Ah Ki Canım Türk Mutfağı

Üstünüze afiyet, benim hatunceğiz Gürcü’dür. Şükür milliyetçiliği filan yoktur (zira bendeki Türk milliyetçiliği kotamızı doldurmamıza yetiyor) ama konu yemek olduğu zaman bir şeyi söylemekten artık bıktı:

Buraya gelenler bizim yemekleri beğeniyor. Bence sende sorun var.

Tabi yavrum Türk mutfağından bihaber. Yani tamam, tamamen bihaber değil. Yedirdim becerebildiğim kadar bizim yemeklerden. Ama ufaktan boğazı buna alışmamış işte. Olmayınca olmuyor. Kahvaltıda tereyağlı peynirli menemen yapıyorum, gömüyorum içine biberi, kendi tarafıma da dolduruyorum kimyonu, toz biberi (ki lanet olsun böyle dünyaya, gittiğim her memlekette insanlar pul biberden bihaberdi), biraz da karabiberi. Bizimki “meh” diyor, yapıp önüne de koydum diye mecbur yiyor ama bayılmıyor. E tabi seviyor olduğumuzdan “sen bunun nesini beğenmedin lan it” de diyemiyorum.

Gavurla yaşamak, hele ki gavurda yaşamak, harbiden zor.

Üç tane şey var ki deli ediyor beni memleketten uzaktayken.

  1. Gavur bulgurdan bihaber. Benim gördüğüm kadarıyla sadece Ruslar biliyor bulguru, ama onlar da daha ziyade kırık buğday olarak anlıyorlar. Hadi de ki şanslısınız pilavlık bulgur buldunuz bir şekilde, “marjinal” bir yemek olduğu için köpek gibi pahalı olmasını da es geçtiniz. “Canım da nasıl çiğ köfte çekti” demeyin boş yere. Pilavlık bulgur bulabilseniz dahi köftelik bulgur bulamazsınız. İspanya’dan Azerbaycan’a uzanan koca coğrafyada bilmem kaç memlekette “bunlar ne yiyor ola ki acep?” diye marketleri gezdim, şanslı olup pilavlık bulgur bulabildiğim yerlerde bile (ki bunlar daha ziyade Rus etkisindeki Doğu Avrupa ülkeleriydi) köftelik bulgur bulamadım.
  2. Hayvanlara nasıl bakıyorlar anlamadım, kırmızı et hiçbir yerde et gibi değil. Bir dananın tadı ne kadar kötü olabilir arkadaş? Daha doğrusu bir danaya ne yaparsın ki tadı öyle kötü olur? Dana lan bu. Altı üstü yemini verip aşısını yaptıracaksın. Artık nerelerde otluyorsa hayvanlar, ne yem veriyorlarsa adam gibi tadı olan bir et bulamadım ben (Azerbaycan hariç ki orası da Türkiye’nin Hazar kıyısındaki hali zaten. Ama orada da köftelik bulgur bulamadım, belirteyim). Biftek ki etlerin şahlarından biridir benim için (evet fakirim), “mutfağı muhteşem” Fransa da dahil olmak üzere hiçbir yerde ben adam gibi biftek yemedim. “Sen düzgün yerlere gitmemiş/düzgün marketten almamışsın” demeyin, kalbinizi kırarım. İngiltere’de Waitrose kötü, Whole Foods kötü, Marks and Spencer kötü. E neresi iyi o zaman arkadaş?
  3. Zeytin. Bildiğimiz, yediğimiz zeytin. Şu kara kuru, buruşuk, tadı hafiften acıya çalan, bazı gün oldu mu sofrada görünce elinizi bile uzatmadığınız zeytin. Yok arkadaş. Yok. Hiçbir yerde bizim zeytin yok. “Biz aslında bayatlamış zeytin yiyoruz” demişti biri o parlak, yusyuvarlak haline referansla. Gittim zeytin aldım, dolapta tuttum zeytinyağının içinde, zeytin bozuldu ama düzelmedi. Azerbaycan’da bulduğumda benim hatunceğiz “yavaş la yavaş” dedi bana, olanca aşkımla zeytinlere saldırdığımda. Ve Azerbaycan’da “Türk zeytini” olarak satıldığını öğrendim bizimkinin. Lan İspanya’da, İtalya’da, Yunanistan’da, la Fas’ta la Fas’ta bile mi olmaz dügün zeytin? Yok işte. Canına yandığımın zeytini. Yarım kiloyu iki günde bitirdim hasretten. Anlayın.

Türk mutfağı hakkında insanlar neler diyorlar diye bir bakayım dedim de ekserisi feveran ediyor. Yok aslında Yunan-Arap-Fars mutfağı kırmasıymış da, yok yağlıymış da, yok tekniksizmiş de bilmem ne.

Arkadaş yemek lan bu. Yemek. “Sunumunu sevmiyorum” diyenleri okudu bu gözler. E ben de senin sunumunu sevmiyorum, it. Sunum ne lan? Yemeği yersin, tadını beğenir ya da beğenmezsin. Mevzu bu, mevzu bu kadar. Boku altın kasede şekilli olarak sunsalar ayılıp bayılarak yiyecek sanırım geri zekalı.

Bak bulgur pilavı yapacağım birazdan. İki patlıcanım, bir kafam kadar soğanım, iki de koca domatesim hazır. Basacağım içine kimyonu, basacağım içine kara biberi. Sonunda da tereyağında yakacağım zorla bulduğum pul biberi. Şunun yanına ayran ve biftek, önünde sarı mercimek çorbası, ardında da künefe olsa bu menüyle hangi mutfak, ne şekilde yarışacak la? Hani desen ki eller neler yiyor diye bilmeyen adamım, kabul. Gidince “ahanda bu bizim güzel yemeğimiz” diye neyi sunuyorlarsa onları deniyorum ediyorum filan. Yemek cahili de değilim. Ama şu kombinasyonu aşacak bir şey görmedim, bilmiyorum, bilesi de değilim sanırım. Ha yanına yaklaşan olur ama: Ana yemeği değiştirirsin kıymalı yeşil mercimek yemeğiyle, yanına da yine eklersin sade bulgur pilavını, sonuna da hadi değişiklik yapıp fıstıklı baklava koyalım. Yine bir bulgur pilavı + biftek ikilisine erişemez ama dehşetli yemek olur yine.

Neymiş, Fransız mutfağıymış, İtalyan mutfağıymış, Çin’miş, bilmem neymiş. La ne Çin’i? Herifler sindirebilse taşı bile yiyecekler. Neden bahsediyorsun sen? Fransız, İtalyan… Yok aga. Valla yok. Gözüm kesse de hamur yapıp mantı hamuru açabilsem hangel yapacağım benim hatunceğize “al da miden yemek görsün” demek için ama işte. Gözüm kesmiyor. Şimdi olaydı yanmış soğanlı, tereyağlı bir hangel. Helalinden bir tepsiyi götürürdüm herhal. Açsam demek.

Yeşil mercimek yaptıydım geçenlerde ayıptır söylemesi. Bak etsiz metsiz. Düz yeşil mercimek. Biraz buğday, az da pirinç attım içine. Verdim kimyonu (çok mu tüketiyorum ki acep kendisini?), verdim karabiberi, verdim toz biberi. Suyunu da az koydum ki çorba yerine yemek olsun. Benim hatunceğiz yine “meh” dedi geçti. Lan ne meh? Yok Gürcü mutfağıymış, yok yabancılar seviyormuş. Yeşil mercimek gibi bir güzellikten bihaber olduktan sonra neyin mutfağıymış o? Aha, yarın bulguru koyacağım önüne. Yine anlamayacak. Anlamaz. Anlayamıyorlar işte.

Türk mutfağını tanıtmamız lazım deniyor ya, doğru. Gavur elde Türk lokantası buluyorum, bakıyorum ne yemekleri yemek, ne düzgün yapılmış. Allah aşkına söyleyin, karnıyarık aşık olunası bir yemek değil mi? Ver bana beş tane, altıncısını ararım. Muhteşem bir şey. Ama yok, yapabilen yok. Daha doğrusu özenen yok. Ya yemek yapıyorsun be adam, düzgün yapsana şunu. Karnıyarık lan karnıyarık, etin yanındakinin etten güzel tada sahip olabildiği ender yemeklerden biri. Bunu nasıl kötü yapabilirsin sen? Daya baharatı kebabın içine, “Turkish kebab, lokum lokum” de, sonra “Türk lokantası”. Bok Türk lokantası. Şerefsiz. Resmen Türkler bok ediyor bu canım mutfağı. Karnıyarığı kötü, bulguru yok, etler saf yağ, kuru fasulye pişmiş mi pişmemiş mi belli değil ama adı Türk lokantası. Bir KHK çıkarıp yurt dışındaki her lokantayı kapatıp Türkiye’den anneleri göndermemiz lazım gavuristana. Belki gavur biraz Türk yemeğini tanır da anlar bu sayede. Ayran kıvamında haydari gördü bu gözler. Ayıptır, yazıktır, günahtır, zulümdür bu ya. Ha ama bir istisna gördüm gavur elde Türk lokantası olarak, o da Londra’da Fez Mangal diye bir yer. Vaktinde bizim evin de yakınındaydı ora, haftada değilse iki üç haftada bir adam gibi et yiyorduk. Sağ olsunlar.

Çok saçma bir yazı oldu galiba. İçimde kaldı gavurda düzgün yemek bulunamadığını anlatmamış olmak, böyle bölük pörçük bir yazıyla paylaşayım istedim işte. Siyasete giriş derslerine devam etmeden bu da öylesine bir not olarak dursun burada.

2 comments On Ah Ki Canım Türk Mutfağı

Leave a Reply

Site Footer