Anayasa Yazıları: Son

Uzun zaman önce “anayasa nedir?” sorusuyla başladığım anayasa yazıları serisine resmi bir son vermeye karar verdim. Ne de olsa artık sistemimiz değişti – her boku bilen, her konuda karar verebilen ve yargılanamaz bir başkanımız olacak, bu sayede de Türkiye refaha ulaşacak. Yerseniz.

Eğer beyinsiz %50’denseniz yemişsinizdir bile. Afiyet olsun. Bizim de geleceğimizin anasını bellediniz, Türkiye’nin de. Bari çıkarken komidinin üzerine 100$ bırakın da ülke biraz “hakkını alsın”.


Uzun uzun yazacaktım yine lakin takatim yok. Kısaca birkaç şey söyleyip geçeceğim:

1. Bu ülkenin %51.4’ü Türkiye ve cumhuriyet düşmanı. Ve bu düşmanlar, hükümetin sözlerinin aksine, son referandumda hayır verenler değil evet verenler. Daha “sorusu olmayan referandum mu olur” diyemeyen, “sadece meclisi işlevsizleştirmekle ülke mi düzelir” diye soramayan, “Erduvan yapıyorsa vardır bir bildiği” diyen, “neden sadece bu maddeler, yapıyorsanız toptan özgürlükçü ve düzgün bir anayasa yapsanıza” diyemeyen insan sürüsünün, hem benim ve ben gibi bilmem kaç bin veya milyon kişinin geleceğine, hem de Türkiye Cumhuriyeti’nin gerek bugününe, gerekse geleceğine olanca ahlaksızlığıyla saldırması, gerçekçi olalım, ne İngiliz’in, ne Amerikalı’nın, ne Fransız’ın… başarılı olabileceği bir şeydi.

Başarıldı mı? Başarıldı. Vatan evlatlarının elinden alındı mı? Alındı.

Daha da söylenecek söz var mı?

2. Bir adama öylesine büyük yasal güçler verildi ki ben o kadar güce sahip olsam kendimden korkardım. Yetmezmiş gibi Erdoğan’ın gücü elinden bırakması iyice imkansız hale geldi. Kendisi de çok iyi biliyor ki gücün elinden kayıp gitmesi durumunda, kendi adamlarıyla dolu olsa da, hiçbir mahkemeye güvenebilecek durumda değil zira ne kadar büyük bir kısmı gözardı edilirse edilsin suçlarının kalanı kendisini senelerce içeride tutmaya yetecek. Anayasa mahkemesi ve Yargıtay kararlarını tanımamak az şey mi? Eh, bir de kendisi sağken post-Erdoğan Türkiye’si var olursa bu Türkiye’de, tıpkı kendisinin 2007’den beri yaptığı gibi, devrim mahkemelerinin kurulacağı ve kendisinin muhaliflerine davrandığı gibi davranılacağı da açık. Bu devrim mahkemelerinin, Erdoğan mahkemeleri gibi, sanki eldekiler yetmezmişçesine fazladan suçlar üretmeye girişmesi durumunda, yasalarında idam olmayan bir ülkede idamı izleyeceğimizi bile varsayabileceğimizi düşününce işbu anayasa değişikliğinin ne kadar kötü bir şey olduğu daha da anlaşılabilir. Yani Erdoğan, gerek kalması durumunda hileyle hurdayla dahi kendi tek adamlığını sürdüremediği gün, veya bunu sürdüremeyeceğini anladığı gün, ülkeyi, bugünü de aratacak bir şekilde, ateşe vermek zorunda.

Acıya bakar mısınız – Erdoğan gerçekten haklı. Türkiye’nin kaderiyle kendisinin kaderi, en azından bir noktada, gerçekten bir. Kendisi varken Türkiye yanacak, kendisi yokken de Türkiye’yi yakacak.

Keşke bunun müsebbibini bulabilseydi bilmem kaç milyon kişi…

3. Daha önce yazmıştım, (her yasada, ama özellikle) anayasada temel konu meşruiyet ve sınırlardır. Elimizde bulunan anayasaya göre doğrudur, sınırlar vardır, ama sınırlar şu şekilde çizilmiştir: Başkan vardır ve başkan dokunulmazdır, nihai karar merciidir, ülkedeki tek kişidir. Başkan yanlış yapmaz. Tut ki yaptı, kimse de onu düzeltemez. Ülkenin geri kalanı kendi kendine oynayabilir. Ya da kısaca söylemek gerekirse başkan olmadığı müddetçe bir kişinin Anayasa Mahkemesi başkanı olmasıyla “sıradan” vatandaş olması arasında neredeyse hiçbir fark yoktur zira sözkonusu başkansa gerisi teferruattır.

4. Hiçbir metnin sadece kendisinin güzel olması yeterli değildir. Belli bir prosedür ve belli bir amaç izlenmedikten sonra metnin pek bir kıymeti de kalmaz. Malum değişiklik yapılıp Türkiye Cumhuriyeti’nin dibine dinamit döşenirken izlenen prosedürde de, “seçimin” süreci ve sonrasında da tek bir amaç var gibidir: Ülkedeki Erdoğan/anti-Erdoğan kamplarını birbirinden nefret ettirip bunların birbirini insan olarak görme ihtimallerini dahi ortadan kaldırmak. Bu ateşle oynamaktır.

Her boka “hayırlısı olsun, hayırlısı olsun” diye diye hayır bırakmadık memlekette. Bir süredir tek umudum ebemizin örekesini en kısa ve yakın zamanda görüp ona göre sonunda GERÇEK bir yol çizmeye başlamamız. Bu inşallah kültürü yeterince mahvetti bizi.

Ve umarım Türkiye bir gün ben gibi kıytırık ve kimsenin okumayacağı bir seri için oturup düşünen, insanını ve toprağının iyiliğini arzulayanları başının üstüne koyar. Ben gibileri küstürenleri, sindirenleri, kovanları değil.

O güne kadar, sen bokunda boğulurken bizi de boğacaksın %51.4…

Leave a Reply

Site Footer