Demokrasi Ne Kadar Önemlidir ve Türkiye’nin Esas İhtiyacı Mıdır?

Yakın zamanda Pakistan’da gerçekleşenler hakkında fikriniz var mı bilmiyorum. Özetle şunu söyleyebiliriz: Pakistan’da mollaların (ve ordunun) devletin üzerinde olduğu tescil edildi.

Pakistan’da yaşadığınızı ve Pakistan’da “tam demokrasinin” olduğunu düşünün. Ülkede gayrımüslimlerin idareci olma haklarının olmadığını hatırlıyorum. Bunu bir referanduma götürdüğünüzü düşünün. Referandum, bilindiği üzere, demokrasinin en saf halidir – oy verme hakkına sahip herkesin sonuca direkt etki edebildiği bir şeydir. Her ne kadar Türkiye’de ne soruya ne mühüre gerek duyulsa da referandumlarda her zaman bir soru olur ve sorunuzun da şu olduğunu düşünün: Gayrımüslimlere yöneticilik yapabilme hakkı verilmeli mi?

Mollaları el ve baş üstünde tutan bugünün Pakistan’ında bu sorunun cevabı mutlak bir hayır olacaktır. Yani tamamen demokratik bir şekilde gayrımüslimleri, tıpkı bugünün demokratik olmayan yöntemleriyle olduğu gibi, yöneticilik pozisyonundan uzak tutabilirsiniz.

Yani demokrasinin kendisi, esasında, çok da önemli bir şey değildir. Hatta, pek çok kişinin savunduğu üzere, zararlı dahi olabilir.

Demokrasiyi Değerli Kılan Temel

Örneğimiz üzerinden devam ederek demokrasiden önceki ve demokrasiden çok daha önemli (ve bence savunmaya esas ihtiyacı) olan konulara bakalım:

  • Vatandaşlık Hakkı: (Vatandaşlığı burada, her ne kadar aynı şey olmasalar da, oy vermeyle denk tuttuğumu belirtmeliyim) Bir referandumda siyasetten etkilenen herkesin siyaseti etkileyebilmesi için vatandaşlık haklarına sahip olması gerekir.
  • Eşit Vatandaşlık Hakkı: Vatandaşlık hakkı herkeste bulunsa da bu yeterli değildir. Örnekte gördüğümüz üzere vatandaşların her açıdan eşit olması gereklidir.

Bu iki maddeyi sağlayan iki unsur vardır:

  • Eşit Haysiyet İlkesi: Herkesin siyaseti eşit derecede etkileyebilmesini dilemek için evvela herkesin eşit derecede haysiyet sahibi olduğunu söylememiz ve bunu uygulamaya koymamız gereklidir. Eşit haysiyet olmadan eşit vatandaşlık olamaz. Bu ilke, “her şeyin” temelidir.

Peki, eşit haysiyeti neyle temellendireceğiz? Evrensel insan hakları ideali eşit haysiyetten beslenir. Almanya anayasasının ilk maddesi herkesin eşit derecede haysiyete sahip olduğunu söyler. Bu, dolayısıyla, bizi şu sonuca götürür:

  • Ülkenin Cumhuriyet Olması: Eğer bir ülkede cumhuriyet yoksa demokrasi yalnızca elitlerin/seçkinlerin/özel olanların kendi aralarında oyun oynadığı bir sisteme dönüşür ve eşit haysiyet ilkesini uygulamaya koymanın hiçbir yolu olmaz.

Antik Yunan’da, Atina’da küçük bir azınlığın oy verme hakkı vardı çünkü sadece bu küçük azınlık vatandaşlık hakkına sahipti. Kölelerin görevlerinden kadınların yapabileceklerinin sınırlarına dek her şeye bu özgür ve erkek azınlık karar verirdi. Atina bir doğrudan demokrasiydi, meclise gönderilenler değil vatandaşlar karar verirdi.

Peki, böyle bir demokrasiyi biz ister miyiz? Yalnızca zengin (çünkü Atina’da fakirler özgür olamazdı) ve erkek olanların oy verme hakkı olduğu, ama doğrudan (yani meclisin değil direkt halkın sözünün uygulandığı) bir demokrasi?

Demokrasinin Yanında, Hatta Üzerinde…

Demokrasinin tek başına değersizliğine devam edelim. Bugünün dünyasında kimi kabullerimiz var. Bunların en önemlisi her insanın belli haklara sahip olduğu. Ama demokrasi, tek başına, bu hakları korumaz. Başka bir deyişle, bir demokrasinin içinde insan haklarını sorgulamaya açabilirsiniz.

Sadece insan hakları değil, ikinci bir kabulümüz daha var: Hukukun adalet getirmesi gerekliliği. Yani hukukun üstünlüğü, herkesin yasa karşısında eşitliği. Demokrasi, aynı şekilde, bunu da savunur değildir. Bir demokraside hukukun üstünlüğünü tartışmaya açabilir, hatta ortadan kaldırabilirsiniz.

Bu, bizi, Avrupa Konseyi’nin (sözde) el üstünde tuttuğu üç ilkeye ulaştırır: İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, demokrasi.

2017’de Türkiye ve Demokrasi

Çok kişi hatırlamaz, 2012’de Erdoğan “kuvvetler ayrılığı ayak bağı oluyor, bunu değiştirmemiz gerekli” demişti farklı sözlerle de olsa. Bu körlemesine bir söz değildi. Ta 2005 yılında Bülent Arınç Anayasa Mahkemesinin yetki ve görev alanlarının meclisçe değiştirilebileceğini söylemişti. Yani AKP’nin hukukun üstünlüğüne ve yargının gücüne olan alerjisi ilk günden beri var ve ne bugünkü hükümetin emrine girmiş yargı, ne yasama ve yürütme güçlerinin tek elde birleştirilmesi, pek çok sözde uzmanın savunduğu üzere, 2010-2011 sonrasında Erdoğan’ın otoriterleşmesiyle değil yalnızca AKP’nin ve liderinin yapısıyla açıklanabilir.

2017’nin sonuna geldiğimiz bu günlerde Türkiye’de çok önemli ve çok hazin sorunları var. Bu sorunların konumuzla ilgili olanları, demokrasinin güzel bir şey olabilmesini sağlayan tüm temellerin ortadan kaldırılmış olması.

Türkiye’de eşit haysiyet ilkesi ortadan kalkmış durumda. Özellikle 2013’ten beri muhaliflerini terörist olarak nitelendiren bir siyasi yapı, hele ki hükmetme gücüne sahip olduğunda, iki grup insan oluşturur: Hükümete oy veren muteber ve makul vatandaşlar, hükümete oy vermeyen kötü, düşman vatandaşlar (ki bu siyasetin, Schmitt’e göre, ülkeleri iç savaşa götüreceğini eklemem gerekli1. Gayrı-muteber vatandaşların ikinci sınıf olduğunu, bunun da eşit haysiyet ilkesine aykırı olduğunu belirtmeme bilmem gerek var mı?

Dahası, Türkiye’de bir cumhuriyet değil bir oligarşi (grup egemenliği), hatta resmen açıklanmamış bir monarşi (kişi egemenliği), bir kişinin ekmeğin gramajından arabanın cam filmine dek karar verici olması var. Bu, eşit haysiyet ilkesinin işleyebilmesinin tek yolu olan cumhuriyetin olmaması demek.

Cumhuriyet olmadığı zaman ne olur? Evvela hukukun üstünlüğü (yani hukukun önünde, bila kayd-u şart herkesin eşitliği) ortadan kalkar. 11 Aralık 2017 gündemi buna güzel bir örnektir: Hırsızlığını yerine geçen ve yine AKP’li olan başkanın dahi anlattığı Gökçek’in kanundan korunurken hırsızlığını tahmin ettiğim İlgezdi’nin, Gökçek’ten daha fazla olmayan suçlarıyla, soruşturmaya uğraması. Cumhuriyet, halkın tümünün egemenliğiyken Türkiye’de cumhuriyetin yok edilmesi nedeniyle parti egemenliği vardır ve egemenin hukuku da belirlemesi nedeniyle hukukun üstünlüğü yok olmuştur.

Bunun yanında insan hakları da ortadan kalkar. İkinci sınıf olan insanların haklarının savunulması artık gerekli değildir. 15 Temmuz gecesinde köprüde “kendi vatandaşları tarafından” dövülerek öldürülen erin hakkını korumak için hiçbir mahkemenin harekete geçmemesi (yani yaşam hakkının ihlali) veya alıngan ve saldırgan bir parti başkanının başka bir zırhla kendisini her türlü eleştiriden azade kılması ve eleştirileri hakaret olarak alması, bu sayede de ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılması iki örnek olarak verilebilir.

Türkiye’yi Demokrasi Düzeltebilir Mi?

Bu sorunun cevabını vermeye çalıştığımı sanıyorum ama doğrudan da söylemem gerekli: Şu anki Türkiye’nin ihtiyacı demokrasi değildir. Demokrasiden önce, demokrasinin işleyebilmesi için, ve demokrasinin bizi güzel sonuçlara ulaştırabilmesi için, evvela halk egemenliğini tahsis edilmesi (yani monarşinin/oligarşinin ortadan kaldırılması) gereklidir. Ondan sonra insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü, eşit haysiyet ilkesi üzerinden inşa ederek, yani cumhuriyet olarak, Türkiye’nin düzelebileceğini söyleyebiliriz.

Sonsöz

“Efendiler! Yarın cumhuriyeti ilan ediyoruz” diyen Atatürk’ün anısı önünde ne kadar eğilsek az. Dün O’na karşı çıkanların bugün Erdoğan’ın “yakında oligarşiyi ilga edip monarşiyi ilan ediyoruz” sözlerini alkışlaması da boş bir tesadüf olmasa gerek.

Umudumdur ki Atatürk’ün ardıllarının yok etmek için durmadan çalıştığı cumhuriyet tekrar kurulduğunda bir daha yıkılamayacak ve hırpalanamayacak bir şekilde karşımızda bulunur.


Türkler için Siyasete Giriş Dersleri serisinin tümü için tıklayın.

Footnotes

  1. Der Begriff des Politischen, genişletilmiş baskı 1932. Sayfa numarasını özellikle belirtmiyorum zira okunmaya değer bir eser olduğunu düşünüyorum.

2 comments On Demokrasi Ne Kadar Önemlidir ve Türkiye’nin Esas İhtiyacı Mıdır?

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer