AKP’li Saçmalamaları III: Kübra Par’ın Konuğu Mahir Ünal

Bu aralar AKP’lilerin ekserisi görece/bayağı sessiz. Her şeyi Mahir Ünal’ın söylemesi gerekiyor bu yüzden. Ünal da sağ olsun, saçmalama konusunda doktora yapanlardan (ki sanırım bu AKP’li olmanın şartlarından biri) ve tonla zırva yumurtlamış. Hadi onlara bakalım.

Haber burada. Yine kalın olan kısımlar Ünal’ın zırvaları, altındakiler benim yorumlarım.

Bizim, AK Parti siyasetinin Mustafa Kemal Atatürk ile ve cumhuriyetle hiçbir zaman, hiçbir sorunu olmadı. Son 16 yıl partimizin kuruluşu, iktidarımızın da 15. yılı. Bizim 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlama afişlerimize baktığımızda, ‘Biz kurduk’, ‘Biz koruduk’ ve ‘Biz yücelttik’. Bizim cumhuriyetimiz, biz milletiz. Biz Cumhuriyeti, Atatürk’ün önderliğinde milletin kurduğuna inanan ve parti programında, 2002’deki parti programında, daha sonra parti tüzüğümüzde, daha sonra 2012 Siyasi Vizyon Belgemizde, daha sonra 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimi Siyasi Vizyon Belgemize, bütün bunlara baktığınız zaman bizim laiklikle, cumhuriyetle, Atatürk ile ilgili duruşumuz son derece nettir. Bizim bu güne kadar cumhuriyetle, cumhuriyetin kazanımları, değerleriyle, Mustafa Kemal Atatürk ile bir sorunumuz olmadı ki.

Siz ne yalancısınız siz. Atatürk’le bir sorununuz olmadı, e mi? Burada Erdoğan’ın andığı iki ayyaşın kim olduğunu söyleyin, bir de Lozan “hezimetini” zafer diye yutturan birilerinin, biz de bir acaba diyelim. Sonra belki inanırız. Zor olur ama, sizin AKP dinine göre biz müşrik olduğumuzdan. Aklımız var zira.

1938’den sonra inşa edilen Kemalizm, 1950’li yıllara geldiğimizde özellikle İsmet İnönü’nün resmi dairelerden Atatürk’ün resimlerini indirtmesi, İsmet İnönü’nün kendi resmiyle para bastırması ve yavaş yavaş Atatürk’ün İsmet İnönü döneminde adeta unutturulmaya çalışılmasıyla birlikte Demokrat Parti döneminde Atatürk’ü Koruma Kanunu çıkarılmıştır. Demokrat Parti’nin o gün Mustafa Kemal Atatürk’e dönük, Cumhuriyetin kurucu liderine dönük pozisyonu neyse bugün, aynı gelenekten gelen Adnan Menderes, Turgut Özal, Necmettin Erbakan ve Recep Tayyip Erdoğan, milletin adamları geleneğinden gelen bu geleneğin bakış açısı aynıdır.

Allah belanızı versin be. Bir kere, tek bir kere de yiğit olun da yalandan “Atatürk iyi de çevresi kötü” demeyin, “Atatürk’ün Allah belasını versin” deyip ne olduğunuzu doğrudan gösterin.

Atatürk iyiymiş de çevresi kötüymüş. Pek güzel. En Atatürkçü adamlar Menderes, Özal, Erbakan ve Erdoğan, öyle mi? Size sorsak Atatürk de milli görüşçü ve Erbakancı olurdu, zaten referandumda da evet verirdi.

Ne hikmetse size tapınanların hepsi şunun gibi herifler, sabah akşam Atatürk’e sövmekten başka işi gücü olmayan haysiyetsiz şerefsizler sürüsü (ki kime benzediklerini biliyoruz zaten) ama sizler hep Atatürkçü, en kral Atatürkçü. Tabi.

Bir de Allah aşkına söyleyin, Ecevit neden millet adamı değil? Nerden geldi, Mars’tan filan mı geldi o? Ne yaptı da millet adamı olamadı? Oğlum siz ne cinssiniz böyle. Erdoğan’a tapınmayan herkes vatan haini, Erdoğan’a muhalif herkes dış mihrak, Erdoğan karşıtı herkes terörist, satılmış, şerefsiz.

Allah belanızı versin be. Yettiniz. Bezdirdiniz. Yeter be. Yeter.

Bizim geçmişle kavga etmek gibi bir niyetimiz söz konusu değil. Geçmişte yaşananları da birilerinin bize yanlış şekilde aktarmasını da kabul etmiyoruz. Cumhuriyet bizimdir, Mustafa Kemal Atatürk bizimdir, Kurtuluş Savaşı’nda mücadele veren bütün kahramanlar bizim kahramanlarımızdır. Ama biz şu hatayı yapmıyoruz, cumhuriyetin mirasını, kazanımlarını reddederek böyle bir hatayı tekrarlamak istemiyoruz. Biz diyoruz ki Selçuklu da bizimdir, 1071’de Anadolu’nun kapılarını açan, Malazgirt’te bize bu toprakların kapısını açan Alparslan da bizimdi, Osman Bey de bizim Fatih de Abdülhamit Han da Enver Paşa da Cemal Paşa da Talat Paşa da bizim Mustafa Kemal Atatürk de bizim. Hatasıyla, sevabıyla bu tarih bizim tarihimiz.

Sizler demokratik yollarla hükümeti devirmeye darbe diyen heriflersiniz (bakınız: Yeni TDK’nın darbe tanımı), kendinizce tanımlar oluşturmuş onlara inanıyorsunuz. Cumhuriyet kelimesinin İngilizcesi republic, bunun da kökü res publica. Ne demek bu? Halka ait demek.

Türkiye halka ait şimdi, öyle mi? Siyaset yaptığımız, Erdoğan’a muhalif olduğumuz anda terörist vatan hainiyiz ama bu ülke bize DE ait, öyle mi? Bir yürüyün gidin be. Bıktırdınız. Şu “tezlerinizin” birini, yeterli derecede “akademik” bir üniversitede savunan birini, tek birini gösterin de inanayım. O kadar senedir öğrendiğim her şeyin yalan olduğunu, bak kanıtlamayın da, sadece gösterin biraz, inanayım. Biraz bak, sadece biraz.

Bir de içimde kalmasın. Enver Paşa da sizin, Enver Paşa sizsiniz zira. O nasıl KOCA ORDUYU Sarıkamış’ta karlara gömdü de hakkında bir satır bile yazmadı, bir an bile düşünmedi, siz de öylesiniz. O orduyu öldürdü, siz ülkeyi. Ne acı…

(‘Bugüne kadar biz hep AK Parti’den, ‘Bizim belediyelerimiz çok başarılıdır’ sözünü duymaya alışmıştık. Şimdi ne oldu da bu istifalar geldi? Kamuoyu bunun arkasında net olarak neyin olduğunu merak ediyor?’ sorusuna) Açık ve net olarak programınızın ismine uygun bir şekilde anlatayım. Aslında olan şu: Son üç yılda siyasetin içerisinde olmayan siyasi hareketimizin lideri (Erdoğan), genel başkan olduktan sonra hem teşkilatlarda hem belediyelerde hem de hükümette her şeyi tekrardan elden geçiriyor ve AK Parti’yi 2019’a, Türkiye’yi 2023’e hazırlıyor. Aslında olan bu. Sayın genel başkanın parti içinde ilgili kurullarda yaptığı iştişareler sonucunda belli belediye başkanlarına istifa çağrısında bulunmak. ‘Bunun gerekçesi nedir?’ diye sorarsanız bunu tek bir nedenle izah edemezsiniz.

Erdoğan üç sene siyasetin içinde değil miymiş? Başka hiçbir şey demeyeceğim: Davutoğlu da keyfinden “istifa etti”, ondan giderayak ağladı kameralar karşısında. Değil mi?

On lafınızın on biri yalan olmasın. Ne olur. Bir kere de on lafınızın dokuzu yalan biri doğru olsun. Bir kere.

(‘Seçimle gelen seçimle gider’ ilkesi çiğneniyor’ eleştirilerine) Belki burada bir demokratik mekanizma oluşturulmalıdır. Yani geri çağırma hakkı gibi. Belediye başkanlarıyla ilgili geri çağırma hakkı düşünülebilir. 2019 seçimi, çok zor ve meşakkatli olacak herkes için. Biz bunları bir sandığa hazırlık olarak görüyoruz.Biz bir dava hareketiyiz ve bizim hareketimiz içerisindeki milletvekilleri, belediye başkanları, bunların hepsi kendisini bir nefer olarak görür. Kendisini belediye başkanı, kendisini milletvekili ya da il başkanı olarak tanımlamaz. İstifası istenen, koltuğu bırakır.

Canım benim ya. Demokrasi nedir, nasıl işler bilmesek, üstüne tez yazmasak, seneler boyunca okuyup etmesek yeriz de yemiyoruz be gülüm. Ben yemiyorum yani. Bana bir demokrasi gösterin ki kişiler partinin (bak iyi niyetliyim kişi de demedim) malı olmasın. Bir tek demokrasi. Halep oradaysa Democracy Index burada. Şu lafınızı tekrarlayan tek bir lider, tek bir parti, tek bir grup gösterin tam demokrasiler içinde. Rica ediyorum.

Tabi, biz ileri demokrasiyiz. Pardon.

Bir de nedir sizin davanız? Davanız tam olarak nedir, bir söyleyin artık. Söyleyin de bilelim. Hangi dava ülkesindeki her aklı çalışan adama terörist ve vatan haini dedirtir, hangi dava ülkeyi yakar yıkar, hangi dava kardeşi kardeşe kırdırır ne olur söyleyin. Söyleyin de bilelim artık. Yoksa buradan sadece Erdoğan’a tapınan bir grup olarak görünüyorsunuz, bilesiniz.

Biz Norveç’te veya Finlandiya’da yaşamıyoruz. Çevremizde 9 ülke yönetilemez durumda ve bir ateş çemberinin içerisinde bu ülkeyi bir güven ve istikrar adası olarak tutmaya çalışıyoruz. Bugün biz biliyoruz ki her ay yüzlerce terör saldırısı İçişleri Bakanlığının, Emniyet’in, Emniyet istihbaratın ve MİT’in sıkı çalışmalarıyla engelleniyor. Bir insanın gazeteci olması o insana suç işleme hakkı ya da yasalara karşı bir koruma kazandırmıyor.

Türkiye’nin toplam sekiz komşusu var. Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan, Ermenistan, Nahçivan aracılığıyla Azerbaycan, İran, Kürdistan (hadi tamam, Irak diyeyim tamam), Suriye. Denizden yakın komşularını da sayarsanız Romanya, Ukrayna, Rusya ve Kuzey Kıbrıs da eklenir, on iki olur. Ulan iyi niyetle Kıbrıs ve Malta’yı da ekleyelim, on dört olsun. Bunlardan Suriye’de iç savaş var, gerisinde ne var ki yönetilemez durumda? Ne oluyor Yunanistan’da, Bulgaristan’da, Romanya’da, Gürcistan’da, Ermenistan’da, İran’da… ki yönetilemez durumdalar?

Yoksa bu basit konuda dahi doğru söyleyemiyor musunuz? Yok, eğer tüm Akdeniz ülkelerini katıp Cezayir’i, Libya’yı da ekliyorsanız gene yemiyor be gülüm. Sadece üç oluyor eklenen kötü durumdaki ülke sayısı.

Yalan söylemeye o kadar alışıksınız ki yalana ihtiyacınız yokken dahi yalan söylüyorsunuz bak.

Bakın, ben hiç ekmek sattığı için böbürlenen fırıncı görmedim. İşi o çünkü. Veya X noktasından Y noktasına kazasız belasız götüren bir taksicinin övündüğünü görmedim. İşini yaptı diye övünür mü birisi?

Bu nasıl yüzsüzlük ki “bak bomba patlatmıyorlar ha, iyiyiz biz” diyerek övünüyorsunuz? Şaka mısınız siz? Bir öğrenci dersini verdiği için övünmüyor, bir bebek konuşabildiği için övünmüyor, siz bununla nasıl övünüyorsunuz?

O kadar kıt kafalısınız ki yapmanız gerekeni yaptığınız için kıvanç duyuyorsunuz. Yapmamanız gerekenlerle de övünüyorsunuz gerçi. Sanırım o kadar aşağılık görüyorsunuz ki kendinizi, her şeyle övünüyorsunuz.

Ama biz işinizi doğru yaptığınız zaman övünemeyeceğinizi biliyoruz be. Şansınıza.

Hasılı habere göre bugün çok şey yumurtlamamış Mahir Ünal ama yumurtladıkları da yeterli değil mi?

Leave a Reply

Site Footer