16 Nisan 2017 Anayasa Değişikliği Referandumu

Tek ihtimalli bir seçim bu – referandumdan bağımsız olarak ya bugünleri aratacak bir baskı, ya da iç savaş bekliyor bizi. Yapacağınız tercih bu sonu ya erkene çekecek, ya biraz ileriye atacak. Enerjinizi (ne kadar olduğu sorgulanır olsa da) hayır mayır diye tüketmeyin bence.

Elimizdeki en iyi ihtimal (bunu derken ne kadar küfrettiğimi tahmin edemezsiniz) direk evet çıkması ve mevzunun “bitmesi” ve baskıya geçmemiz. Zira bitmemesi durumunda, henüz üstüne pek düşünmesek de, referandumun iptali var – ki bu, belki bombaları arayacağımız bir korku ortamının (gavurcası terör oluyor bunun) oluşması demek.

Evet, şaka yapmıyorum. Normal bir ülkede normal insanlarla olsaydık ve normal bir siyasi hayata sahip olsaydık zaten böyle bir anayasa değişikliği teklif edilemezdi ya, edilmiş olsaydı direkt hayırı basar geçer giderdik hepimiz. Ama hiçbir şeyimiz normal değil ki anasını satayım.

“AKP’li mi oldun lan bir günde” demeyin, okuyun bir. Sonra küfür edersiniz illa edecekseniz.

Oyları verilmiş, sayılmış, tasnif edilmiş bir referandum nasıl iptal olur?

Ülke çapında elektrikler kesildi, Fethullahçıların işi dendi. Fethullahçılar tarihin (bak bizim tarihimizin bile değil, tarihin) en büyük siber casusluğunu da yapmış1, milyonlarca kişinin kimlik bilgilerini internete de yüklemiş (tabi ki canım hükümetimizin hiçbir suçu yok bunda. Kandırıldılar, millet affetsin)…

Meral Akşener yakınlarda “referandum iptal edilecek” dedi ama sebep olarak ülke önden savaşa mı sokulacak, ne yapılacaksa yapılacak, böylece referandum hiç olmayacak dedi. Ben bunu pek sanmıyorum. Aynı şekilde Erdoğan’ın bıçak sırtı bir seçimi göze alacağını ve böylesi bir seçimde yenilgiyi, anlık olarak dahi, kabul edeceğini de sanmıyorum. Bu kadar gaza geldikten sonra da seçim yapmadan iptal filan etmez. Edemez. Kimliğine ters.

Tut ki hayır çıktı harbiden. Olmayacak şey oldu. Neler olur?

Valla benim anladığımca ilk iş YSK’daki “Fetöcüler” tespit edilecek. “Bakın bu şerefsizler neler yapmış” diyerek başlayacak Sabah-ATV-A Haber ve varyasyonları, sonra referandum iptal edilecek. Bu iki günü alır almaz.

“Ama biz de saydık, doğru bu sonuç” diyen “teröristler” teröristliğini direkt tescil edecek, Kim olduğu umursanmadan Fethullahçı diye ya mimlenecek, ya içeri alınacak. Erdoğan’ın sanki referandum olmuş ve sanki orada hayır çıkmış gibi davranmasını değil tam aksine davranmasını bekliyorum ben – yani referandum filan olmamış ve millet de, sanki referandum olmuş gibi, evet demiş gibi. Kendisini biraz tanıdıysam yapacağı şey bu (ortadaki mantıksızlık benim suçum değil. Olmayan referandumda nasıl evet demişler diyebilir diye sormayın). Yenilgiyi kabullenmez, tam tersi olmuş gibi davranır. Gel gelelim tekrar referandum da yaptıramaz – bu genel seçim değil ki kolay bir şekilde tekrar yaptırasın, oylar da görece daha fazla çantada keklik olsun. Daha büyük, daha meşru bir şeyler gerekli bu seçimi yenilemek için. Bunun da en kolayını Erdoğan başta buldu zaten:

PKK, Fetö, CHP, HDP, Avrupa, Amerika, İran… herkes düşman. Hepsi, her gün, daha fazla oyunlar oynuyor üstümüze.

Ne diyecek çıkıp?

Bu teröristler sandıkta oyun yaptı. Benim aziz milletim ne oy verdiğini biliyor. İçimizdeki bu teröristleri temizlemeye devam edeceğiz. Zaten Atatürkçüler de darbe yapmıştı, biz Yenikapı ruhu diyerek sessiz kalmıştık. Bak, bu şerefsizler de diğerleriyle ortak oldu. Hepsini temizleyeceğiz.

Sonra ver elini Fethullahçılara yapılanları aratacak icraat. Bu arada da artık dolup taşmış olan sen ben isyan edeceğiz. Sonra bu isyan çatışmaya dönecek bir yerlerde. Al sana iç savaş.

Yazarken/okurken ne kadar kolay görünüyor, Öyle değil mi?

Avrupa’yla mavrupayla ipleri, pek de düzeltme amacımız olmadığını göstere göstere, attık. Aklı olan herkes iki şeyi bilir:

Hollandalı birine Nazi dersen anana avradına küfrü yersin. Herifler Nazilerden o kadar tiksiniyor ki hala, ismi geçince tüyleri diken diken oluyor.

Bir Alman’ın anasına söv, avradına söv, insanlık onuruna söv, ama sen Nazisin deme. Bak bu bir kuraldır hacı. Adamların bilinçaltına işletilmiş resmen bu. Bak 2016’da Kavgam’ın telif hakkının süresi doldu (yani istediğin gibi serbestçe kopyalayıp yayabilirsin), kimse yapmadı. Alakasız görünebilir ama çok alakalı bir örnek. Adamların derdi kimsenin unutmayacağı şeyin unutulması/üstlerinden bu yükü atmak

E şimdi Avrupa Konseyi ağzını açsa dış mihrak, AB konuşsa haçlı seferi, Amerika konuşsa İslam düşmanı… güya Putin’e yanlıyoruz da İran’ın olduğu bir yerde ben (bu) Türkiye’yle uğraşmam. Kullanır atarım.

Harbiden bir Cüneyd Zapsu vardı, süpürmeyin demişti. Nerelerdedir ki şimdi?

Şu anki hepten kaotik dış politikanın buna bir hazırlık olduğunu düşünmeye başladım ben. Başka türlü ve sadece beceriksizlikle/basiretsizlikle açıklayamıyorum.

Avrupa çok mu önemli?

Değil. Avrupa neden önemli olsun? Avrupa’nın önemi simgesel, biz nereye gitmek istiyoruz sorusuyla alakalı. Başka bir şey değil. Yoksa ikiyüzlü, yoksa çıkarcı, filan filan. Bunu hepimiz biliyoruz. Avrupa’dan, en azından biz Türklerin, anladığı şeyler belli. Bunların birisi, örneğin, sömürgecilikse bir diğeri de sosyal adalet. Ve bizim Avrupa hayalimiz eskiden sosyal adaletti, artık o bile kalmadı.

Geçen gün beyni kafatasından fışkırıp ellerine, ayaklarına filan uzanmış bir hocama (adam Central European University’de taşaklılarından bir profesör bu arada) “hacı sizler akıllı, zeki, eğitimli, bilgili adamlarsınız. Nasıl oldu da bu kadar açık olan şeyleri görmediniz 10 sene boyunca” diye sordum (konumuz, tahmin ettiğiniz üzere, Türkiye). Mahçup bir şekilde “bize verilen sözler vardı” dedi. Dedim bak, Erdoğan’ın meclise girişi bile katakulli. 2003’ten başlamak üzere her sene ben neler olacağını gösteren olaylar hatırlayabiliyorum şu anda. 2007’de, 21 yaşımda ben bugünlerin geleceğini gördüm. Nasıl görmediniz? 2007’de o kadar belliydi, artık rol yapmayı bile kesmişlerdi dedim, cevap alamadım adamdan. Başka bir gün başka bir tanesiyle konuşuyordum, gene aynı. Daha başkası, gene aynı…

Bunu şu yüzden anlattım: İyi niyetiniz var, umudunuz var. Ama elimizde de bazı gerçekler var. “Ama öldü efendim”i hatırlayın. Ben bilmem cevabını hatırlayın. Polise emri ben verdim sözünü hatırlayın.

Bakın, Arınç geçen gün “biri koltuktan kalkmıyorsa altına sıçtığındandır” gibi bir şey dedi. Bu söz Gökçek’e miydi, Erdoğan’a mı? Bilmiyorum. Ben ikincisi olduğunu sanıyorum. Durumumuz bu. Evet, Erdoğan o koltuk için iç savaş çıkarmaktan da çekinmez. Zira o koltuktan kalkamaz. Kalkarsa karşısında Türkiye Cumhuriyeti mahkemeleri değil rejim mahkemeleri olacaktır çünkü (ki “devrim” yapmadan da o koltuktan kaldırmanın hiçbir imkanı yok. Gene geldik mi iç savaşa?). Bu kadar istibdat yumuşak bir geçiş süreciyle sona ermez.

Türkiye’de kan akacak diyorum, “Allah korusun” diyorlar. Korumuyor arkadaşım. Allah Türkiye’yi korumuyor işte. Kendimiz koruyacağız, sonra Allah diyeceğiz. başta Allah deyince “yürüyün gidin, önce bir uğraşın” diyor işte.

Ben olsam ne oy verirdim?

Baştan söyleyeyim, ben oy veremiyorum. Verseydim de evet derdim. Çünkü zaman kazanma ihtimalimiz sadece o zaman var. Erdoğan Trump gibi anında hareket edecek biri değil. Biraz bir zaferinin tadını çıkarır, sonra harekete geçer. Ama hayır, tekrar ediyorum, bir yanlış olur da hayır çıkarsa Erdoğan direkt harekete geçecek. Bunun anlamı bugünü aramamız demek. Erken seçim olurmuş, bilmem neymiş. Geçiniz. Erken seçim yapamazlar. Ha günü gelirse onun da nedenini, anladığım kadarıyla, “komple teorisi” olaraktan yazarım. Çok özetle benim anladığım şu: Memleketin yarısını direkt terörist olarak nitelendirdiğinde %50 + 1 oyu alamayan Erdoğan, bundan sonra yapılacak herhangi bir seçime güvenemez. Bu yüzden de çatışmaya varacak eylemlere girişir ve milleti deli eder, sokağa döker, çatıştırır. Bundan sonra “bakın bunlar terörist demiştim. görüyorsunuz işte, teröristler” der, anca o zaman seçime gidebilir. O duruma geldiğimizde de zaten seçimlik bir durum kalmıyor.

“Lan iki türlü de bugünü aramıyor muyuz?” diyebilirsiniz, Sonuna kadar da haklısınız. Benim derdim sadece kanın geç akması, başka bir şey değil.

Geçen gün Feysbukta “2007’de bugün neler olacağı gözlerimizin önündeydi. Görmediniz, yaşadık hepsini. Bugün iç savaşın arefesindeyiz. Yine gözlerinizi kaparsanız 10 sene sonra ‘neden oldu, nasıl oldu’ diye soracaksınız. Açın gözünüzü” minvalli bir şeyler yazmıştım.

Umuttur ki yanlış çıkarım. Umuttur ki bir karayel eser, uranyumlu bohriyumlu bir hava sinir sistemlerimizi etkiler, birden bir aydınlanma yaşar ve üçüncü gözümüzü açarız. Açamazsak eğer sonumuz hayır değil.

Hasılı özeti de şu olsun bu yazının: Oy verecekseniz evete basın, çatışmalara gidecek süreyi uzatın. Hayırda hayır yok. Evette de hayır yok gerçi. Türkiye’de(n) hayır yok artık.

Footnotes

  1. Ki hadi inanalım ve yaptılar diyelim. bu E herifleri içeri atmak yerine endoktrine edip kazanmamız, sonra kullanmamız gerekmez mi? Bu kadar kafaları çalışıyorsa neden hapsedip yok edelim faydalanmak yerine?

1 comments On 16 Nisan 2017 Anayasa Değişikliği Referandumu

Leave a Reply

Site Footer