Atatürk

Özeti baştan koyayım: Atatürk, Türkiye’de; “Ekonomi çok süper, coştu” diyen akıl, “Erdoğan’a dokunmak bile ibadettir” diyen ruh, “bizim rahmetimiz gazabımızı aşacaktır” diyen akıl ve ruh hastaları, bunların benzerleri ve bunların takipçileriyle ortalama (normal) bir insanı ayırmaya yarayan, bir nevi insan turnusolüdür.

20. asrın başı, sene 1904. Yusuf Akçura Üç Tarz-ı Siyaset’ini yazıyor. Özetle “hacı, halimiz yaman. Bir siyaset seçmemiz lazım. İslamcı mı olacağız, Osmanlıcı mı olacağız, Türkçü mü olacağız?” diye soruyor ve bir cevap vermeden kapatıyor metni.

On sene sonra. Balkan Savaşlarında Avrupa’daki toprakların bayağısı kaybedilmiş. El kadar Yunanistan, “batıya gidip Selanik’i mi, kuzeye gidip Makedonya’yı mı alayım?” diye sorarken “koca” imparatorluk başkentine sığınanlara ne yapacağını düşünüyor.

Dört sene sonra. Memleketin “bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş” durumda. “Gavurun” egemenliği altına girmeyi kendine zul addetmiş pek çok adam var. Birisi sağda, birisi solda. Gelene git demek için çeteler türemeye başlamış, bir hareket var ama örgütlülük yok.

Bu hareketin içindekilerin kafalarında ne olduğunu Yusuf Akçura seneler önce yazmış. Kurtuluş Savaşı’nın beş paşası vardır derler: Atatürk, Fevzi Çakmak, Refet Bele, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Karabekir. Bu beşlinin birinin aklında Türkçülük var. Cumhuriyeti ilan ettikten sonra üçünü siyaseten eliyor, birisiyse 1944’e kadar Genelkurmay Başkanlığı yapıyor.

İşte o bir kişi, bugün hala bir parça kalan insanca yaşama ümidimizin kaynağı. Günahı ve sevabıyla, iyisi ve kötüsüyle hepimizin hayatını etkileyen biri. Önce okumayı, sonra İngilizce’yi öğrendiğimde ilk iş hayatını okuduğum biri. Atatürk.

Ben de çocuktum, sanırım hepimizin olduğu gibi. Yaşım 12-13 filan. İslamcı köpekler de vardı tabi etrafımda. İçerdi ederdi derlerdi, günahkardı derlerdi. “Lan arkadaş” derdim. “İçsin. Günahı kendi boynuna. Sana giren çıkan ne piç?” diye sorardım. Bir gün anama sordum. Dedim neden içermiş ki o kadar?

Hrant Dink, su çatlağını buldu hikayesinde bir dayıyı anlatır hani. Annem de o dayı gibi gelir bana. Bazen bir laf eder, bilgeliğine şaşarım. Dedi ki “o kadar savaş gördü. O kadar insan öldü gözünün önüne. O kadar insan öldü bir emriyle. İçmez mi”. Bugün, o günden çok daha fazla anlıyorum annemin ne dediğini. Benim kucağımda bir kız çocuğu öldü seneler evvel de bugün hala gelir aklıma, hala darlanırım. İslamcı ahlaksızlığıyla 12-13 yaşımda tanıştım Atatürk sayesinde. İyi de oldu.

Ve o aynı kadın, bir cumhuriyet bayramında, beni aradı, “bayramın kutlu olsun demek için aradım” dedi. Sanki mümkünmüş gibi daha da fazla saygı duydum ben O’na.

Kimdir Atatürk? Benim doktora tezimin sahibidir esasında. Bilmem kaç kuşaktır bilmem kaç siyaset bilimcinin veremediği “neden bazı ülkeler demokratikleşemez ve demokratikleşme için gerek ve yeter şartlar nelerdir” sorusuna cevap vermiş bir adamdır. Başka hiçbir şeyi olmasa dahi bu yeter bana kendisine saygı duymam için – ki dünyanın halini anlaması, Kurtuluş Savaşı’nın koca paşalarının anlamadığını anlaması, uygulaması, uygulatması en köpek, en soysuz, en aşağılık İslamcı’nın dahi kendisinin önünde diz çökmesini gerektirir-di normalde, eğer biraz ahlakları olsaydı.

Atatürk’ü övmek bana kalmamış. Tarih öveceği kadar övmüş zaten kendisini. O’nu tanımlamayaysa benim kalibrem yetmez. En güzel tanımı, sanırım, Şevket Süreyya yapmış.

Şevket Süreyya’nın iki önemli biyografisi var. Birisi İnönü biyografisi – ki adı İkinci Adam’dır. Diğeri, ve asıl olanıysa Atatürk biyografisidir ve adı Tek Adam’dır.

Atatürk işte budur. Tek Adam’dır. Atatürk birinci adam değildir. Birincinin ikincisi vardır çünkü. Tek Adam 1963-1965 arasında yazılmışsa da aradan geçen 52 senede Tek Adam’ı birinci adam seviyesine indirecek birisi gelmemiştir. Gelesi de değildir. Atatürk’ten sonra ancak Aşık Veysel’dir kendisi kadar büyük olan, O’nunla da kulvarları farklıdır. Son Türk büyüğü Veysel de anmazlık etmemiştir Atatürk’ü zaten.

Neydi Atatürk’ün derdi? Aslında çok basitti. Bakın yaptığı bir şey vardır ki bana Atatürk’ü en güzel anlatan şeydir:

Yurt dışına öğrenci yollar taze Cumhuriyet. Biri gider onu okur, biri gider bunu okur. Bu çocuklar dönerler yurda, öğretmen olurlar. Öğretmen. Giderler, liselerde ders verirler. Liselerde.

Bugün kaçımız lisede ders vermek istiyoruz?

Atatürk’ün derdi toptan ve hızlı kalkınmaydı. Kimileri kapitalist değildi diye sevmez, kimileri sosyalist değildi diye. Amma ki efendiler, çok atlanır bu. Türkiye, üçüncü dünya ülkesi olduğu sürece adam olabilmiştir. Birinciye veya ikinciye yanladığında değil. Ne Sovyetler’e, ne Amerika’ya köpek olduğumuzda adam olmuştur burası. Halep oradaysa Menderes, Özal ve Erdoğan burada. Bak, nasıl da sıralandılar arka arkaya?

Nasıl hızlı kalkınırdı burası eldeki imkanlarla? Elde işe yarar adam kalmamış1. İmparatorluktan çok da mal mülk kalmamış. Anca tarım var elinde yapabileceğin, o da milletin kendi karnını doyurabilirse doyurur. Fabrikan yok, sanayin yok. Ne yapacaksın?

Bizim bu durumumuz, asırlar evvelinin Fransa’sına benzer. Atatürk de fark etmiş bunu. Demiş ki bir kapitalist güruh oluşturacağız. Bunlar hem ekonomiyi büyütecek, hem de kültür üretecek. Sonra bu iki üç kuşak sonra vulgarlaşıp sokaktaki adamın da hayatını değiştirecek. O arada da fakirlere verebildiğimizi vereceğiz, sadece hayat gailesiyle koşturmaktan fazlasını yapabilmelerine uğraşacağız. Bizim memleket de böylece kalkınacak. Zira kalkınma ne sadece insanla, ne sadece sanayiyle oluyor. İkisini birden adam etmezsek aksar kalır.

Alın size Erdoğan’ı, şürekasını ve sevenlerinin tümünü vatan haini olarak değerlendirmeme sebep olan bir başka şey. Memleketin o kadar parasını bok varmış gibi yatır betona, insana beş kuruş verme, sanayiye beş kuruş verme. Türkiye’nin geleceğinden, en en en iyi ve gerçekleşmesi olanaksız senaryoda, 50 sene çalmış ol. Sonra Türkiye’yi düşünenlere vatan haini de. Hadi oradan.

Olmuş mu Atatürk’ün istediği? Olmamış. Gencecikken ölmüş gitmiş. Düşünürüm bazen, İnönü yerine Atatürk yaşasaydı 73’e kadar, Almanlar gelmez miydi Türkiye’ye yaşamak için, Türkiye’den bizim Almanya’ya kaçmaya çalışmamız yerine?

Atatürk 38’de ölmüş. 39’dan 45’e dünyanın feleği şaşmış. 50’de Menderes gelmiş, elitin kültürü vulgarlaşacağına elit hem vulgarlaşmış, hem lümpenleşmiş. 60’tan 68’e tekrar Türklük gelmiş akla biraz, 68-72 arası ortalık karışmış. Sonrası da bildiğimiz hikayeler işte.

Zengine kültür ürettirebilseydi Türkiye, bir de Amerika’ya yanlarken vatanını satmasaymış vatanın başındaki siyasetçiler, Atatürk’ün amacı gerçekleşirmiş. Ama O bir nesille beraber olabilmiş. İkinci nesil gelirken kendi mirasını sürdürecek kimse kalmayınca da tüm plan boka sarmış, Türkiye bildiğimiz Türkiye olmuş.

İnönü’yü neden sevmediğimi de anlatır işte bu olay, her ne kadar İkinci Dünya Savaşı süresince sürdürdüğü diplomasiye hayran olsam ve büyük saygı duysam da.

Başa dönelim gene. Kimdir Atatürk? Öyle büyük bir adamdır ki ne çağdaşları, ne ardılları düzgün anlamıştır kendini. Yapmaya çalıştığını yapan da olmamıştır. Bugün Koçlar Atatürkçü diye gezer, Atatürk’e kazığı atanların biridir Koçlar. En büyük Atatürkçüler O’na en büyük kazığı atmıştır belki de. Erbakan bile daha fazla Atatürkçüdür – her ne kadar Ferhan Şensoy “senede bir gün Erbakan da Atatürkçü” dese de. En azından kazık atacağım demiştir, dürüsttür o kadar. Atatürkçülerse kazık atmayacağım deyip kazık atmıştır.

Atatürk, Aşık Veysel’den önceki son Türk büyüğüdür. Türk ismini yücelten son isimlerden biridir. “Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz” diyecek kadar büyük bir insandır. Türk’e durmadan köpek gibi davranan, dünün ve bugünün haysiyetsiz, şerefsiz, arsız ve namussuz olanca siyasetçisinin tersine Türk’ü yücelten, Türk’ü yüceltmeye uğraşan belki de son kudretli kişidir.

Atatürk Türk’tür, Türk ancak Atatürk’le Türk olur.

Bu yazıyı yazmak için  (daha doğrusu iki üç hafta önce bitirsem de paylaşmak için) özellikle bugünü bekledim, son sözümü de söyleyeyim. Kurduğu cumhuriyet ilelebet payidar kalmamış olabilir. Ama O’nun ardıllarının kuracağı cumhuriyet, dilediği gibi, ilelebet payidar kalacaktır. O cumhuriyet kurulana dek Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin bayramı kutlu olsun!

Footnotes

  1. Bunu daha önce şurada biraz yazmıştım. İlginizi çekerse diye eklemek istedim.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.