AKP’li Saçmalamaları VI: Kılıçdaroğlu’nun Belgeleri Sonrası Mahir Ünal

Daha önceden okuduysanız beni bilirsiniz, sempatizanından yöneticisine cümle AKP’lilere gıcığım. Ama Mahir Ünal, Mehmet Metiner’i de zorlayacak kadar tiksinti yaratıyor bende. Artık tipine mi gıcığım bu kadar, söylediklerine mi bilmiyorum.

Bu notla beraber başlayalım. Klasik olarak kalın kısımlar Ünal’ın sözleri, diğerleri benim yorumlarım. Kaynağım da burada.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu bugün açıkladığı belgelerle yalan söylediğini iddia etti. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın avukatının Kılıçdaroğlu’na suç duyurusu yapmaya çağırdığını hatırlatan Ünal, “Eğer, bunlar suç unsuru taşıyan bir belgeyse savcılığa teslim etmesi gerekiyor” dedi.

Sene 2013. 17-25 Aralık diye ünlenen süreç. Ne olduğunu kısaca hatırlayalım: Rıza denen herif içeri alındı. 26 Aralık’ta Hürriyet’te çıkan bir haberde Erdoğan’ın şu sözleri vardı:

(Rıza Sarraf) Altın ihracatı yapan bir zat. Ülkeye katkısının olduğunu biliyorum. Hayır işlerine girdiğini biliyorum.

Ne oldu sonra? Salınıverdi.

Daha sonra?

Bin kelimeye eş bir fotoğraf koyalım:

Ha. Neymiş? Hayırsever bir iş adamı olan bu zat o kadar büyük, o kadar iyiymiş ki arkasına Türk bayrağını dahi koymaktan imtina etmemişsiniz. Sizin yüzünüzden Budapeşte’ye okula giderken valize ilk koyduğum şey olan Türk bayrağını çıkaramadım ben oradan demiştim daha önce.

Şimdi diyorsunuz ki “savcıya git”, öyle mi?

Yine hatırlayalım bu 15-25 Aralık dedikleri olayda ne olmuştu. 19 Aralık’ta bir garabet yapılmış, soruşturmayı yürüten savcının yanına iki savcı daha katılmış, üçte iki imzayla işlem yapılması diye bir şey çıkarılmıştı. Bakın ben uydurmuyorum. Hepsi gazetelerde, hepsi arşivlerde.

Şimdi diyorsunuz ki “git bir savcıya ver”.

Hangi savcıya verelim?

Hadi de ki vatanperver bir savcı bulduk (hani zor ya, bulduk) ve O’na verdik belgeleri.

  1. Bu savcının “hacı bu adam cumhurbaşkanı, işlem yapamam” demeyeceği ne belli?
  2. Hadi de ki harbiden soruşturma açtı. Fethullahçı olduğunu ertesi gün öğrenmeyeceği ne belli?
  3. Hadi Fethullahçı da demediniz. Bu savcının yanına iki savcı atamayacağınız ne belli?
  4. Hadi iki savcı da atamadınız, bu adama görevden el çektirmeyeceğiniz ne belli?
  5. Hadi görevden el de çektirmediniz. Bu adamla beraber çalışması gereken devletin gerekli organlarının kendisiyle çalışacağı ne belli?
  6. Hadi açıktan kendisiyle çalışmazlık da yapmadılar. Gerekli kovuşturmanın yapılacağı ne belli?
  7. Hadi de ki bu da oldu. Bu davaya bakacak hakim bulunabileceği ne belli?
  8. Hakim de bulduk. Çok güzel. Bu hakimin başına, savcı için düşündüklerimizin gelmeyeceği ne belli?
  9. De ki hepsi birden oldu. Yargılama dahi yapıldı. Sonra?

Çok bir şey değil, iki şey koyacağım. İlki bu. Danıştay dedi ki saray kaçak. Ne dedi Erdoğan? “Güçleri yetiyorsa yıksınlar”.

Bak hukuk diyoruz, devlet diyoruz. Nerede hukuk, nerede devlet? Anasını bellediniz ikisinin de. Allah belanızı versin sizin.

İkincisi de bu. Anayasa mahkemesinin kararını tanımıyorum diyen birisi var. Hadi ben çıkıp diyeyim ki anayasayı tanımıyorum. Ne gelir başıma?

Valla Efkan Ala meclis kürsüsüne vura vura “bu anayasayı tanımıyorum” dedi de bir bok olmadı kendisine. Ama benim hayatımın, sanki yeterince kaymamış gibi, kayacağı garanti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının Kılıçdaroğlu’na suç duyurusu yapmaya çağırdığını hatırlatan Ünal, “Eğer, bunlar suç unsuru taşıyan bir belgeyse savcılığa teslim etmesi gerekiyor. Siyaset yalan ve iftira ile yapılmaz. Daha da acısı ABD’de yürütülen, Türkiye’ye karşı yapılan çalışmaların, Türkiye ayağını Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’si oluşturuyor. Bir kez daha kendi yalanın da boğulacaktır” diye konuştu.

Daha da acısı, öyle mi? E daha bugün “yerli ve milli” muhalefet olan Bahçeli dahi tutuşup “Rıza iade edilmeli ve yargılanmalı” dedi. Bahçeli de mi birden gavur ve dış mihrak oldu acep?

Markar sizin tarafta tek değil. Bak bugün ne demiş:

Türkiye’de bir tek Erdoğan ve şürekası yerli ve milli. Bir tek siz vatanperversiniz. Vatan da sadece siz demek. Biz hep vatan haini, biz hep bölücü, biz hep terörist.

Bence biz hiç birisi değiliz ama bize durmadan bunları dediğiniz için sizin bunlar olduğunuzdan fazlasıyla eminim ben. Vatan hainisiniz, bölücüsünüz, teröristsiniz.

“Hacı siz İran’a nakit filan vermeyin. İhracat yapın” diyen ambargoyu delmek ne demek? Basit. İhracat yapmak yerine cebine para doldurmak demek.

Hırsızsınız. Sadece milyor milyor çalan hırsızlar da değilsiniz. Türkiye Cumhuriyeti’ni bitiren, milyon adamın bugününü ve geleceğini çalan hırsızlarsınız.

Sonra neymiş, Türkiye’ye karşı oyunmuş. Size karşı yapılan şey neden hep Türkiye’ye karşı? Kafayı nasıl yediniz siz? Ben size karşıyım diye neden Türkiye’ye karşı oluyorum? Ben Türkiye’yi sevdiğim, Türkiye’de huzurla yaşayabilmek için size karşıyım.

Bak vaktinde yazdım. Dedim ki Bharara (Rıza davasının eski savcısı) Türkiye’deki milyonların hem umudu, hem korkusu. Umudu çünkü burada hukuk yok. Ama korkusu zira sizin yaptıklarınız yüzünden giren bize de girecek.

Eğer Türkiye’ye karşı oyun varsa bu oyun sizin yaptıklarınız yüzünden var. Oyun size, sizin yüzünüzden Türkiye’ye. Ama yine de gitmiyorsunuz, gitmeyeceksiniz. Keşke biraz Türkiye’yi düşünseydiniz. Sadece biraz. Nasıl bir beladır bu, anlamadım ki…

ABD’de tutuklu olarak yargılanan Rıza Sarraf’ın, eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’ya karşı tanıklık yapacağı haberleri sorulan Ünal, “Uluslararası hukukta karşılığı olmayan, FETÖ’nün ABD’de dizilere kadar sızdığının biliyoruz, bunu tiyatroya çevirdiler. Biz bu tiyatroyu tanımıyoruz” cevabını verdi.

Hukukta karşılığı yok, öyle mi? Canım benim. Yarın Türkiye, en azından ambargo yediğinde o yollarak döktüğünüz taşları, çimentoları yerken biz, yine dersiniz hukukta yeri yok diye. Tabi Türkiye’de durabilirseniz.

Ben artık eminim ki hepiniz kaçacaksınız Türkiye’den. Kaçamayanlaraysa acıyı kendi yetiştirdiğiniz çocuklar tattıracak. Kaçanların da keyfinin yerinde olacağını sanmayın ama. Ortağınız Fethullah gibi korumalı bir sarayda yaşasanız dahi gelip bulacaklar sizi. Çünkü insan değiller. Fethullahçıların kahir ekseriyeti gene “naif” adamlardı. Okul mokul bir şeylerle uğraşıyorlardı. Sizin çocuklarınızsa sokakta yaptıkları kavgalarıyla övünüyor, millete hayatı zehir ettikçe mutlu oluyorlar.

Biz insanız, bir şey yapmadık ve yapamıyoruz. En fazla mahkeme adalet dağıtsın diye bekliyoruz ve sizin çocuklar size bir şey yapamadan mahkemeler size adaleti tattırdığında ben de mutlu olacağım. Ama sizin çocukların yapacağı şeyi ben yapmam. Tekrar ediyorum, insanım çünkü. Ama yarattığınız canavar sizi yemeye geldiğinde sizin öldürdüğünüz çocukların acısı azıcık da olsa çıktı diye izleyeceğim.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.