Bir Hukuk Profesörünün Zırvaları

696 sayılı KHK’yla devam ediyoruz. Kahramanımız “hukuk profesörü” Ersan Şen. Sitesine göre esas alanı ceza hukuku. Kaynağımız da 26 Aralık 2017 tarihli Teke Tek programı. İlk 15 dakikayı izledim, geri kalanını midem kaldırmadı. Ondan programın devamı izlerseniz (ki ben izlemedim ve izlemeyeceğim) başka yumurtalar da bulabilirsiniz.

Baştan notumu düşeyim: Türkiye’nin genelinde olduğu gibi aynı anda hem ahlaklı, hem bilgili bir akademisyeni bulmak pek zor. Adını daha önce birkaç kere gördüğüm ama ne işe yaradığını bilmediğim bu Şen’i de iyi/düzgün görenlerin sebeplerini merak ediyorum.

Şen, ilgili 121. maddede dünyanın sonunu görmüyormuş ve 668 sayılı KHK’ya ilgili madde konsaymış hiç sorun yokmuş. Dakika bir, gol bir. Şu soruyu soralım: Memurla sivil arasındaki fark nedir? Veya, Schmitt’in sorduğu şekliyle sorarsak, toplum nedir?

Schmitt, toplumu (sivili) “bürokrat, asker, ve din adamı olmayan” şeklinde tanımlıyor ve bu tanımı ben de büyük ölçüde doğru buluyorum. Bunun üzerinden devam edersek memurla sivil arasındaki fark da şu kadar basittir: Memur, devlet adına iş yapar ve memurun hareketlerinden devlet bizzatihi sorumludur. Zira, tekrar ediyorum, memur devlettir. Bu konuda, dilerseniz, daha önce yazdığım “memur, bürokrasi ve egemen” başlıklı yazıya bakabilirsiniz.

Devlet, OHAL ilan edilecek bir durum olduğunda dahi, hareketlerinden bizatihi sorumludur ve kendi kendine bir sorumsuzluk duvarı inşa edebilir1. Fakat yapılan düzenleme, devlet olmayanların da devlet gibi hareket etmiş olduğunu ya da bu şekilde hareket edebileceğini söyler.

Bu Şen’e, bir “hukuk profesörüne” göre sorun değil o ki, boş yere devlet var filan demeyelim. Kapatalım dükkanı gidelim – ki bu konuya geleceğiz birazdan.

Şen diyor ki “bu maddede süre sınırlaması var. Bunu farklı anlayamazsın, uygulayamazsın”. Alemin akıllısı kendisi. Biz hep malız zaten.

Ne diyor madde? “… devamı olan eylemlerde … sorumsuzdur”. Diyor mu 16 Temmuz diye? Demiyor. “Geri adım attığında” “delikanlılığına halel gelen” Erdoğan bile bunu dedi mi? Dedi.

Açık mı madde? Ben nasıl yanlış anladım o zaman kardeşim? Dalga mı geçiyorsunuz?

Sonrasında diyor ki “devamı niteliğinde demek 16 Temmuz demek”.

Hadi tamam. Ben de salağım, bir dolu adam da salak diyelim. Tamam. Bu türlü “yorumlanmadı” ve alemin “delikanlısı” Erdoğan da “geri adım atmadı” diyelim. Ne olacak?

Bu kadar basit midir hukuk dediğimiz olay? Masumların zarar görme ihtimalini önemsiz görmek ve göstermek midir?

Yasa metinlerinin kendi dillerinin olduğunu, yasa yazımının teknik şartları bulunduğunu bilmesem inanacağım ama biliyorum işte.

Şen devam ediyor. Hukuk devletinde elinde sopayla dolaşamazmışsın. Bu herif Gezi’deki palalı it Sabri Çelebi’yi de görmemiş, duymamış demek ki.

Ne oldu Çelebi hakkında? Tutuksuz yargılanıyor, görüntülere rağmen de dava, benim bildiğim kadarıyla, hala sonuçlanmış değil. Sonuçlandıysa daha fena zira 9 yıl 9 aydan 27 yıla kadar hapsi istenen ve davası 2013’te açılan bu köpek, geçtiğimiz ay karıştığı bir başka kavgada vuruldu. Yani ceza filan almadı.

Sonra neymiş, hukuk devletiymiş de devletin askeri, polisi, jandarması varmış. Bu it AKP mitingine saldırsaydı aynı şekilde, şu anda ne olmuş olurdu?

Geçiniz anam babam geçiniz. Yürüyünüz gidiniz. Hukuk devleti varmış, devletin askeri polisi çalışıyormuş. E sorunumuz bu zaten – bu asker, bu polis hep muhalifi darlamak, muhalifi sindirmek için çalışıyor, muhalif olmayana yasa filan işlemiyor. Bakınız: Anayasayı tanımadığını meclis kürsüsüne vura vura bağıran eski içişleri bakanı Efkan Ala.

İsyanımız buna zaten. Askere mi karşıyız, polise mi? Biz muhalif olduğumuz için haksızlıktan muzdaribiz, buna isyan ediyoruz. Askere de karşı değiliz, polise de, kanuna da, devlete de.

Sonrasında bir yerde “polise jandarmaya tamam da sivile neden karşısınız” diye soruyor. Cevabını yukarıda verdim ama tekrar edeyim: Memurundan devlet bizatihi sorumludur. Vatandaşındansa sorumlu olamaz. Yok sorumlu olacaksa da, tekrar ediyorum, devlete gerek yoktur ve devleti ortadan kaldırmak bir zorunluluktur, tercih dahi değildir. Vatandaş şiddeti, öyle ya da böyle, olağan durumda uygulayabiliyorsa devlet yoktur artık ortada. Sorun da korku da budur.

“Anayasaya, hukukun evrensel ilkelerine aykırı hareket edip kanun çıkararak sorumluluktan kurtulamazsınız”. Bak sen. Herif sözde profesör, Yargıtay’ın Charlie Hebdo kararından haberi yok.

Ne dedi bu kararda Yargıtay? “Unutulmamalıdır ki, hakimler sadece hukuka ve vicdana uygun karar vermezler”. Ne diyor anayasanın 138. maddesi? “Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler.”

Yargıtay, kendi anayasasını da, evrensel ilkeleri de hiç etmiş midir? Etmiştir. Ne için? Hükümete şirin gözükmek için. Hiç kendimizi önleyicilik, tedbir, vesair diyerek kandırmayalım. Önleyicilik mahkeme kararıyla yapılmaz, yasayla yapılır.

Sonra Şen çıkıp bir şeyler bıdılıyor. Yiyor muyuz? Tabi ki yemiyoruz. Halihazırda kendisinin olmaz dediği şey aktif olarak var. Tekrar ediyorum: İsyanımız hukukun olmamasına değil mi?

Devlet kanunlara göre işlemezse devlet olmazmış. Sonunda bir doğru laf söylüyor. Burada soruyoruz hemen: De facto bir durum var, bunu de jure yapalım diyen ben miydim, bu hükümet miydi? Anayasayı tanımıyorum diyen içişleri bakanı gördü bu ülke. Yapıldı mı bir şey? Yapılmadı. Bizatihi cumhurbaşkanı anayasayı umursamadığını söyledi mi defalarca? Söyledi. Yargı kararı varmış, gelin gücünüz yetiyorsa yıkın sarayı dedi mi? Dedi.

Zurnanın zırt dediği yere geldik. Benim sözlerim, benim korkularım yanlış mıdır o zaman?

Bir zahmet bunu da anlatsın bir.

Footnotes

  1. Ki bunun ne kadar meşru olup olmadığı, bu duvarın yıkılması gerekip gerekmediği gibi konular başka başlıkların konuları.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer