9 Mayıs Notları

  • Trump İran’la nükleer anlaşmasını atarken İran “gördüğünüz üzere Amerika’ya güven olmaz” dedi. Buralarda işler daha da kötüye gidecek demiştim ya hani, bu bir parçası işte. Ama dahası da var ve daha kötü bence:
  • İsrail Suriye’ye füze saldırısı gerçekleştirdi. Tabi bu “İsrail olduğu iddia edildi” seviyesinde tutuluyor şimdi fakat İsrail olduğu, bence, açık. Peki, neden?
  • Lübnan’da Hizbullah, beklediğimiz üzere, birinci geldi. Bu yaz Hizbullah’ın Golan’a girme hevesi olduğunu söylemiştim. İsrail’in vurduğu yer neresi? Şam’ın güneyi, Golan’ın biraz yukarısı. Enteresan, değil mi?

  • Şimdi sırada bizim Rıza olayı var. Oradan gelecek haberlere göre bizim seçimin sonucunu kendiniz de tahmin edebilirsiniz. Bakalım ne yapacaklar?
  • Şöyle saçma bir senaryo geliyor aklıma – ki bundan mı daha fazla korkayım, tersinden mi bilemedim: Halihazırda ülke tükenmiş durumda ve, daha önce de dediğim üzere, dış müdahaleye açık bir durumda. Erdoğan’da bile bir bezginlik var gibi – ki kendisinin güce taptığını biliyoruz. Gücü bırakıp ülkenin 1918-1919’u aratmayacak durumunu kenardan izlemeyi mi istiyor? Buradan sonra ülkeyi (yalnızca ekonomik olarak değil, her açıdan) döndürmek pek zor malum. Böylece “kendini feda edip” “davası” için Türkiye’nin yok oluşunu da “düşmanlarına” yıkıp esasında kombo yapar mı? Hani king oynarken Rıfkı diyene yedirip mutlu olursunuz ya, o hesap. Elinde iki kart varken cezacıya mı ittirir Rıfkı’yı, başkasına mı (daha doğrusu kendine mi)?
  • İnce ve Akşener’in ona teşvik, buna burs, ötekine destek dediklerini okuyorum. Karamollaoğlu’nun neler dediğini bilmiyorum. Erdoğan ise hukuk, adalet, demokrasi filan diyor, sonra klasik “bunlar şu, bunlar şöyle böyle” söylemlerine geçiyor. Bakınız çok enteresan bir şey bu. Söylemleri takip edin. Bence.
  • “Akşener’in bir 10-15 puan filan çalması lazım” demiştim geçen notta. Erdoğan’ın İnce’ye “giydirirken” Akşener ve Karamollaoğlu’na ağzını açmama sebebi bu sanırım. Akşener’i Bahçeli ve genel olarak MHP’ye bırakmışlar galiba.
  • Irak seçimlerinde bir sürpriz olur mu? Pek sanmıyorum ama olursa seyreyleyin gümbürtüyü. Pazar günü göreceğiz sonuçlarını. Bakalım.
  • 57 milyon seçmen için 77 milyon küsur bin pusula basıldığını da not edelim.

Uzun uzun yazmaya bu aralar vaktim yok. Takip edenim 3-5 kişi olsa da verilen değere en azından notlarımı paylaşıp bir karşılık vermek istedim. Sağ olasınız. Gerçekten.

5 comments On 9 Mayıs Notları

  • 57 milyon seçmen için 77 milyon pusula basıldı diye son satıra yazıp insanların aklına o klasik “hile yapıyorlar” algısını vermeye çalışmışsınız. Her seçimde önceden belirlenmiş yüzdelik bir oranda fazla pusula basılır, kanunen böyledir. Fazla pusulalar partilerinde imza atacağı tutanakla sayılıp geri teslim ediliyor. Bunu nasıl bilmezsiniz ? Ne güzel yazılar yazıp sonunda trollük yapmanız olmamış.

    • Efendim,

      Doğrudur. Her seçimden önce fazladan pusula bastırılır. Bu sayede hatalı pusulalarının yaratacağı sorunun da önüne geçilir, kişinin yaptığı veya yapacağı hataların da önüne geçilir. Birebir pusula bastırılmaz. Gel gelelim bu iyi niyetli yaklaşımda kimi sorunlar görüyorum:

      1- Yasadaki ölçüde denmiş. Seçim yasasını okumadığım ve yasanın bu konuda bir şey deyip demediğini bilmediğim için bu söze bir yorum yapamıyorum. Bunu kontrol edeceğim. Fakat “yasada var” sözünün günümüz Türkiye’sinde geçerli olmadığını “de facto bir durum yarattık, şimdi ona de jure bir kılıf hazırlayalım” sözünden hatırlayalım. Ondan sabıkası çok ve büyük olanların hareketlerine dikkatle yaklaşmamız gerekli diye düşünüyorum.

      2- Seçmen ve pusula oranı neredeyse 3/4. Yani her 3 seçmenin birini etkileyecek oranda bir fazlalık var. Bu bana garip geliyor. Kullanılmayacak oyların da en iyi ihtimalle toplamın %10’u, yani 5.5-6 milyon olduğunu düşününce bu oran bana çok enteresan geliyor.

      3- daha yeni “mühürsüz oyları da geçerli sayacağız” diyen ve sonra bunu “yasal” kılan bir hükumet varken, kusura bakmayın ama, ben iyi niyetli değil kötü niyetli olurum. Erdoğan için kişisel anayasa değişikliği ilk defa yapılmadı bu ülkede. Kendisini koltuğunda tutmak için yapılmış olanların haddi hesabı da yok. Hal buyken ben dikkatle yaklaşıyorum yapılan ve söylenen her şeye.

      4- bu fazla pusulaların akıbeti nedir? Biz YSK’ya emanet ediyoruz, YSK’nın kime emanet olduğu ise ortada. Kullanılmayan pusulaların akıbetinin ne olduğunu biz bilmediğimiz sürece yaftalanmak adına da olsa sorgulamak zorunda olduğumuzu sanıyorum. Siz bu hükumete ve yarattığı devlet aygıtına güveniyorsanız bir şey diyemem tabi.

      Hasılı haklısınız, bire bir oran beklenmez. Anlaşılan bu olduysa benim ifade hatam var ve bunu kabul ediyorum. Fakat kastedilen “her zaman fazla basılır” ise bunların akıbetinin ne olacağının izlenmesini dilemek ve 3/1 oranındaki fazla pusulayı sorgulamak hakkımız sanıyorum.

  • Mühürsüz oy konusu önce ki seçimlerde de yaşandı ve hiç bir zaman olay olmadı. Mühürsüz oy sahte değildir zaten, fligranlı ve YSK tarafından dağıtılan pusululardır. Hinlik yapıp mühür basmayan görevlendirilmiş kişiler olduğu için YSK bu kararı aldı. Bu mühürleri basmayıp oyları geçersiz saydırmaya çalışanların Hdp taraftarları olduğunu ve bu mühürsüz oy muhabbetinin onların hakim olduğu bölgede alevlendiğini kabullenelim.

    Vel hasıl, bu hileyi yapabilecek kapasiteye erişilmiş ise mühürlü oy hilesi de yapabilirler.

    Seçimde yapılacak hile anlatıldığı kadar büyük boyutlara ulaşamaz, sadece ve sadece muhalefet partileri sandık başlarına adam koyacak. Bunu yapamıyorlarsa zaten iktidarda olmasınlar. Oy ve Ötesi platformu var. Bu platform kesinlikle ve kesinlikle hile yapılamaz diye onlarca kez açıklamada bulundu ve herkesi sandık başında görev almaya çağırdı. Şimdi de Ergenekon Davası mağduru Mehmet Ali Çelebi bir platform oluşturdu. Sandikgucu.com

    Kısacası muhalefet partisinin gençleri uyuyorlar, uyanınca da hile yapıldı diyorlar. Sizin burada ki yazılarınız hile yapılıyor algısı veriyor, bunun tersini yapıp bütün muhalifleri sandığa çekmelisiniz. Çünkü gitmiyorlar. Sandığa gitmeyen seçmenin, seçim sonuçlarında çıkan sonuçlarla kıyaslandığında daha fazla muhalif kitle olduğunu artık ezberledik. Bu kitlenin çoğunluğu hem şikayet eden hem de oy kullanmayan insanlar. Hal bu ki Akp böyle değil, iyi organizeler ve SMS yoluyla birbirlerinden haberdarlar. Müşahitleri eğitiyorlar akşama kadar sandıktan ayrılmıyorlar.

    Sandıkta, mühürsüz oylarda ve YSK elektronik ortamında hile yok. Oy kullanmayan kitlenin sayısı 9 milyona yakın… Sadece ve sadece muhalefet partileri 1.1 milyon kişiyi sandığa götürebilirse bu iş biter. 1.1 milyon oy = % 1,95

    Sandıkta yapılacak tek hile şudur; oy kullanmamış birisinin adına imza atıp oyu zarfa atıp sandığa sokmak. Bunu yapmaları için bütün müşahitlerin aynı partiden olması gerekiyor. Bundan başka seçim hilesi yok.

    • Önce şahsi olandan başlayıp ötesine geçeyim: Ben bu seçim mevzularıyla ilgileniyor değilim normalde. Seçimle alakalı yazdıklarımın ana fikri de “oy çalınıyor” değil. Olmadı da zaten. 2015’ten beri orada burada ya konuşarak, ya yazarak şunu anlattım ben hep (ki seçimlerle ilgilenmeme sebebim de bu):

      1- Türkiye’de iç savaş ortamı ve bununla bağlantılı ve bağlantısız iki şekilde dış müdahale hazır. Sürekli kimlik siyaseti yapıldı senelerdir. Bu siyasetin başarıya ulaşması demek de durumun sadece kanla temizlenmesi demek zira kimlik siyasetinin kandan başka bir şekilde temizlendiğini tarih görmedi. Eğer olursa Türkiye ilk olacak – ve ben gayet mutlu olacağım eğer bu olursa.

      2- Gel gelelim Türkiye’de iç savaş olmaz, zira
      2a- Kimlikler Erdoğan ve Erdoğan karşıtlığı olarak kurulmuş ve böylesi bir ayrımda ölmek de öldürmek de saçma,
      2b- Erdoğan karşıtları ne organize, ne silahlı. Silahlar patlarsa iç savaş değil ancak kıyım olur.

      Seçimle ilgili yazdığım daha ilk yazıda bunları andım ben:

      https://muratkarabag.info/2018-turkiye-baskanlik-secimleri.html

      Hile var mı, yok mu? Ne o, ne bu cevaba şaşırırım ben. Hala “ülkemiz çok güzel” ve “ülkemize oyunlar oynuyorlar” diyenler dolu bu ülkede. Öte yandan uluslararası sözleşme, anlaşma, anayasa, yasa takmayan bir hükümet var. “Türkiye’de oy çalınmaz” sözüne ben şahsen YSK’nın yerel seçimlerde basılmasından sonra inanamıyorum. Elimde bir bilgi yok, fakat güvenim sıfır. Güvenim sıfırken de sorgulamakta bir beis yoktur sanıyorum.

      “Gidin sandıklara sahip çıkın”. Pek güzel bir söylem, ama (moda ve sevmediğim tabirle) çok “popülist”. Tamam, İstanbul’da sahip çıkın. Orada çıkın, burada çıkın. Peki, misal, Torul’da nasıl sahip çıkalım? Seçmen kütüğümüzü mü taşıyalım? Digor’da nasıl sahip çıkalım?

      “Hinlik yapıp mühür basmayanlar yüzünden YSK bu kararı aldı”. Şimdi, diyoruz ki bir hinlik yapılabilir. Çok güzel. Peki, yarın herhangi bir katakulliyle başka birinin başka bir türlü hinlik yapmayacağını neye göre söyleyecek ve savunacağız? Tamam, hadi HDP’liler tu kaka. Hadi kabul edelim. AKP’liler bir o kadar, benim için daha fazla tu kaka. Bunu ne yapacağız? “İnsan hatası veya kötü niyeti olabilir” diyerek yasa yapıyoruz. Yasayı orada uygulayıp burada uygulamıyorsak sonuçta Vargas’ın sözüne geliriz: Dostlarım için her şey, düşmanlarım için kanunlar. Hiç yasa olmasın daha iyi o zaman.

      “O hile yapılabilirse bu hile de yapılabilir”. Doğru. Bu yüzden değil midir devletin denetleme görevi? Bundan değil midir AKP’nin dönüştürdüğü bu devlete güvensizliğimiz? Devlet bir öyle bir böyle denetlerse, işine geleni görmeyip gelmeyeni görürse, bir öyle bir böyle davranırsa herhangi bir seçime, herhangi bir devlet aksiyonuna nasıl güveneceğiz?

      Son olarak “muhalifleri sandığa çekmek”. Ben 2017 referandumuna giderken şunu yazdım:

      https://muratkarabag.info/16-nisan-2017-anayasa-degisikligi-referandumu.html

      Ben olsam evet verirdim dedim. Ancak böyle akacak kanı erteleriz dedim. Direkt alıntı, buyrun:

      Elimizdeki en iyi ihtimal (bunu derken ne kadar küfrettiğimi tahmin edemezsiniz) direk evet çıkması ve mevzunun “bitmesi” ve baskıya geçmemiz. Zira bitmemesi durumunda, henüz üstüne pek düşünmesek de, referandumun iptali var – ki bu, belki bombaları arayacağımız bir korku ortamının (gavurcası terör oluyor bunun) oluşması demek.

      Arkadaşlarımdan küfür dahi yedim bu yüzden. Amma ki haklı olduğumu sanıyorum. Ahmet Şık’tan ve Hikmet Çetinkaya’dan Fethullahçı çıkaran bir yargı, kendisi hariç herkesi vatan haini ve terörist olarak gören ve buna göre davranan bir hükümet, bunların emrinde bir asker ve polis gücü varken ben hiçbir seçimi önemsemem. Bana 7 Temmuza sarkması durumunda 8 Temmuzda Erdoğan’ın “Fethullahçılar sisteme sızdı” demeyeceğinin garantisini verin, ben de diyeyim ki “gidin oy kullanın, indirin bunları”.

      “Millet sokaklara çıkar” diyorsanız da buyrun, yukarıda andığımı hatırlayın. Muhalefet organize de değil, silahlı da. Orada birileri vurulduğunda ne olacak? İç savaşı mı, katliamı mı, dış müdahaleyi mi tercih edersiniz?

      Çok uzattım, bitireyim: Türkiye bitti. Uzun süre önce bitti. 2015’ten beri de bittiğini haykırıyor. Hal buyken elimizden gelecek tek şeyin seçim olduğunu düşünmüyorum, seçimle bir şey olacağını düşünenlere katılmıyor, iyi niyetlerine saygı duyuyorum.

  • Pingback: 23 Mayıs Notu | Murat Karabağ ()

Leave a Reply

Site Footer