Memurluk Anıları I – Benim Memurum İşini Bilir

Adı Adem. Soyadını bilmiyorum. Bizim bakanlıkta (ASPB) uzman olarak çalışıyor.

Maaşı benden iyi. İmkanları da benden iyi. Bu nedenle olsa gerek, benim gibi sadece KPSS ile değil üstüne mülakatla alınıyor. Eh, bizim memlekette mülakatın liyakat sahibi olanları değil siyaseten aynı olanları işe almak için yapıldığını bilmemek için eşek değil eşek oğlu eşek olmak lazım.

Adem ve ben Cizre’ye aynı zamanda geçici görevlendirildik. O, benden bir gün sonra geldi. İkimiz de aynı göreve, veri girmeye verildik. İlk gün iş olmadı. İkinci gün de olmadı. Üçüncü gün iş geldi kapımıza, sistemi kurdu sonunda il müdürlüğü. Aldım bilgisayarımı, indim aşağı, toplam 4 tane mi ne bilgisayarımız var. Oturdum yazdım.

O akşam 88 tane yazdım, toplam 298 tanenin yazılmış olan 280 tanesinin %31,4’ünü. Ertesi gün darlandım zira toplam 13 kişiyken biz, millet çalışmamak için bilgisayarını ya getirmedi, ya indirmedi. Bu sefer toplam 168’de bıraktım. 80 tane girdim yani. Sabahtan başladım işe, gece yarısına kadar, arada oyun oynaya oynaya, bol bol mola vere vere.

Bugün. 255 oldu benim girdiklerimin toplamı. 87 tane ediyor. Dahasını da yapardım, hatta gece de devam ederdim ya, etmedim zira bu sefer eşit bölündü dosyalar. Ben 16.30’a doğru bitirdiğimde benim yaptığımın en az üç katının kenarda yeni sahiplerini beklediğini gördüm. Yani yine bir kişi hayvan gibi çalışmış, O’nun yanına ikinci bir grup eklenmiş, fakat kalan 10 kişi yatmıştı. Kimisi artık gelmiyordu bile. Birisi Adem.

Girilmiş olan toplam rapor, an itibariyle, 1050 civarında. 1/4’e indi yani benim oranım. Bu arada toplam 8 bilgisayarımız oldu, 13 kişilik ekip genişleyip 16 filan oldu.

Yani 13 kişilik bir grupta 1 kişi işin 1/4’ünü yaptı. O bir kişi, grubun dışındaki 3 kişi kadar çalıştı. O kişilerin hemen hepsinden daha az maaş alan, daha fazla kişilik odada kalan o bir kişi, sadece ahlaklı olmak lazım dediği için, hak geçmesin dediği için böyle uğraştı.

Peki Adem ne yaptı?

Cuma günü cuma namazına gitti. İl müdürlüğü sistemi kursun diye beklerken gitti, gezdi, akşam geldi. Sistem kurulduktan sonra gelip 3-5 tane veriyi girdi, ortadan kayboldu. Çalışanlara “mal bunlar” diyerek baktı. Bunu hareketleriyle gösterdi. Akşam 9-10’da biz çalışmaya devam ederken indi, bilgisayarda haberleri okudu, kızların fotoğraflarına baktı. İl müdürü geleceği zaman hemen veri giriş odasına girdi, orada kendini çalışıyormuş gibi gösterip 3-5 tane yazdı, sonra yine ortadan kayboldu. Görüntüyü kurtardı yani. Yemeğe indiğinde “bu kızı da ne sikerim” diye yorumlarda bulundu. Sadece restoranda oturduğu ve arkadaşlarıyla konuştuğu için birçok kızın orospu olduğunu söylemekten çekinmedi. İletişim için kurduğumuz WhatsApp grubundaki kızların fotoğraflarını görmek için onları telefonuna tek tek ekledi. Birisinin kedisiyle fotoğrafı var diye “bunu ne sikersin, bağlanacak adam arıyor zaten. Kedinin yerine geçersin, memelerini sıkarsın” dedi.

Ben aynı odada kalmasam Adem’i bir kere görür, ikinci defa görmezdim. Bir defa konuşurdum belki, ikinci defa konuşmazdım. Ama aynı odadayız diye o gelip oturmakta beis görmedi yanımda. Pis pis “fikirlerini” sunmayı bırakmadı. Benim tövbe estağfirullahlarıma, yüzüme bakmamalarıma, kalkıp gitmelerime, ahlaksızlığını yüzüne vurmama rağmen sürdürdü bunları. Hayatımda Adem gibi biri yok, öyle birine yer de yok. İşim olmazdı yani Adem’le. Oldurdular, iyi de oldu belki. İslamcı ahlaksızlığı dediğim şeyin ne olduğunu, uzun zaman sonra, canlı canlı, kendi hayatımın direk içinde yaşattı “sağ olsun”.

Adem o işe mülakattan geçerek girdi. Adem o işe, birileriyle siyaseten uyuşuyor diye girdi. Benim 88 puanlık, 110 TOEFL’lık, yapmak istediği işe aşık, hocalarıyla oturup makaleler hazırlayabilen arkadaşım beğenilmedi, Adem beğenildi. Adem, ya bugün paralelci denilen adamlarca korundu, ya AKP’li adamlarca. Benim arkadaşımı ise kimse korumadı. Adem, işe girişi ne kadar ahlaksız idiyse o kadar ahlaksızlıkla, vergilerle ödenen işinde “çalışmaya” (!) devam etti.

İki şeyi çok merak ediyorum bundan sonra:

1- Bu adamların makul memur olduğu devlet nereye kadar yürüyecek? Beni atmak için yer arayanlar bu adamlarla devleti doldurduktan sonra kimi çalıştıracak? İş ahlakı yok, anladım. Kişilik olarak ahlakı yok, onu da anladım. Peki vergiye dahi ahlaklı yaklaşmayan bu herifle nereye kadar durabilecek Yeni Türkiye Başkanlık Rejimi?

2- Ben, İslam’ın Allah’ına, tam da bu nedenle inanmıyorum. Adem cumaya gitti, Adem sonsuz günah işlese de cennete girecek; ben; milletin vergisidir diye kurumun arabası yerine il müdürlüğüne gidip pek sayın (!) il müdüründen paparayı yiyen ama aynısını yapmaya, milletin vergisine ve doğaya yazıktır diyerek, devam edecek olan, iş olduğunda yapabiliyorsam yok demeyen, yazdığı raporlarda il müdürlüğünün emirleriyle ters düşse de yasayı uygulayan, hiçbir kadını rahatsız etmemeye uğraşan, insana insan olduğu için saygı gösteren… ben, sadece “bu Allah’a inanamıyorum” dediğimden cehenneme gidecek ve hep orada kalacağım? Ego tatmini için insan yaratan bir tanrıya, kusura bakmayın, inanamıyorum.

Annem umreye gideceği için Salı günü Mardin’den sabah 8.30’da kalkan uçağa binmesi gereken, ama Pazartesi günkü iş de aksamasın diye o gün akşama kadar çalışmayı teklif eden, milletin vergisini yiyoruz, hak geçmesin diyen ben; sanki çalışıyormuş gibi bir de hemen kaçmaya çalışan Adem var ve Adem makbul. Hem kul indinde, hem Allah indinde. Bu hak mıdır, reva mıdır, ahlaklı mıdır, kabul edilebilir midir, insani midir, doğru mudur, meşru mudur?

Hasılı Özal doğru söylemiş. O’nun memuru işini bilir.

Memleketin anasını ağlatan da O’nun memuru zaten. Hayrını görsünler hırsız ahlaksızlar.

(Hikayenin devamını buradan okuyabilirsiniz.)

3 comments On Memurluk Anıları I – Benim Memurum İşini Bilir

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer