvarın uçkuru kadar olan ceketi omzuna atmış, eğitimsiz, basiretsiz, temelsiz mahalle kabadayılarını lider olarak gördü bu tiksindiğimiz güruh.
    Biraz bahsedeyim ben Türkiyede doğmadım Annem Avustralyalı ve İngiliz babam Türk ben Türk oğlu Türküm. Sosyal demokrat Atatürkçü bir aileden geliyorum. Ulu önder Atatürkün en büyük hatası kurtuluş savaşından sonra şu emri vermemek olmuştur. Ordular ilk hedefiniz Anadolu Yobazıdır ileri….. Bunlara yağlı kurşun bile israftır, paslı süngüdür bunların hakkı. Hepsini Camilerine doldurup benzin döküp yakacaksın hiç birine acımazdım karşılarına geçip Rakımı yudumlardım. Bu ülke Avustralya gibi bir ülke olabilirdi. Deniz, Güneş, Rakı, Sörf, Tarım, Ziraat ,Hayvancılık, Sanayi derken prestijli ülkeler arasına girebilirdi ama bu bozuk gen artığı ve insan kalıntısı pislikler yüzünden olamadı. Bunların hakkı yağlı ilmektir dilleri dışarıda sallandırıp yakacaksın ve bunu düşünen bu ülkede bir tek ben değilim.

    • Efendim, bunun anlamı birdir ve ikincisi yoktur: Devrim.

      Devrimde her şey meşrudur malum, sonunda kendi çocuklarını yeseler bile. Fakat burada şu iki sorun var:

      1- “Biz” mi bu ülkenin “sahibiyiz”, “karşımızda” olanlar mı? Eğer bizsek neden sayıca fazlalar, eğer karşımızdakilerse neden ülkeyi dönüştürmeye çalışıyorlar?

      2- Velev ki yaptık devrimimizi. Kendi çocuklarını da yedi bu devrim. Sonra devrimi yapanlara karşı da devrim yapılmayacağından nasıl emin olacağız?

      Yoksa öldürmek kolay iş. Basit iş. Bir demir parçasını alıp işaret parmağını biraz kendine doğru çekmekle yapılabilecek bir iş. Ama sonra?

      Dahası. “Tiksindiğimiz güruh” içerisinde benim anneannem de var mesela, benim annemi yetiştirmiş olan. Benim annem ezelden solcu kadın. Anneannem vaktinde evlere temizliğe giden, Şişli’deki “süslü CHP teyzeleri” ile muhatap olan, annemin deyişiyle “insan yerine bile konulmamış” bir kadın. Bana kalsa ben o “süslü CHP teyzelerini” de yok etmek isterim mesela – her ne kadar size göre onların yok edilmesi gerekmese de. Bana göre onlar yok olsun, size göre bunlar yok olsun, başkasına göre ötekiler yok olsun… Kim kalacak bu topraklarda? Son bir insan kalana dek gider bu iş. Tamam, tatmin olmadınız. Ama dileğinizin karşılığının bu olduğunu görün.

      Daha dahası. Atatürk bu ülkeden İslamcılığı kazımadı ve bence en büyük hatası bu oldu. Katılırım buna. Ama Atatürk bunun için çok büyük işler yaptı – ki bu işler öldürmek değil dönüştürmekti. Sizin Atatürkçü ailenizin ataları da o “toptan temizlik” yapılması gerekenler grubunda. Atatürk onların bir kısmını dönüştürdü. Yurt dışında eğitim alan bir çocuğun lisede ders vermesi, İnönü’nün yaptığı en büyük iş olan köy enstitülerinin kurulması az şeyler değildi. Bugün “yok edilmesi gereken düşman” olarak gördükleriniz görmediklerini görse, bilmediklerini bilse bugüne dek tercihleri çok farklı olurdu. Bir kısım vardır ki doğrudur, belki yok edilmesi gerekir. Fakat bu, belki milyon içinde on tanedir, yüz tanedir, hadi olsun olsun bin tanedir. Bin tane için bir milyonu yakacaksak bence ülke yansın daha iyi.

      Son olarak. Bu dediğinizin Tayyip’ten farkı yok. Tayyip devrimci kendi çapında, ülkeyi yok ederek devrimini tamamlamak üzere. Peki sizce sizin fikriniz ülkeyi yok mu eder, feraha mı ulaştırır? Feraha ulaşırız diyorsanız iç savaştan, hele ki kanlı bir iç savaştan sonra belini doğrultmuş, şartları bize benzeyen bir ülke gösterin, ben de boynumu büküp “bu ülkede insanlar birbirini kesmeden hiçbir şey düzelmez” diyeyim.

Leave a Reply

Site Footer