Demokrasi Sihirli Bir Değnek Midir?

Aynı gün üst üste önce Celal Şengör’ün monarşi iyidir çıkışını, hem Ünsal Ünlü’nün yaşadıklarımıza tek çare demokrasi yayınını görünce ahkam kesebileceğim az alandan biri olan demokrasi hakkında birkaç şey söylemek istedim. O ki bir uzmanlığım var, bir işe yarasın1. Burada sahip olunan kavram karmaşasına kısaca sövecek, sonra yanlış kullanılan kavramları azıcık açıklamaya çalışacağım.

Şengör’ün Siyaset Cahili Zırvası

Şengör normalde sevdiğim biriyse de siyasete geldiğinde, kendi deyimiyle zırvaları savunduğundan ve esasında konu hakkında cahil olduğundan kendisini, bir önemli noktayı belirterek, geçeceğim. Şengör monarşiden filan bahsetmiyor. Kullandığı terimler direkt yanlış. Monarşi diyor, sonra aristokrasiden konuşuyor. Bir monarşi aristokratik olmak zorunda DEĞİLDİR. Bakınız: Osmanlı. Bakınız: 17. asrın sonlarına kadar Rusya.

Şengör biraz daha devam ediyor, meritokrasi diyor – ki meritokrasi derken de esasında bahsettiği, benim anladığım, teknokrasi. Bir ara, şaka değil, cumhuriyetçilik de yapıyor. Yani Şengör’ün aklındakinin ne olduğu açık, avamı da kültürel olarak kalkındıracak elitlerin bulunması gerektiğini söylüyor, ama kavramları bilmeden garip gurup konuşuyor. “Her boka da cevap verme be adam, bilmiyorum de. Sen akademisyensin, en çok senin ‘bilmiyorum’ demen lazım” diyoruz, saçmaladığını ve boş konuştuğunu söylüyoruz, geçiyoruz.

Geçiyoruz ama kendisi hakkında konuşanlara. Bir kişi üstünden kendini anlamlandıran, bir cümleyle bir kişiyi cennetin sekizinci ya da cehennemin yedinci katına gönderenlerin anca salaklar olduğunu düşünüyorum. Ben severim Şengör’ü, paralelliklerimiz de çoktur ama burada sıçmıştır, sıvamıştır. Ne oldu, ben kendisini seviyorum diye kötü mü oldum? O Almanya, ben de Osmanlı mıyız ki O yenilince ben de yenilmiş sayılayım?

Fikriniz olmazsa, kendiniz kendi başınıza insan olamazsanız kaderinizi bağlarsınız bir sakallı, yuvarlak gözlüklü toparlak dedeye. Yapmayın. İnsan olun biraz.

Şengör faslını kapatım Ünsal Ünlü üzerinden konuya bakalım. Ünlü üstünden gidiyorum zira kendisinin bakışı ortalama bir insanın bakışından farksız. Ama Ünlü’ye geçmeden önce, Ünlü’nün de cahili olduğu demokrasi konusunda kısa bir bilgilendirme yapayım.

Demokrasi Hakkında Kısa Bir Teorik Bilgilendirme

Demokrasinin minimal tanımını yapan ve hala referans verdiğimiz Schumpeter; Capitalim, Socialism, and Democracy (Kapitalizm, Sosyalizm ve Demokrasi) isimli kitabında diyor ki “demokratik yöntem, yöneticilerin barışçıl bir şekilde dönem dönem değiştirebildiği yöntemdir”. Bak bu kadar basit.

Demokrasi nedir? Yöneticilerin, yönetilenler tarafından, kansız savaşsız değiştirilebildiği sistem. Ve doğrudur efendiler, demokrasi bundan fazlasını iddia etmez. Edemez. Adına da, varlığına da aykırı olur çünkü bu.

Yakın zamanda Jason Brennan tarafından Against Democracy diye bir kitap yazıldı. Özetle Şengör’ün dediğini diyor bu kitap: Seçmen bilgisizdir, bu nedenle demokrasi hedeflediğimiz/iddia ettiğimiz şekilde çalışmaz. Schumpeter’in, yukarıda andığım demokrasi tanımına ek olarak koyduğu ve Weber’in de öncülü olduğu bir argümanı, siyasetin bir meslek olduğu tezini biraz ileri taşıyarak herkesin değil belli kişilerin oy vermesinin bizi hedeflediğimiz/idealize ettiğimiz demokrasiye ulaştıracağını söyler.

Şimdi, Schumpeter de, Brennan da, Weber de demokrasi düşmanı mı diyeceğiz? Tabi ki demeyeceğiz. Ama futbol gibi siyaset de ata sporumuz olduğundan diyebiliriz tabi.

Demokrasinin yalnızca halkın yöneticileri kansız savaşsız değiştirdiği sistem olduğunu söyledik. Bir adım daha atalım ve Ünlü’nün konuşmasına geçelim: Halk kimdir? Öyle ya, İskandinav ülkelerinde çocukların da oy verme hakkı tartışıldığını hatırlarsak aslında halk deyip geçerken kimi insanları oy verme hakkından mahrum ettiğimizi, kimileriniyse eklediğimizi hatırlamamız gerek. Örneğin Türkiye’de yaşayan, seçimlerden birebir etkilenen ama vatandaş olmayan kişiler neden yurt dışında yaşayan, (çifte) vatandaşlığı nedeniyle oy verebilenlerden daha aşağı konumda?

Demokrasideki demos’un (yani halkın) “oy verme hakkı olanlar” olarak anlaşılması gerektiğini belirteyim önce. Yani bir yasa yapıp “kadınlar/erkekler/eşcinseller/Kürtler/Türkler/mavi gözlüler/sarı saçlılar oy veremez” dediğinizde demokrasiden uzaklaşmış olmazsınız. Elinizde kalan hala bir demokrasi olur zira tanımlanan demos, bu hariç tutulanların gerisinde kalanlardır. Schmitt’in muhteşem sözünü hatırlayalım: Sovereign is he who decides on the exception. Egemen odur ki hariç olanları belirler. Egemen sadece erkekler/kadınlar/vesair oy verecek diyebilir ve elimizde gayet de demokrasi bulunabilir.

Geldik mi egemenlik kavramına?

Mevzu daha da uzar burada. Kesiyorum ve Ünlü’ye, O’nun aracılığıyla da sıradan insana geçiyorum.

Sokaktaki “Daha Elit” Adamın Demokrasiye Saçma Bakışı

Ünlü diyor ki sizi vatandaş, dolayısıyla Atatürk’ün deyimiyle adam kılan şey demokrasidir”. Hop, dakka bir gol bir. Beni adam kılan şey demokrasi filan değildir. Beni adam kılan şey cumhuriyettir. İngilizcesi republic, kökü res publica olan bu kelime, orijinalinde halkın ortak malı demek. Bir cumhuriyette, Ünlü’nün deyimiyle mankenle çobanı, aristokratla profesörü bir eyleyen şey cumhuriyetten başka bir şey değildir. Yukarıda örneğini verdim, çobanlar oy vermeyecek deyip gayet de demokratik olabiliriz. Ama orada cumhuriyet olamayız zira cumhurun içerisinde hariç tutulabilecek kimse yoktur bir cumhuriyette.

Bu basit hatayı çok kişi yapıyor. Tekrar ediyorum, demokrasi nedeniyle çobanla manken eşit değildir. Cumhuriyet nedeniyle eşittir. Erdoğan’a demokrasiyi mahvettiği için kızmadım ben hiç mesela. Zira, tanımı gereği, demokrasi pek kısıtlı bir şey. Ben hep Türkiye Cumhuriyetini yok ettiği için kızdım. Siz de cehaletinizi biraz atarsanız Erdoğan’ın cumhuriyetle sorunlu olduğunu görür, demokrasi lafını yersiz kullanmazsınız.

Ünlü ikinci büyük kazayı bunun hemen ardından yapıyor. Diyor ki demokrasi demek bağımsız yargı, hukukun üstünlüğü demek.

Ne münasebet! Demokrasinin yargıyla ne alakası var? Demokrasinin hangi tanımında yargı bağımsızlığına referans var?

Şöyle basit bir örnek verip geçeyim: Avrupa Konseyi üç şeyi el üstünde tutar: İnsan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü. Eğer hukukun üstünlüğü demokrasinin bir parçasıysa neden bunu ayrı bir şekilde değerlendiriyor Avrupa Konseyi? Adamlar bizim her boku bilen toplumumuzdan daha mı cahil?

Hayır. Demokrasinin ne olduğunu biliyorlar. Bu kadar.

Sonra Ünlü devam ediyor: Her insan her istediği şeyi söyleyebilir, karşısına fikirler de çıkabilir diyor. İşte zurnanın zırt dediği yere geldik.

Bu size neyi anımsatıyor bilmiyorum, ama bu siyasi liberalizmden başka bir şey değildir. Yani Ünlü, ve benzeri konuşanlar, esasında liberalizmden bahsediyorlar.

Hemen belirteyim: Liberalizm eşit değildir demokrasi. Liberalizm liberalizmdir. Özgürlükçülük başkadır, demokrasi başkadır. Tanımları da başkadır, uygulamaları da başkadır. Ünlü, dibine kadar liberalizmden bahsetmektedir. Ünlü gibiler de liberalizmden bahsetmektedir.

Şimdi kavramsal karmaşayı temizleyip bahsedilmeye çalışılan şeyin ne olduğunu kısaca yazayım.

Liberal Demokrasi

Ünlü liberal demokrasiden bahsetmekte. Ünlü gibiler de liberal demokrasiden bahsetmekte. Ha, bana sorarsanız demokrasinin tek bir türü olabilir ve bu liberal demokrasidir, başka bir demokrasi değildir. Ama birine “siyaset bilmiyorsun, felsefe bilmiyorsun” diyerek ortaya çıkıyorsak bir demokrasi türünden bahsedip bunu demokrasi olarak sunmak da eş derece saçmadır, yanlıştır, cahilcedir.

Şimdi soru: Liberal demokrasi bir cumhuriyete ihtiyaç duyar mı?

Pratikte evet, teoride hayır. İngiltere bunun basit bir örneği. İngiltere’de kraliyet ailesi egemenliğin simgesi ve devletin sembolik temsilcisi. Başka da bir özelliği yok. “Benim başbakan kafayı yedi” deyip başbakanı azletme hakkı var mesela. Ama “canım sıkıldı, meclisi kapatıyorum” dediği an meclisten geçen yasayla şırak diye monarşiden cumhuriyete geçebilir İngiltere. Çünkü kraliyet ailesinin bu gücü de, hakkı da yok.

Yok arkadaşım. Yok.

Ama nedir? Atatürk’ün vaktinde pek güzel dediği gibi “amacımız demokrasi, bunu en kolay ve rahat sağlayacak şekil de cumhuriyet”. Budur işte arkadaşım olay. Cumhuriyetle başlayıp demokrasiye ulaşmak kolay. Bu yüzden de ilk adım cumhuriyet, demokrasi filan değil.

Bak, Atatürk 100 sene önce görmüş, bugünün okumuşları hala bu kadar basit bir gerçeği göremiyor.

Devam edelim. Demokrasi, ama hangi demokrasi?

Erdoğan’ın vaktinde etrafına topladığı mallar “biz muhafazakar demokratız” diye geziyorlardı ortaya. Bugün bıraktılar bu söylemi.

Efendiler! Demokrasinin kansız bir şekilde yönetimi değiştirme sistemi olduğunda anlaştıysak (ki hadi benimle anlaşmayın. Kabul. Literatür orada, gidin mikrofona konuşun anlaşmıyorsanız) şunu da anlamışızdır: Yönetim sistemi başkadır, devlet sistemi başkadır. Demokrasi yönetim sistemidir, devlet sistemi değildir.

Devlet sistemi nedir? Hah, geldik mi güçler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne?

Demokrasi, (yasama, yürütme ve yargı olmak üzere) üç gücün bir ya da ikisiyle (yürütme ya da yasama ve yürütme ile) bağlantılı olan bir mefhum. Ama devlette bundan fazlası var. Bu güçlerin birbiriyle ilişkisi var, bu güçlerin sınırları var, bu güçlerin hiyerarşisi var, bu güçlerin kimler tarafından kullanılacağı var, bu güçlerin nasıl ayrılacağı var…

Bugünkü gelişmiş dünyada, en azından yakın zamana kadar, liberal demokrasiyi idealize eden, güçlendirmek isteyen, baş üstünde tutan bir yaklaşım var(dı) (1945 sonrası dünyanın hepten değişmesiyle bu bakış da değişir oldu). Bunun içerisinde hukukun üstünlüğü diye bir şey icat ettik, hesap verilebilirlik dedik, eşit haysiyet dedik, fırsat eşitliği dedik… Dedik de dedik. Ama bunların her biri farklı farklı kavramlar ve demokrasinin direk nimeti filan değil. Demokrasinin direk kendisiyle alakaları da yok.

Bir örnek vereyim. Diyelim ki sadece erkeklere oy hakkı veren (dolayısıyla cumhurunu bölen), yasama ve yürütmenin bir, yargının ayrı olduğu bir devlet var. Bu devlet demokratik olabilir mi?

Evet, olabilir. Eğer ki sistem Schumpeter’in basit tanımına uyuyorsa bu devlet demokrasidir. Nokta. Liberal demokrasi değildir, doğru. Ama bakın, demokrasi değildir demiyoruz, liberal demokrasi değildir diyoruz.

Sonuç Yerine

Beyniniz yandı, değil mi? Amacım da buydu zaten.

Siz en iyisi şu terimleri AKADEMİK bir kaynaktan bir güzel öğrenin, sonra bıdılayın:

Demokrasi, liberal demokrasi, egemenlik, oy hakkı, güçler ayrılığı, cumhuriyet, monarşi, aristokrasi, teknokrasi, meritokrasi, bir de bonus olarak fırsat eşitliği.

Daha bu basit kavramları kullanamazken ahkam kestiğinizde önce gülüyor, sonra sövüyor, basıyorum eksiyi. Cahiller sizi.

Dipnot: Bu konularla alakalı olduğundan dilerseniz anayasa yazıları serisine de bakabilirsiniz. Erdoğan sağ olsun yarım bıraktırdı, ama işinize yarayacak bilgiler mevcut bu seride.


Rica: İstanbul’da yaşıyorsanız 10 dakikanızı “İstanbul Depremi Farkındalık ve Hazırlık Anketi” başlıklı anketime ayırır mısınız? Halihazırda hedeflediğim sayının çok altındayım. Doldurarak bana, sorularda ölçmeye çalıştığım eksiklerinizi fark ederek ve belki gidererek kendinize bir iyilik etmiş olursunuz.

Her halükarda teşekkür ederim şimdiden.

Footnotes

  1. Uzmanlığımı görmek isteyenler About Me sayfama bakabilirler

Leave a Reply

Site Footer