Sultanlık Sistemi

Bu uzunca yazıyı okumak istemezseniz lütfen kabine başlığına bakın sadece. Orada önemli bir noktaya dikkat çektiğimi düşünüyorum)

“Belki biraz geç kalmış bir yazı olacak ama şu başkanlıkla sultanlığı kısaca kıyaslamak istedim. Biz ne kadar “o zaman sultan deyin, rahat edin” dediysek de kendisine dokunmanın dahi ibadet olduğu Erdoğan’ın en kral hukukçusu Kuzu “ama bir kere üçlü kararname var, hem bu şekilde kararlar da daha hızlı alınıyor. Burası Orta Doğu, komşumuz Norveç değil ki parlementer olalım, uzlaşmayla halledelim işlerimizi” dedi dedi, sonunda da amacına erişti. O ki amacına da erişti, biz de bakalım o amaç gerçekten sultanlık mıymış, değil miymiş?

698 sayılı KHK’yla ilgili şöyle kısa bir giriş yapmıştım. Şimdilik KHK’mızı kenara koyalım, referanduma bir bakalım. Esas mevzu orada döndü çünkü, ondan sonrası çok da önemli olmayan hikayeler. Okumaya Devam Edin

698 Sayılı KHK: Erdoğan Sultanlığının Resmi İlanı

Hatırlayalım: Seçimden önce gerekli yasal değişiklik yapılmadan sultanlık sistemine direkt geçiş yaptığımız için meclis kapanmadan hemen önce “meclis tarafından” bakanlar kuruluna kafalarına göre KHK çıkarabilme yetkisi verildi.

Bu yetkiyle ne yapıldı?

  1. KHK’nın mecliste onaylanma tiyatrosu kaldırıldı. O günden sonra çıkan KHK’lar direkt yasal hal alır oldu.
  2. KHK’ların olağanüstü durumla ilgili olması yükümlülüğü de facto (fiilen) deliniyordu, artık bu ilgisizlik (en azından içinde bulunduğumuz OHAL süresince) de jure (yasal) hal aldı. Yani OHAL’de patatesin tavan fiyatını belirlemek isterse “hükümet” (yani Erdoğan), bunu artık “yasal olarak” yapabilir.

Okumaya Devam Edin

Seçimin Ardından: Uzun Soluklu Bir Türkiye Analizi ve Bir Strateji Önerisi

Bu sitede yazdığım her şeye azami dikkat gösteriyor ve elimden geldiğince bilgilerimi, deneyimlerimi ve gözlemlerimi tamamıyla aktarmaya çalışıyor olsam da şu ana dek yazdıklarımın hiçbiri bu yazı kadar geniş, kapsamlı, ihtimalen uzun ve önemli olmayacak. Lütfen bu yazıya sıradan bir yazı olarak bakmayın. Kahvenizi alın, belki bir müzik koyun arkaya, ve dikkat ederek okuyun. Bugüne dek parça parça döktüklerimin neredeyse tümünü ve dahasını burada bulacaksınız. Umudum bu yazının bir referans olabilmesi ve elimizde çok az kalmış vaktin değerli kullanılmasına aracı olabilmesi.”

Girişi bu şekilde olan ve 29 A4 sayfası boyutunda, altı ana başlıkta 34 bölümden müteşekkil bu yazıyı buradan indirebilirsiniz. Metnin tamamı aşağıda ama 11.404 kelime, boşluksuz 73.094 karakter uzunluğundaki bu yazıyı indirip daha rahat bir şekilde okumanızı şahsen tavsiye ederim. Eğer okumaya gözünüz keserse ve sonunda okumaya değer bir metin olduğunu da düşünürseniz lütfen dilediğiniz gibi, dilediğiniz yerde paylaşın ve lütfen paylaşın. Kısa kısa ve parça parça yazdıklarım(ız) bir işe yaramadı bugüne kadar o ki, belki derli toplu bir yazı bir parça bilinç oluşmasına yardımcı olabilir.

Son olarak metnin ilk halini görüp yorumlarını benden esirgememiş herkese teşekkür ederim. Hala gözümden kaçan kısımlar da, eksik olan bölümler de tabi ki benim görevimi eksik yapmamdan kaynaklanmakta. Okumaya Devam Edin

Seçimin Kaybedeni: Sadece Türkiye

Sonunda herkes konuştu.

  • AKP zaten kazanan. Burada sorun yok. Onların neler dediğine bakmaya bile gerek yok – en azından ben bakmadım bile.
  • MHP sıfırlandı derken, %2-3 alacaklar denirken %11.1 aldı, kendilerine göre kilit parti konumundalar – ki bu bir ölçüde doğru da addedilebilirdi eğer meclisin bir önemi kalmış olsaydı. Başgan adayları da kazandı zaten. MHP kazandı.

Okumaya Devam Edin

İlk Sonuçlara Göre Seçim 2018 ve Sonrası

Sandıklar açılmaya devam ederken sıcağı sıcağına birkaç şey yazmak istedim – sonrasında vaktim olmayacak:

  • “İnce gümbür gümbür geliyor” diyenler de, “Akşener muhteşem bir hava yakaladı” diyenler de bayağı yanılmış gibi görünüyor şimdi. “Bu kadar coşmayın” dedik dedik dinlemediniz, bak ne oldu şimdi?
  • Dahası, “başgan Erdoğan meclis millet” argümanı da boşa düşmüş gibi görünüyor. Ben karamsar olduğuma inanmak istedim, en azından bunun doğru olmasını diledim inanmasam da, ama gerçekçi olduğumu görüyor ve üzülüyorum.
  • MHP’nin %10 civarında çıkması bence şaka gibi. Bahçeli nerden, ne diye, nasıl aldı bu kadar oyu, gerçekten merak ediyorum. Erdoğan’a milliyetçi/vatanperver tek bir kişinin oy verebileceğine inanmıyorum. Sözde milliyetçilerin Erdoğancı olması da ülkenin bir diğer çelişkisi olarak kalsın kenarda.

Okumaya Devam Edin

Seçime Beş Kala

Aslında seçime dört kalmışsa da başlığı böyle atmak istedim.

Daha önce de demiştim, benim seçimle çok işim yok. Ondan üç yazı yazdım sadece. Dört kala da bir “wrap-up” yapayım, yazdıklarımı toparlayayım istedim.

İlk yazıda özetle Erdoğan’ın, olmaz ya hadi oldu diyelim, kaybetmesi durumunda koltuğunu bırakmamasının da masada olduğunu, ona göre davranılması gerektiğini söylemiştim. O yazıda kimlik siyasetinin haldır huldur devam edeceğini de söylemiştim. “Sönük” başlayan maratonunda Erdoğan bildiğimiz Erdoğan’a, hayvani bir medya karartması uygulanan Akşener’den kurtulduğuna emin olduğunda, döndüğünü gördük. Akşener’in başganlık seçiminde zerrece şansı olmadığına artık eminim yoksa Erdoğan bildiğimiz bölücü söylemlerinin şiddetini bu kadar artırmazdı. Yok fatiha okumazmış, yok bilmem ne. Zaten fatiha okuyunca düşüyor etin fiyatı, felak ve nas okuyunca yükseliyor liranın değeri. Okumaya Devam Edin

Seçime Doğru: İti İte Kırdırmak?

(Konu genişleyerek gidiyor olacak zira farklı parçalardan bahsetmeden sonuca ulaşamıyorum. Şimdiden bu dağınık görülebilecek akış için özür dilerim)

Şöyle garip bir durumdayız: Akşener ortaya çıkıp sağdan oy toplayacak, Erdoğan’a rakip olacak denildi. Karamollaoğlu ismi çok önemli olmasa da baraj yüzünden SP’ye oy vermeyip AKP’ye verenler de SP’ye verecek, AKP mecliste de başkanlık seçiminde de güç kaybedecek denildi. CHP-İyi Parti-SP arasında ittifak olacak, bunlar birbirini destekleyecek dendi.

Bugünse Akşenerci ve İnceci tayfa birbirine giriyor. Bir yandan “Akşener sağcılardan oy alabilir, ikinci tura kalması için kendisine oy verin” derken diğer yandan “İnce gümbür gümbür geliyor” deniyor. Yani enteresan bir şekilde İnce değil Erdoğan “iti ite kırdırıyor”1. Sanırım son karaladığım yazıyla ben de bu saçma tartışmaların bir parçası oldum. Ondan ikinci ve son defa bu saçma tartışmaya girmek istedim. Okumaya Devam Edin

“Meral Ana Gelecek, Dertlerimiz Bitecek” Mi?

Kılıştar’ın beş para etmez biri olduğunu çeşitli olaylarla gördük. En basitinden olaylı “referandum” gecesi yaptığı “açıklamayı” hatırlayın. Ne dedi? “Yasa şöyle diyor ama YSK bunun aksine karar verdi”. Sonra? Bu kadar. Ne güzel dedi oradaki gazeteci bir abla: Kemal Bey kaçmayın.

Kemal Bey kaçtı. Kemal Bey’in diyeceği tek şey vardı: Anayasa değişikliği, hele ki böylesi bir anayasa değişikliği hiçbir şaibeye sahip olamaz. Bu referandum sonucunu kabul etmiyoruz.

Demedi. Okumaya Devam Edin

23 Mayıs Notu

Erdoğan kraliçeden ne istedi?

Normalde para veya yatırım istedi dememiz lazım ama Liranın görüyoruz ki kıytırık Gürcistan Larisi karşısında da erim erim erimesi nedeniyle bunları istememiş1. Okumaya Devam Edin

Seçim, Peki Sonrası?

Gerçekçi bakalım. Herkesin birbirini tehdit ettiği bir ortamdayız demiştim geçen gün. Yok bana vermezseniz barajı geçemem yanarsınız, yok bana vermezseniz ikinci tura kalamam yanarsınız, yok bana vermezseniz ülke yok olur yanarsınız.

Bizim milletin kahir ekseriyetinin düşünme yeteneğine sahip olmadığı malum. Bilmem kaç milyon kişinin de ya köyde, ya köy kafasıyla ilçe ve şehirlerde, ama nihayetinde üç beş kanal izleyerek tüm haberleşme ihtiyacını giderdiğini de biliyoruz (bilmiyorsanız veya okumak isterseniz şöyle buyurun). Okumaya Devam Edin