Cumhuriyet ve Demokrasinin Farkları

Cumhuriyet ve demokrasi kavramları Türkiye’de sıkça birbirine karıştırılıyor ve ben inatla anlatmaya çalışsam da kimi muhataplarım bu terimleri yanlış kullanmaya devam ediyor. Bu yazıda bu kavramların benzerliklerine ve farklılıklarına biraz bakalım. Liste şeklinde ve olduğunca kısa ve net cümlelerle bu farklılıkları sunmaya çalışacağımı da baştan belirtmeliyim. Önce bu iki kavramın tanımını yapalım.

Cumhuriyet Nedir? Egemenliğin bir kişi veya grupta değil tüm halkta (tüm vatandaşlarda) olduğu devlet.
Demokrasi Nedir? Yasa yapıcıların oy verme hakkına sahip kişiler tarafından seçildiği sistem.

Görüleceği üzere cumhuriyet ve demokrasi birbirinin alternatifi değildir fakat tamamlayıcısıdırlar. Peki, önceden de belirttiğim üzere her iki kavramın da temelinde bulunan eşit haysiyet ilkesinin kavramlardaki karşılığı nedir?

Cumhuriyet Halk olarak tanımlanan her kişi, yani tüm vatandaşlar eşit derecede egemendirler, bu da eşit vatandaşlığa sebep olur. Eşit vatandaşlık olmadan cumhuriyet olmaz, eşit haysiyet olmadan eşit vatandaşlık olmaz.
Demokrasi Eşit oy hakkı eşit haysiyetle temellenir: Oy verme hakkına sahip olanlar eşit oya sahip olmayabilir. Yani eşit haysiyet ilkesi oy verme hakkına yol açabilse de (cumhuriyet olmadığı sürece) eşit oya sebep olmak zorunda değildir – ki genel oy hakkı zaten bulunmaz.

Türkiye’de demokrasi dendiğinde aklımıza direkt modern/liberal demokrasi gelse de eşit oy demokrasinin olmazsa olmaz şartı değildir. Vakti zamanında Mill’in, yakın zamanda Aysun Kayacı’nın “herkesin oyu eşit olmak zorunda değildir” argümanları demokrasiye zerrece aykırı değildir. Dahası, cumhuriyet olmadığı sürece genel/toplumun tümünün sahip olduğu oy hakkından da bahsedemeyiz.

Bu minvalde bir de hukukun üstünlüğü (hukuk karşısında herkesin eşitliği ve hukukun kimsenin lehine veya aleyhine yapılandırılmaması) ilkesiyle konuya bakalım.

Cumhuriyet Vatandaşlığın hukuki bir bağ olması ve bireyle devlet arasındaki ilişkiyle ilintili olduğundan hukukun üstünlüğüne yol açtığı gibi/yol açtığı kadar bunu kuvvetlendirir. Cumhuriyet ortaya çıktığı zaman hukukun üstünlüğü kaçınılmaz olur.
Demokrasi Demokrasi hukukun üstünlüğüyle beslense de hukukun üstünlüğünü ortaya çıkarma veya savunma gibi bir iddiası yoktur ve olamaz. Demokrasi yalnızca seçme ve seçilmeyle, yani oyla ilgilenir.

Bizde en çok karıştırılan konuların başında hukukun üstünlüğü geliyor. Demokrasi olduğu zaman hukukun üstünlüğü ortaya çıkar sanıyoruz fakat böyle bir şey yoktur. Liberal/modern demokrasilerin kaliteleri ölçülürken hukukun üstünlüğüne atıf yapılır fakat bu demokrasinin hukukun üstünlüğünü getirmesinden değil hukukun üstünlüğünün demokrasiyi güçlendirmesinden dolayıdır. Farklı bir başlığın içeriği olan bu konuda şu kadarını söyleyip devam edelim: Demokrasinin seçme ve seçilme hakkıyla sınırlı olması ve bunun politik olduğu kadar hukuki bir konu olması nedeniyle, ve dahi hukukun siyaseti şekillendirmesi nedeniyle demokrasinin kalitesi ve gelişmişliği hukukun üstünlüğüyle doğru orantılıdır.

Peki ya insan hakları konusunda bu kavramlar nasıl ayrışır? Bunu cevaplamadan önce terimi tanımlayalım: Statüsü, uyruğu, cinsiyeti, ırkı… ne olursa olsun herkesin eşit olması nedeniyle tüm insanların doğuştan, yalnızca insan olmaları hasebiyle sahip oldukları ve ellerinden hiçbir durumda alınamayacak olan haklardır.

Cumhuriyet Cumhuriyet ile insan hakları bir temele oturabilir zira evlenmeden düşünce özgürlüğüne, tatil hakkından serbest dolaşıma diğer tüm haklar, egemenin toplumun tümü yerine bir kısmı olması durumunda, yasal olarak “meşru” bir şekilde sınırlandırılabilir.
Demokrasi Demokrasi insan haklarını ortaya çıkarma, savunma veya yüceltme şansına sahip değildir zira alanının dışındadır. Öte yandan bildirgenin 21. maddesi demokrasiyi bir insan hakkı olarak sunar ve bunu cumhuriyetle temellendirir.

Eşit vatandaşlığın bir doğal sonucu hukuk önünde herkesin eşitliğiyken diğer sonucu bir kişi veya grubun sahip olduğu haklardan diğerlerinin azade olmaması veya kılınamamasıdır. Cumhuriyet yoksa insan haklarını temellendiremeyiz zira devletlere tanınan/verilen egemenlik hakkının sahibinin bir grup insan olması durumunda, örneğin, dokuzuncu maddedeki keyfi gözaltılara veya tutuklamalara karşı çıkacak bir konumda bulunamayız. Demokrasi ise insan hakları konusunda hiçbir şey söyleyemez – ki daha önce de belirttiğim üzere cumhuriyetsiz bir demokraside insan haklarını dahi referanduma sunup ortadan kaldırma şansına sahip oluruz.

Peki refah devleti/adil paylaşım konularında bu iki kavram bize yaklaşık olarak neler söyler?

Cumhuriyet Cumhuriyet olmadığı sürece refah devleti kurma imkanı en iyi ihtimalle kısıtlıdır fakat cumhuriyet kendi başına refah devletine yol açmaz. Yalnızca refah devletine giden yolda bir taş olabilir.
Demokrasi Demokrasinin ekonomi konusunda hiçbir sözü bulunmaz.

Gördüğünüz üzere cumhuriyet ve demokrasi birbirinden farklı fakat birbirini besleyen kavramlar fakat çıkış noktası cumhuriyet olmayan bir demokrasi, ulaşmayı istediğimiz sistem değil. Bunu iki şekilde örnekleyip cumhuriyetin önemini bir daha vurgulayarak bu yazıyı bitireyim.

İngiltere’de asırlardır bir parlementonun olduğunu hepimiz biliriz, İngiltere’de köklü bir demokrasi geleneğinin de varlığından haberdarız fakat 1867’deki ikinci reform yasası (second reform act) öncesinde proleter sınıfın hiç oy hakkı olmadığını, 1884’teki üçüncü reform yasasının dahi tüm kadınları ve erkeklerin neredeyse yarısını oy verme hakkına sahip görmediğini, ancak 1918’deki yasanın genel oy hakkına çok yaklaştığını bilmeyiz. İngiltere (ve genelinde Birleşik Krallık) resmi olarak bugün de bir krallıktır fakat, daha önce de belirttiğim üzere, parlementonun kralın üzerinde olmasıyla “geleneksel” olarak bir krallık olsa da esasında cumhuriyete yakındır. Sebebi de, ısrarla üzerinde durduğum üzere, egemenin bir kişi veya zümre değil halk olmasıdır.

İkinci örneğimizse tarihten, Atina’dan olsun. Atina, bilinen anlamda kitaplara göre ilk demokrasi1 fakat oy verme hakkı, tıpkı 1832 İngiltere’si gibi yalnızca zenginlerle sınırlı. Kadınların, Atina doğumlu ve/ya Atinalı olmayanların ve kölelerin oy hakkı yok – ki bu ciddi bir yekun ediyor. Fakat sistem bir demokrasi olarak çalışıyor: Seçme ve seçilme var, seçilenin belirli sürelerle barışçıl bir şekilde değişimi var. Dahası, günümüzdeki gibi temsili değil direkt demokrasi var.

Bugün Türkiye’de bu İngiltere veya Atina gibi bir demokrasiye sahip olmayı istemeyeceğimiz açık. Yarın “x partisi mensupları harici kimse oy veremesin” şeklinde bir referandum yapılsa ve bu referandumda evet oyu baskın çıksa burada demokrasiye aykırı bir şey bulamayız zira demokrasi yalnızca seçmeyle, seçilmeyle ve seçilenin koltuğunu bırakmasıyla ilgilenir. Fakat cumhuriyet açısından ortada bir sorun olur: Egemen olan halksa ve egemenlik meclis eliyle temsil ediliyor ve uygulanıyorsa halkın hiçbir kesimi egemenlik hakkından alıkonulamaz. Bu eylemin silahla yapılmasıyla referandumla yapılması arasında bir fark yoktur.

Defaatle tekrarladığım fikri bir daha söyleyerek yazıyı bitireyim: Cumhuriyetsiz demokrasi olur fakat amacımız bu değildir. Demokrasisiz cumhuriyet ise bir şekilde yolunu bulup demokrasiye ulaşır. Bu nedenle cumhuriyet fikri ve ilkelerinin ortadan büyük ölçüde kalktığı bu zamanlarda hedefimizi de, yöntemimizi de doğru belirleyip evvela Türkiye’nin bir cumhuriyet olmasına çalışmalıyız.

Footnotes

  1. Sümer’de kralın danışanlar meclisinin yeni yeni literatüre girmeye başladığını not düşelim.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer