Ah Ulan Rıza…

Önce geçmişte neler demişim bir bakalım. Dolaylı olarak alakalı olanları koymadığımı belirtmeliyim:

30 Mart 2016. Yolsuzluk skandalı sonrasında Erdoğan’ın teröre ve terörizme yaklaşımı değişti. Artık muhalif olan herkes terörist.

31 Mart 2016. Preet Bharara, davanın eski savcısı, Türkiye’de milyonların ümidi zira her şeyin üstünü kapatan bir hükümetimiz var ve yaptıklarının cezasını vermeye gücümüz yok.

31 Mart 2016. Preet Bharara umut olduğu kadar da korkumuz zira, nihayetinde, Erdoğan yüzünden olan Türkiye’ye olacak ve biz de işlemediğimiz suçun cezasını çekeceğiz.

19 Eylül 2016. Erdoğan’ın ülkeyi nereye sürüklediğini sorguladım bir kere daha.

Yani benim Rıza’yla ilişkim basitçe “lan senin üstünden ülke ne hale gelecek” sorusundan öteye geçmedi. Şu anda da aynı. Metin Metiner değilim ki yalandan Rıza’nın canı cehenneme diyeyim. Halep oradaysa arşiv burada. Dahası, Metiner dillere destan cehaletini konuşturmuş yine. Sen canı cehenneme deyince canı cehenneme gitmiyor yiğidim. Vaktinde hiç böyle alengirli işlere girişmeyecektiniz. Şimdi sizin canınız cehenneme doğru yol alıyor.

Erdoğan dün çıkıp “ben ve AKP aradan çıkarsa Türkiye düzelir diyorlar” dedi. Sanırım, diyorlar kelimesini atarsak, bu kadar senedir kendisinin ağzından duyduğum ilk doğru lafı söyledi. Evet, Erdoğan giderse Türkiye’nin düzelme ihtimali vardır. Ama şu anda öyle bir ihtimal katiyen yok. Anayasayı tanımadığını defalarca söyleyen bir cumhurbaşkanı, devletin gayrımeşru kılar ve bu çok büyük bir sorundur. Ve Erdoğan gücü elinde bulundurduğu sürece Türkiye Cumhuriyetini meşru kılmaya uğraşmayacak gibi görünüyor. Bunun lamı, cimi, elifi, besi, otu, boku yoktur. Erdoğan anayasayı tanımayarak devleti, devleti tanımayarak onun düzenini ve kanunlarını tanımamıştır. Bu süreçte neler yaptığının hesabını ne Fethullahçı ve Tayyipçi mahkemelere, “Türk milleti adına karar veren” “gerçek” mahkemelere vermediği sürece de hem oturduğu koltuğu gasp etmiş durumdadır, hem de o koltuğun gasp edilmiş olması nedeniyle devletin meşruiyetini sorgulatır durumdadır.

Önce bunda anlaşalım, sonra devam edelim.

Anayasayı tanımayan Erdoğan’ın cehlinden daha önce bahsetmiştim1. Konumuzla alakası ne bunun?

Öncelikle şudur. AKP’li kadroların doluştuğu dışişlerinde İngilizce bilen biri dahi yoktur. Bunun sonucu olarak da kandırılması pek kolaydır. Ayrıca, yine aynı cehlin sonucu olarak, kimi takıntıları vardır ve bunları kör inançla savunur. Faiz – enflasyon ilişkisindeki nobellik yorumlarını hatırlayın.

Benim anladığım Erdoğan’a “hacı biz el altından işimizi görelim. Salla Türkiye’yi, cebimize bakalım biraz. Zaten her gelen yedi. Sonra bir sorun olursa da zaten Amerikan ambargosu bu, bize bir şey yapamazlar” dediler. Ya da kendisi böyle düşündü. Ama, dedim ya, 1) kaderini birinin eline bırakmakta olduğunu göremedi, 2) bunun sonucunda o birinin, ama öyle ama böyle, ele geçirilip öttürülmesi durumunda yalnızca Türkiye’nin değil kendinin de başının, en azından kendisini korkutacak kadar, ağrıyacağını öngöremedi.

Acıdır ki Türkiye hiç “biz öyle bir şey yapmadık” demiyor bu Rıza olayında. Hep dış güçlerin oyunu, yaptıklarımızda sorun yok ki bizce deniyor. Bunu da yazdık geçen gün: Sadece ekonomik ambargodan korkan bir Erdoğan Atatürk filan demezdi. Sanırım tanklı tüfekli bir müdahaleden de korkuyor ki Atatürk filan demeye başladı. Konuşmaktan başka bir şey yapamayan muhalefete yanlayacak biri değil Erdoğan – hele ki seçime bu kadar vakit varken ve döneceği yüzde bin trilyon olan bir konuda. Şu anda içerideki muhalefeti iyice terörize edecek bir siyaset güdüyor kendisi. “En iyi Kürt, Alevi, Atatürkçü, vatansever… biziz ve bize karşı olanların hepsi bu gavurun maşaları, piyonları, kuklaları, tetikçileri”.

Bu ne anlama geliyor?

Benim için şu basit gerçekten başka bir anlamı yok bu dönüşün – ki Rıza mevzuyla fark ettim ben bunu: 2019’da seçim meçim yok. Türkiye 2019’u görmeyecek öngörümden bağımsız bir şey bu. Tut ki 2019’u gördük, yine seçim filan yok.

Neden?

Birleştirin tümünü. Ya Erdoğan’dan tarafsınız ya da terörden. O da zaten Allah ömür verdikçe bu millete hizmet edecek. Erdoğan uludur ve ne yaparsa milleti için yapar. O’na karşı olan herkes vatan hainidir. Tek bir grup vardı hiç yanlamadığı: Atatürkçüler. Onlarla ezelden bir düşmanlığı vardı zaten. Şimdi bu son grup da terörize edilebilecek halde. Nasıl “PKK’lı olmayan Kürt kardeşler” var ve Kürt’e ne yapılırsa yapılsın buna karşı çıkan herkes ya Cihangir solcusu ya PKK’lı, o hesap. Artık cümle Atatürkçüler düşman filan değil. Nasıl makbul Kürtler var, aynı şekilde makbul Atatürkçüler olacak. Hani makul milliyetçi MHP’li, ötekiler şu-bu partili, makul Kürtler AKP’li, ötekiler HDP’li, aynı şekilde makul Atatürkçüler Erdoğancı-Perinçekçi, ötekiler CHP’li ve vesair.

2019’da seçim olmayacaksa böyle yanlaması ne ayak?

Dedim ama tekrar edeyim. 2019’da seçim filan yok. Erdoğan’ın şimdiki korkusu ambargodan fazlası. Rıza üstünden kendisi üstüne gelinecek – doğru. Ama Erdoğan için ülkenin kaderiyle kendi kaderi birbirine bağlı. Ve Erdoğan yanıyorsa Türkiye’yi de yakmaktan çekinmeyecek. Görünen o ki önümüzdeki aylarda bayağı sağlam bir gerilim olacak Türkiye’de – sanki halihazırdaki gerilim yetmezmiş gibi. Ve o gerçekleşince “Atatürk deyip, Türkiye deyip gavurun oyuncağı olan bu şerefsiz vatan hainleri…” demek için bu yanlamaya ihtiyacı var çünkü Kürtler “ihanet etti”, liberaller “ihanet etti”, vaktinde milliyetçiler “ihanet etti”, ama Atatürkçüler henüz ihanet etmedi. Böylece edecekler.

Türkiye Cumhuriyeti pek çok zor gün, ay, yıl gördü ama 2018 kadar zorunu gördü mü? Sanmıyorum. Erdoğan’ın onlarca yıllık uğraşının meyveleri sonunda toplanmaya başlayacak ve Türkiye de resmi olarak da yok edilecek gibi görünüyor. Daha öncesinde, yukarıda da link’ini verdiğim üzere, “Erdoğan elinde kalan bu Türkiye’yi ister mi?” diye sormuştum. Artık anlıyorum ki amacı zaten “pek de hayırlı değil”. Nereye nasıl kaçacağı, ne kadar parasının olacağı, nasıl korunulacağı filan çoktan hazırlanmıştır herhalde.

Yine de kendi çocukları gidip bulacak O’nu. Bu da bir kehanet olaraktan dursun burada. Tutar mı tutar…

Footnotes

  1. Cehalet kelimesi de cehl kelimesinin çoğuludur.

6 comments On Ah Ulan Rıza…

  • Merhabalar,

    Seçimlerin olmamasında nasıl bir neden görüyorsunuz?
    Bildiğim kadarıyla sadece savaş durumunda 1 sene süreyle ertelenebiliyor.
    İlişkiler ne kadar kötü olsa da herhangi bir dış müdahalenin de olacağını zannetmiyorum.
    Sırf savaş durumu kendisi mi yaratacaktır? “Bir gece ansızın” Afrin’e girme gibi bir durum olabilir mi?

    https://www.tbmm.gov.tr/anayasa/anayasa82.htm
    D. Türkiye Büyük Millet Meclisi seçimlerinin geriye bırakılması ve ara seçimleri
    MADDE 78. – Savaş sebebiyle yeni seçimlerin yapılmasına imkân görülmezse, Türkiye Büyük Millet Meclisi, seçimlerin bir yıl geriye bırakılmasına karar verebilir.
    Geri bırakma sebebi ortadan kalkmamışsa, erteleme kararındaki usule göre bu işlem tekrarlanabilir.

    • Benim aklıma gelen üç ihtimal var:

      1- Yorumda da belirtildiği üzere dışarı savaş açmak.
      2- Yurt sathında OHAL’in durmadan uzaması sonucu ülkenin üzerinde savaş tehdidi bulunduğu iddiasıyla seçimlerin ertelenmesi.
      3- Dış, askeri müdahale.

      Doğrusu ben artık yasaya bakmıyorum. Malumdur, bu ülkenin içişleri bakanı, meclis kürsüsüne vura vura, zerrece utanmadan “ben bu anayasayı tanımıyorum” demiştir. Bu, açık bir şekilde, anayasal düzene karşı çıkmaktır. Aynı şekilde bu ülkenin tek adamı 2012’de “Anayasa Mahkemesi bize köstek oluyor, kaldıralım” demekte bir beis görmemiştir. Sonrasında, hatırladığım kadarıyla üç defa “bu anayasayı tanımıyorum” demiştir. Anayasanın olmadığı bir ülkedeyiz biz.

      Daha yeni, sorusuz ve mühürsüz referandumda YSK “boşverin yasayı filan canım” demedi mi?

      “Türkiye 2019’u görmeyecek” derken benim aklımda olan iç çatışmalardı hep. Onun önündeki engelin bir tarafın dağınık ve silahlı güçten mahrum olması olduğunu; bu nedenle siyaseten bayağı sarsıcı bir şeyler olacağını ve sonrasında parçalı hareketlerin sağı solu saracağını düşündüğümü de söylemem gerekli. Ama, Erdoğan’ın Atatürkçü kesilmesi üzerine yazdığım yazıda da belirttiğim üzere, benim anladığım Erdoğan’ın ambargodan filan daha büyük bir şeylerden korktuğu. Ambargodan daha büyük olan tek şeyse dışarıdan gelecek bir müdahale.

      Olası mıdır? Değildir diyemiyorum artık. Erdoğan daha dün (ya da bugün, tam hatırlayamadım) “biz sıratı mustakim üstüneyiz” dedi. Malumdur, bu tabir Kuran’dandır ve tabir mümin/küffar ayrımına dayanır. Cehaletinden emin olsam da Erdoğan salak değil. Yaptığı hiçbir şeyi bilinçsiz yaptığını sanmıyorum. Olacak olanları bildiğine inanıyorum. Ve eğer doğruysam karşımızda şöyle bir tablo bulunuyor:

      15 senede, hadi tarımını, hayvancılığını, sanayisini, teknoloji üretimini vesairi geçtim, toplumsal birlik ihtimalini yok etme amacını gütmüş birisi Erdoğan. Dolayısıyla Türkiye gibi sadece nüfusu dahi korkutucu olan bir ülkenin parça parça olması için ihtiyacımız olan bir tek şey vardı: Derin birkaç yarık. Ve bunların hepsini oluşturdu sağ olsun. Şimdi sonuca geliyoruz işte. Bu ister kendisinin savaş açmasıyla olsun, ister kendisine savaş açılmasıyla. Olan Türkiye’nin gayrıresmi yok oluşunu takip eden resmi yok oluşu olacaktır. Başka bir şey değil.

      Hasılı, nasıl olacağının ne kadar önemli olduğunu bilmiyorum. Belki bizimkiler savaş açar bir yana, belki bize savaş açılır, belki OHAL bahane edilip yasa filan takılmadan geçiştirilir. Ama artık önemli olan şey seçimden ziyade içinde bulunduğumuz durum. Zira vakta ki hiçbir düşündüğüm şey gerçekleşmedi ve seçim yapıldı, Erdoğan’ın gücü kaybetmesi demek yalnızca Türkiye’den kaçması değil gittiği hiçbir yerde rahatça oturamaması demek. Ondan kurtuluşu (kurtuluşu?) sadece baskıya, sindirmeye ve içeride kendisine karşı olanları bastırmasına bağlı. Yoksa sonunda ülkeden kaçacak duruma düşerse kendisine karşı olanlar değil kendi oluşturduğu, büyüttüğü, eğittiği çocuklar sonu olacak kendisinin. Biz değil.

      • Açıkçası ne kadar “anayasayı tanımıyoruz” gibi laflar edilse de sonuçta uymak zorunda kalıyor diye düşünüyordum ama bahsettiğiniz gibi YSK’nın yaptığı hukuksuzluk sonrasında ve Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larını incelemem demesiyle tam bir hukuksuzluk çıktı ortaya. Meclisten erteleme kararı çıkması halinde bu kararı iptal edebilecek ortada bir Anayasa Mahkemesi kalmadı.

        Gelecek açısından da Erdoğan gitse de arkada enkaz kalacak gibi. Ne insan kaynağını düzgün kullanabildiler, ne de yeni oluşacak olanı iyi eğitebiliyorlar. Ve de insanlar bunlardan ders almış olmayacaklar. Menderes ve Özal sonrası 3. bir kahramanları olacak. Her ne kadar tam tersi olduklarına dair kanıt önlerine sürülsede.

        Ek olarak, kafanızdaki yönetim sistemiyle alakalı bir yazı yazacak mısınız?

        • Yo, keşke anayasaya uymak zorunda kalınsa. Ben senelerdir bir şeyi devamlı söylüyorum ve bu sözüm her gün daha da acı geliyor bana: Biz, kanun metinlerinde var olan haklarımızı istiyoruz hala. Onları bir sağlayabilsek sonra kanunda yer almayan haklara geçecek sıra. Ama olmuyor, oldurmuyorlar. Hala kanunun işlemesi için uğraşıyoruz.

          Örneğin anayasanın birinci maddesi Türkiye bir cumhuriyettir der. İngilizcesi republic, kelimenin kökü res-publica, yani halkın malı. Yarısı bizzat devlet başkanı tarafından terörist, bölücü ve vatan haini olarak nitelendirilen, ve acıdır ki diğer yarısının gerçekten de vatan haini olduğu bir ülkede halktan ve bu halkın malından bahsedebilir miyiz?

          Veya daha somut iki örnek vereyim. Madde beşte “insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak” devletin görevi olarak sayılıyor. Şurada da yazmıştım ve hala düşününce kafayı yiyecek gibi oluyorum: Milli Eğitim Bakanı “çocuklarımızdan fedakarlık bekliyoruz” derken bundan bahsedebilir miyiz?

          Aynı şekilde madde onda “herkes kanun önünde eşittir” deniliyor. Hadi çıkıp Taksim Meydanı’nda “biz bu anayasayı tanımıyoruz” diye bağıralım. 309’dan yargılanır mıyız, yargılanmaz mıyız?

          Hasılı anayasa filan yok ortada. Keşke olsaydı. Zaten ilk amacımız anayasa ve yasalar olsun, bunlar da herkesi bağlayıcı ve her an uygulanır olsun değil miydi?

          Aslında aklımdaki sisteme bir giriş olsun diye Anayasa Yazıları serisine başlamıştım ben. Koca koca ve içi görece boş yazılar olduğundan okunmasını ne kadar salık veririm bilmiyorum :/ Ondan özet geçmeye çalışayım:

          Türkiye’de ciddi bir saygı sorunu var ve demokrasinin temelinde (demokrasinin araç olarak kullanılması değil, dikkatinizi çekerim. Demokrasinin kuruluşunda ve temelinde) eşit haysiyet ilkesi var. Bizse, hele ki son 15 senenin sonucunda, bu ilkeden hiç olmadığımız kadar uzaklaşmış durumdayız. Yani Türkiye’de demokrasi tutmaz. Tutma ihtimali vardı bir zamanlar, ortada demokrasi olmasa da. Ama artık o ihtimal yok.

          Ne olacak? Kaçarımız yok, bu ara pek sevilen tabirle “yerli ve milli” bir hükümetimiz olacak, bunlar da ne gerekiyorsa kimseyi dinlemeden yapacaklar. “Bu topraklarda İslamcı lafı küfür olarak kullanılana dek” dedim birkaç kere birkaç yerde. İşte bu duruma getirecekler bizi misal. Veya eğitimi toparlayacak, senelerdir günbegün daha da koflaştırılan yeni neslin çocukları adam edilecek. Güney Kore veya Singapur’da yapıldığı gibi bir proje olacak, Türkiye düze çıkmaya çalışacak.

          Bu ne demek? Doğru. Baskıcılık. Amma eğer ki elimizde yekpare bir Türkiye kalacaksa bu kadar salaklığı, ihaneti ve baskıyı başka türlü temizlememiz zor. Ha bunun ihtimali var mı?

          Keşke olsaydı. “Ben gibi kimsenin okumayacağı bir seri için oturup kafa patlatanları vatan haini ilan edenler” demiştim bir yerde. Bu adamları baskılamadan, zorla adam etmeden (ki bilvesile Rousseau’yu da saygıyla analım adamın “force to be free” sözünü anımsayarak) “düzgün” bir ülkeye, düzgün bir siyasete sahip olma ihtimalimiz yok.

          Keşke olsaydı…

          Bu çok uzun özetin üstüne bir ara bir şeyler karalama amacındayım evet. Hoş, siteyi ilk açışımda da, şimdi de amacım İngilizce yazmak ve esasında siyaset teorisi (political theory) üstüne karalamalar yapmaktı ama ne hale geldiği ortada. Ondan yazabilir miyim, ona sıra gelir mi bilmiyorum 🙁

  • Pingback: Rıza Denen Pezevenk Öterken | Murat Karabağ ()

  • Pingback: "Hedef Erdoğan Değil, Türkiye": Hadi Canım Sen De! | Murat Karabağ ()

Leave a Reply

Site Footer