698 Sayılı KHK: Erdoğan Sultanlığının Resmi İlanı

Hatırlayalım: Seçimden önce gerekli yasal değişiklik yapılmadan sultanlık sistemine direkt geçiş yaptığımız için meclis kapanmadan hemen önce “meclis tarafından” bakanlar kuruluna kafalarına göre KHK çıkarabilme yetkisi verildi.

Bu yetkiyle ne yapıldı?

  1. KHK’nın mecliste onaylanma tiyatrosu kaldırıldı. O günden sonra çıkan KHK’lar direkt yasal hal alır oldu.
  2. KHK’ların olağanüstü durumla ilgili olması yükümlülüğü de facto (fiilen) deliniyordu, artık bu ilgisizlik (en azından içinde bulunduğumuz OHAL süresince) de jure (yasal) hal aldı. Yani OHAL’de patatesin tavan fiyatını belirlemek isterse “hükümet” (yani Erdoğan), bunu artık “yasal olarak” yapabilir.

Önce bir soru soralım: OHAL devam eder mi? Eğer konuya yalnızca siyasi yanından bakarsanız buna artık ihtiyaç yok. Erdoğan bugün çıkan KHK ile sultanların sahip olduğu yetkiye sahip oldu. Fakat ekonomi ve hukuk yönünden bakarsanız OHAL’in devam etmesi Erdoğan’ın işine gelmeli zira OHAL bittiği anda OHAL dönemindeki kararlara karşı yargının üstüne bir yük binecek. Bu davalar seneler sürecektir, doğru. Fakat sonunda bir tiyatro oynanacak ve adaletle, vicdanla, ahlakla alakalı olmayan kararlar alınacak. Fakat içerideki tiyatrodan “sonuç alan” kişiler AİHM’e gidecek ve Türkiye, kim bilir kaç kişiye kim bilir kaçar bin, yüz bin, milyon lira tazminat ödemek zorunda kalacak. Dahası, OHAL nedeniyle ertelenen iflaslar (ve belki de yapılandırma talepleri) birden karşımıza çıkacak ve bir de bunlarla boğuşacağız.

Şu sıralar birileri OHAL kalksın derken başka birileri OHAL sürsün diyor. Ben %51 ihtimalle OHAL’in süreceğini sanıyorum zira ekonomik korkulara onlar da benim kadar sahiplerse “en azından işleri yoluna koyana dek” (yani bir temizliği başlatıp bitirene dek) bir de iflaslarla ve yargıya bindirilecek yük ve onun sonuçlarıyla uğraşmazlar diye düşünüyorum. Yine de bekleyip göreceğiz zira Erdoğan en yakın çevresindekilerin yaptıkları ve yapacakları yalnız kendilerinin çıkarlarına göre şekilleniyor ve bizim onların ne alıp ne satacağını önden bilme ihtimalimiz yok, en fazla tahminde bulunabiliyoruz.

Bu uzun girişten sonra ilgili KHK’ya bir bakalım ve ilk anda Erdoğan’a verilen yetkilerin kimini görelim:

  • Benim OHAL’in süreceğine dair düşüncemin sebebini yukarıda anmıştım. Şimdi bakanlar kuruluna verilmiş olan hak Erdoğan’a geçiyor. KHK’nın 8. maddesine binaen 2004 sayılı kanunda yapılan değişikliklerle özetle “OHAL varsa Erdoğan iflasları filan erteleyebilir, sorun yok” deniyor fakat bu hak, en azından yasal olarak, OHAL dışında verilmiyor. İcra mahkemelerinin iş yükü “normalin” kat kaçına çıkacak, tahmin edebilen var mı?

Bu konuda bir de not olsun. Aşağıdaki resme bir bakın. İlgili maddeyi mevzuat.gov.tr’den açtığımda çıkan başlığa bir bakın. Acaba ne yazıyorlardı da böylesi bir kısmı kopyalayıp head tag’ine yapıştırmış oldular?

(Ekleme: Onu da buldum. Ta 30 Kasım 1926’dan kalma bir kanunun başlığı bu. Şaka gibi değil mi?)

  • Gündemdeki bir konuyla devam edelim. Diyelim ki Türkiye’den bir suçluyu istediler. KHK’mızın 70. maddesine bakıyoruz. O da bize diyor ki 6706 sayılı kanuna bak. Baktığımızda ne görüyoruz? “Ağır ceza mahkemesince iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi hâlinde, bu kararın yerine getirilmesi, Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarının görüşü alınarak Adalet Bakanının teklifi ve Cumhurbaşkanının onayına bağlıdır”. Yani? Erdoğan ne derse o olur.
  • Yine gündemden, bu sefer KHK Madde 53. Diyor ki 4733 sayılı kanuna bir bak. Bu da kanun metni: “…  sigara ve diğer tütün mamullerinin ithalatı, ithal edilen tütün mamullerinin fiyatının belirlenmesi ve yurt içinde pazarlamasına ilişkin usul ve esaslar Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir”. Yani sigara tiryakisi misiniz siz de? Varsa bir sorununuz, Erdoğan’a konuşun.
  • İnce (ve galiba Akşener’in beraberce) ortaya attığı memur göstergeleri mevzu. KHK madde 48. İlgili yasa da 4505 sayılı. Buyrun ilgili metin: “… Makam veya yüksek hâkimlik tazminatı öngörülen kadrolarda bulunanlardan Cumhurbaşkanı Kararı ile belirlenecek olanlara 30.000 gösterge rakamının memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı geçmemek üzere temsil tazminatı ödenir. Temsil tazminatı göstergelerini kadro ve görev unvanı itibariyle farklı olarak belirlemeye Cumhurbaşkanı yetkilidir”. Makam tazminatınız mı yok? Muhatabınız Erdoğan. Tabi bu konunun ek göstergeden farklı olduğunu da ekleyeyim.
  • Maddelerimizin en güzellerinden birisi 39 numaralı olanı. Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanununu düzenleyen bu KHK ile, örneğin, şöyle bir değişiklik yapılıyor: Diyelim ki bir araziyi bir kuruluşa verdik. O kuruluşun önceki hakkı şu kadardı: “Gerektiğinde bu arazi kendilerine özel kanunlarla verilen görev ve yetki içinde kullanmaları şartıyla diğer kamu kuruluşlarına tahsis edilmek üzere Hazinenin tasarrufuna bırakılabilir”. Şimdiyse “kendilerine özel kanunlarla” kısmının hemen ardında “ya da Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle” ibareleri yer alıyor. Yani artık “mülk” sahibi de sadece Erdoğan.
  • “Ülkemizin toprağı yabancılara satılıyor” diyenlerden misiniz? KHK’mızın 9. maddesi gereği bundan sonra yalnızca Erdoğan’a konuşmanız lazım zira “… Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen ülkelerin vatandaşı olan yabancı uyruklu gerçek kişiler Türkiye’de taşınmaz ve sınırlı ayni hak edinebilirler” şeklini aldı 2644 sayılı kanunun 35. maddesi.
  • Liste daha uzayıp gidiyor, tirajikomik bir maddeyle bitirelim. KHK madde 29, ilgili kanun 1053 sayılı Belediye Teşkilâtı Olan Yerleşim Yerlerine İçme, Kullanma ve Endüstri Suyu Temini Hakkında Kanun. KHK sonrasında ilgili maddenin aldığı hal şu: “Barajlarda ve/veya tesislerde bu Kanunun 4 üncü maddesine göre veya diğer kanunlara istinaden belirlenen maksat oranı veya oranları Cumhurbaşkanının onayı ile değiştirilebilir”. Yani barajlardaki su miktarıyla alakalı olarak dahi tek muhatabımız Erdoğan.

Biraz aklı olanlarımız “bu yetkiler sultanlık yetkileri” dedi o kadar zaman. Ben, (hukukçu olmadığım için) olanca eksik hukuk felsefesi bilgimle, yalnızca siyaset ve ahlak felsefesi bilgimle ve “benim yapabileceğim bu kadar” diyerek pek para etmez anayasa yazıları serisine başladım sonrasında yarım kalan. Yazı serisiyle ilgili referandum arasında şu yazıyı yazdım. O yazıda “özetle denmiş ki başkana her şey helal. Bizim de önceden yeni anayasaya ihtiyacımız vardı ama rejim değişikliği meğerse yetermiş. Kandırıldık” dedim. İlgili seriyi de şu yazıyla bitirdim (ki lütfen okuyunuz, 5 dakikanızı almaz). O yazının girişinde şunu dedim:

“… her boku bilen, her konuda karar verebilen ve yargılanamaz bir başkanımız olacak, bu sayede de Türkiye refaha ulaşacak. Yerseniz. Eğer beyinsiz %50’denseniz yemişsinizdir bile. Afiyet olsun. Bizim de geleceğimizin anasını bellediniz, Türkiye’nin de. Bari çıkarken komidinin üzerine 100$ bırakın da ülke biraz “hakkını alsın”.

Bize karşı olarak en fazla “ama üçlü kararname var, ama hızlı karar, ama ik bik” dendi. Burhan Kuzu “bu sistemin babası benim” demekten utanmıyor hala ama sistemin dediği şey şu: “Bakanlara” soru dahi sorulamaz meclisçe. Cumbaba zaten hem dokunulmaz, hem yargılanması mucizelere bağlı. Yani “yürütme” yargıdan muaf. Eh, yürütmeden anladıkları “yürütme” olanların kendilerini “yasal olarak” yargıdan muaf tutmaları da pek şaşırılası değil.

Bundan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Bu ülkede gece uyurken bizi sinek ısırırsa bunun müsebbibi de Erdoğan’dır, musluktan akan sudaki kirecin ve suyun içilememesinin sebebi de Erdoğan’dır, soğanın – patatesin kilosunun 4-5 lira olmasının müsebbibi de Erdoğan’dır, bu kış ve önümüzdeki kış soğuktan it gibi titrerken gazı açamama veya kömür alamamamızın müsebbibi de Erdoğan’dır. Ülkede bakanlar kurulunu kaldırıp öncesinde bakanlar kurulunun sahip olduğundan da geniş yetkilere tek başına sahip olduğu için bu ülkede Erdoğan’dan başka hiçbir sorumlu yoktur hiçbir konuda. Daha öncesinde de facto yoktu, artık de jure yok.

Demiştim, bu kadar yetkiye ben sahip olsam ben kendimden korkardım. Resmen Allahlık gibi bir şey bu. Bakalım ülkenin “Allah’ı” olan Erdoğan “ama dış güçler, ama mihraklar, ama cehape” demesinin de yetmeyeceği bu yeni ve yalnızca ekonomik değil siyasal olarak da anormal düzende neler yapacak?

Ben cevabını çok verdim bu blog’da. Yanlış mıymışım doğru muymuşum bu sene havalar soğumaya başladığında hep beraber göreceğiz.

Son bir soruyla da bitireyim: Ben size “Türkiye 2019’u göremeyecek” derken birkaç farklı şeyden bahsediyordum, birisi buydu. Cumhuriyet demek devletin halkın malı olduğu devlet demek. Bugünse artık cumhuriyet yok, sultanlık var. Sizce Türkiye 2019’u görmüş olacak mı? Benim için olmadı. Artık Türkiye yok, Erdoğanistan var. Ha illa çatışma/kırım/öldürme mevzunu diliyorsanız o da kapımızda işte. Az kaldı sonbahara, bekleyip görelim. “Sonra Allah kerim”.

4 comments On 698 Sayılı KHK: Erdoğan Sultanlığının Resmi İlanı

  • Yani…… tam bir teletabi olarak, 2018 secimlerindeki isaret fisekleri ile 2020’de restorasyon baslayacagini uman bir birey olarak, su KHK ‘dan sonra bu sistem maksimum 1 sene icinde, ulke ile beraber, coker. bunun artik baska bir yolu yordami kalmadi….. Imkani da kalmadi. /Mazhar alanson’dan geliyor, ne yaptiysak ne ettiysek, olduramadik.

    Ama belki hani yani bir ihtimal sanki 2019’u gorememesinden sonra yani belki… 2020’de kullerinden dog….. tamam tamam sustum 🙂

    • Ben hala aksine bir işaret göremiyorum, ondan ne kadar umutlanmak istesem de umutlanamıyorum. Bu ihtimalin tutması için ikisinden birine ihtiyacımız var:

      • Erdoğan’ın artık kimlik vermemesi. Adam 2007’de çok büyük oynadı, orduyu karşısına aldı. Başarılı olduğu anda da direkt Ergenekon, vesair başladı, CHP’yi alt etmiş TF başkanı oldu. Bu kimlik sarayla değişmedi, gemiyle değişmedi, beyaz çayla değişmedi. Toprak vermekle/bırakmakla bile değişmedi. Ondan Kıbrıs’ı bile “verse” ne kadar sorgulanacağı belli değil.
      • Ciddi ciddi taş kemirtecek açlık yaşanması, bunun da “teröristler, dış mihraklar, lobiler” yerine Erdoğan’ın üzerine kalması. Bu adam buna önlem olsun diye Doğan Medya’yı dahi satın aldı (sanki onlar çok muhalifmiș gibi). Bu da tek başına yetmiyor, kimlik açlık ikileminde kimliği bırakıp açlığı öncelik edinmesi gerek insanların.

      Bunlar olmaz değil, ondan hala inatla umarım yanlış çıkarım demem. Ama olmalarının önünde de koca engeller var. Bunlar nasıl aşılır, Erdoğan nasıl o durumda koltuğundan inmeyi kabul eder, indiği zaman etrafındakilerin tepkisi ne olur, hadi zengin kodamanlarla “başkası mı var çocuğum” diyenleri geçtik, göt kılı teyze ve benzerleri ne yapar, nasıl olur da olur…

      Kurban yaklaşıyor. Kurbandaki hava bize durumu biraz anlatmaya başlayacak sanırım. Bakalım.

      Ve umarım sen doğru çıkarsın. Ben bıktım bu olanca karanlıktan. Nasıl olduğunu, ne olduğunu anlamama da gerek yok. Düzelsin de ortalık, ben yanlış olayım. Eksik olayım. Yeter ki düzelsin artık ortalık.

  • ozgurluk diye bisey kalmamisti birisi onun icini bosaltmisti

    ayni sarkiyi farkli melodilerle soyle ve degisiklik olmasini bekle adamim bu delilik

    yazmaya devam etmeliydi ama etmeliyidi

    Kafiyeler zor olmaya baslamisti

    sen yaz adamim elbet okuyan vardi

  • Pingback: Sultanlık Sistemi | Murat Karabağ ()

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.