Bedelli – OHAL

Görevimdir diyerek elimden geldiğince bu sitede bildiklerimi paylaşıyorum. Günlük siyasetin içine sıkışmış insanların işine yarasın diye anayasa yazıları diye seri yapmaya başladım, Türkler için siyasete giriş dersleri yazdım ve yazıyorum, memuriyet yazılarıyla insanlara muhalif bir memur olmanın zorluklarını anlatmaya çalışıyorum. Günlük siyasette tıkanmış insanlara ne yapılması gerektiğini söylüyorum, nasıl yapılması gerektiği konusunda fikir bekliyorum.

<

p style=”text-align:left;”>Karşılığı ne oluyor? Koca bir hiç. Kime nasıl ulaşacağımı bilmiyorum, ulaşabildiklerimi ikna edecek vakte sahip değilim, ikna edebildiklerimse zaten benim gördüklerimi ya görenler, ya görmek üzere olanlar. Benim fazladan yapabildiğim bir şeyim yok. Yine de ısrarla devam etmek istiyorum ama çok bezdim. Bezme sebebimi anlatayım.

Okumaya Devam Edin

Tayyip’in Havaalanı

İnce İzmir’e gitti diye apar topar uçak indirecek kadar gözleri döndü o ki, kısa bir “üçüncü” havaalanı yazısı karalamak istedim. Yok Türkiye’nin gururu, yok cumhuriyet döneminin en büyük işi filan. Cumhuriyet döneminin en büyük işi 2. dünya savaşına girmemektir. Daha şunu anlayamayanlara laf anlatmaya çalışmıyorum artık. Sizlere konuşuyorum ben.

Ocak 2017 tarihli Telegraph haberine göre Atatürk, uluslararası yolcular söz konusu olduğunda, dünyadaki 10. “en meşgul” havaalanı(ydı). Bizim geri zekalıların “Almanya bu havaalanından çok korkuyor” sözlerini hiç desteklemez bir şekilde listede Almanya’dan yalnızca Frankfurt havaalanı bulunmakta, o da yedinci sırada. Okumaya Devam Edin

Bir Daha Devr-i Sabık Üstüne

Nedir bu devr-i sabık? Osmanlıcadan Türkçeye ters takla attırdığımızda sabık devir. Önceki dönemi suçlar ve ondan tamamen farklı bir şekilde davranır bir yeni siyasi yapı demek.

Neden ben buna çok takığım? Üç örnek vereyim:

  • Diyelim ki iki mucize birden oldu. Önce iktidar el değiştirdi ve “sabık” iktidarın sahipleri ülkeyi terk etmedi veya onlar ülkeyi terk edene dek savcılarımız birden hukuk diye bir şeyin var olduğunu anımsadı. Hepimizin gözü önünde ne anayasa, ne insan hakları sözleşmesi, ne yasa takılarak işlenen onca suçun hesabını sormaya karar verdiler. Diyelim ki halihazırda yapılıp bitirilmiş, yani sözleşmenin bir tarafının yükümlülüğünü üzerinden attığı bir köprü/yol/baraj var. Bunun ihalesine fesat karıştırılmış. Ne yapacağız, ihale yükümlülüklerinden ülkeyi azade mi kılacağız yoksa “ama adamlar işlerini yapmış bitirmişler, bize giren kazığı kabulleneceğiz” mi diyeceğiz? Eğer ikincisini diyorsanız benle aynı saftasınız.

Okumaya Devam Edin

Devr-i Sabık Yaratmalıyız!

1996 yılında doğuyor Ahmet Özdemir. Bu satırları okuyanların çoğundan küçük bir kardeşimiz Ahmet.

Ahmet’in hayatı 2016’da değişiyor. O sene 1996’lıların çoğu üniversiteyi yeni kazanmışlar, hayatlarının tadını çıkarır halde, çoğu baba parası ile gününü gün ediyor.

Ahmet Özdemir ise 2016’da askere gidiyor, okuyamamış çünkü. Neden okuyamamış? Babası mevsimlik işçi, annesi ev hanımı. Almanya’yı, ABD’yi dize getiren devletimiz, Ahmet’in babasına doğru düzgün bir iş verememiş ondan. Okumaya Devam Edin

Türkiye’nin Kaybedilmiş Kuşağı

Bir süredir bir kitap taslağı üzerinde çalışıyorum ama bunu yazmazsam ölecekmişim gibi geldi.

Benim adını bildiğim bir şeyler yapıp “vatana millete” hayrı olsun diye didinip duran ama adları pek bilinmeyen zira gözardı edilmiş “isimsiz kahramanlar” yalnızca birkaç tane (ki lütfen bildikleriniz varsa beni de bilgilendirin, hem öğreneyim, hem paylaşayım). Ben bir tekinin görselini koyayım buraya: Okumaya Devam Edin

Bir Hukuk Profesörünün Zırvaları

696 sayılı KHK’yla devam ediyoruz. Kahramanımız “hukuk profesörü” Ersan Şen. Sitesine göre esas alanı ceza hukuku. Kaynağımız da 26 Aralık 2017 tarihli Teke Tek programı. İlk 15 dakikayı izledim, geri kalanını midem kaldırmadı. Ondan programın devamı izlerseniz (ki ben izlemedim ve izlemeyeceğim) başka yumurtalar da bulabilirsiniz.

Baştan notumu düşeyim: Türkiye’nin genelinde olduğu gibi aynı anda hem ahlaklı, hem bilgili bir akademisyeni bulmak pek zor. Adını daha önce birkaç kere gördüğüm ama ne işe yaradığını bilmediğim bu Şen’i de iyi/düzgün görenlerin sebeplerini merak ediyorum. Okumaya Devam Edin

Türkiye Cumhuriyeti Resmen Ortadan Kaldırılmıştır

Düşündüm ve iki soruyla, bundan 4 gün önce Türkiye Cumhuriyeti’nin olarak yok edildiğini (ya da tüm meşruiyetini ortadan kaldırıldığını) fark ettim. Önceki yazılara dokunmadan bunu ayrıca yazmak ve kenara koymak istedim.

İki soruya verdiğimiz cevap, Türkiye’nin artık yalnızca ahlaki olarak değil yasal olarak da hiçbir meşruiyetinin kalmadığını, bu yüzden hükümetin (Erdoğan’ın) acilen yanlışlardan dönmesi gerektiğini gösteriyor:

  • 1- Terör ile darbe aynı şeyler midir?
      1a- Eğer aynıysalar neden yasada, sözlükte, zihnimizde… farklı şeyler olarak görüyoruz? Neden cezaları farklı örneğin?
      1b- Eğer farklıysalar neden 696 sayılı KHK’da darbe denmiyor da terör deniyor? Yasada niyet okuma veya A’ya niyetlenilirken B denilme gibi bir durum olmaz malum.

Okumaya Devam Edin

“Türkiye 2019’u Görmeyecek” Savım Desteklenirken…

13 Haziran 2016 tarihli ve bugünkü gibi doğrudan yazmaya çekindiğim günlerde “Türkiye’de İç Savaş Çıkar Mı?” başlıklı bir yazı yazmış ve demiştim ki “muhalifler olarak bugünü arayacak duruma geleceğiz”.

Geldik mi? Geldik.

İlk nerede yazdığımı hatırlamıyorum ama 2016’nın sanırım başlarından beri “Türkiye 2019’u görmeyecek” diyorum. 11 Kasım 2017’de, Erdoğan’ın sözde “Atatürk açılımı” konusunda da belirtmiştim bunu. Orada “oy için filan değil, ‘bakın biz Atatürkçünün de kralıyız, bunlar şerefsiz’ demek için bu lafları söylüyor” demiştim.

Doğru muymuşum? Buyrun kendiniz bakın. Okumaya Devam Edin

AKP’li Saçmalamaları IV: Bekir Bozdağ ve 696 Sayılı KHK

Bekir Bozdağ çıkmış, alemin akıllısı olduklarını söylemiş. Yürüyün gidin diyor, sözlerine bakıyoruz. Kaynağımız burada.

“Darbe girişimi ve terör eylemlerinin bastırılması için hareket ettiği” ileri sürülen sivillere cezai sorumsuzluk getirilmesine ilişkin “Terör ifadesinden kast edilen darbecilerin yaptıkları. Düzenleme 16 Temmuz sonrasını kapsamıyor. KHK düzenlemesi 15 Temmuz öncesini de kapsamıyor”.

Ne zamandan beri darbe terör olarak nitelendirilir oldu? TCK’da darbe ile ilgili başka, terör ile ilgili başka maddeler yok mu? Okumaya Devam Edin

Gururla Söylüyorum: Vatan Hainiyim

“Konuşmasında yine CHP’ye yüklenen Erdoğan, ana muhalefet partisinin Türkiye’nin en büyük sıkıntısı olduğunu iddia ederek, “Yerlilik ve millilik… Bunu da bizden çalmaya çalışıyorlar.. Dur bakalım ya. Onun patenti bizde. Sizin tarihiniz belli. Hiçbir zaman yerli ve milli olmadınızdiye konuştu.”

  • Erdoğan ne demiş? CHP’nin tarihinde yerlilik ve millilik yok demiş.
  • Kim var CHP’nin tarihinde? Atatürk.
  • Atatürk ne değilmiş? Yerli ve milli.

Atatürk yerli ve milli değilse yerli ve milli olmak o kadar da özenilecek bir şey değil. En azından benim için bu böyle. Dahası, yerli ve milli olmak ve olmamak, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılıkla da alakalı bir şey. Yerli ve milli olmayan Atatürkçü birisi cumhuriyetçidir o ki, yerli ve milli olan cumhuriyetçi de olamaz bu durumda. Olmamalı yani. Nihayetinde yerli ve milli olmayanlar hep zarar veriyor bu ülkeye filan.

Eh, o ki Atatürk yerli ve milli değil. Ve o ki ben Atatürkçüyüm diye geziyorum. Ben yerli ve milli değilim. Bundan da gurur duyuyorum. Nihayetinde yerli ve milli olmayanlar da terörist ve vatan haini o ki; bunu da, başlıktan sonra bir daha, gururla söylüyorum:

Ben vatan hainiyim. O ki Atatürk bile vatan haini oluyor, O’nun kadar olmasa da ben de vatan hainiyim.


Peki ben GERÇEKTEN vatan haini miyim?

Blog burada. Geçmişimi azdan çoktan yazıyorum. Sanırım hain birisi olsam Türkiye’nin ve Türkiye’de yaşayanların iyiliğini istemez, bunun için çalışmazdım. İlk iş bayrak koymazdım yurt dışına çıkarken bavuluma. Türkler için siyasete giriş derslerini, anayasa yazılarını yazmazdım burada. Memur olduğumda beni kullanın diye amirlerime yalvarır hale gelmezdim. “Gavura” ülkemi kötülerdim, hükümetle ülkeyi ayırmazdım. Hükümetin yanlışları yüzünden ülkeme yapılanlara üzülmez, kahrolmazdım. Ve dahası, ve dahası…

Hasılı, ben birilerine göre vatan hainiysem, tekrar ediyorum, bunun tek bir anlamı vardır: Bana bunu söyleyen vatan hainidir. Ötesi yok.