Devlet Geleneği Üzerine

Türkiye’de sürekli kullanılan argümanların birisi de Türkiye’de bir devlet geleneği olduğudur. Peki devlet geleneği ne demektir ve Türkiye’de gerçekten var mıdır? İlk sorunun cevabını önce gelenek, sonra teamül kelimelerine bakarak vermeye çalışalım, bu temelle ikinci soruyu da cevaplandıralım.

Gelenek

Geleneği kabaca kuşaktan kuşağa aktarılan hareket ve düşünce biçimleri olarak tanımlayabiliriz. Bunlar kanun değildirler, dolayısıyla kanunlarda olduğu gibi uyulmaması veya takip edilmemesi durumunda karşılığında maddi bir yaptırım uygulanmaz. Geleneğin gözardı edilmesi yalnızca bir yadırgama ve manevi yargılanma sebebidir.

Bunu yorumladığımızda şu kanıya varabiliriz: Gelenekler, kurumların ve toplumların kimliklerini belirleyen en önemli etmenlerdendir. Daha önce de belirttiğim üzere toplumlar (ve tabi ki kurumlar) değişime direnç gösterirler, fakat değişmeden de duramazlar. Bu değişim içerisinde kimliklerinin sürekliliğini sağlayan şey, gelenekten başka bir şey değildir.

Esasında geleneği anlatmasa da geleneğin yaklaşık olarak nasıl bir şey olduğunu Umut Sarıkaya’nın bir karikatürüyle görselleştirelim ve soyutu somutlaştıralım:

Gelenek, normal şartlar altında ve olağan durumlarda, deneme-yanılma yöntemiyle oluşturulur ve geliştirilir. Bir kök, taban, temel, veya merkez koyarak bunun etrafında hareket edilmesini sağlamaya çalışır. Zaman değiştikçe bu merkez katılaşır veya yumuşar, ama ortadan kaybolmaz. İşte o kaybolmayan parça, gelenektir. Nesiller sonra hala yerinde durmaya meyyaldir.

Gelenek hakkında son bir söz daha söyleyip bu bahsi kapatalım: Gelenekler, kaybolmamaya meyyal olsalar da, ortadan kaybolabilirler. Bu, genellikle, geleneğin yerini yeni bir geleneğin, belki zorlama belki tarihin doğal akışı dolayısıyla, almasıyla olur. Bazense gelenek kaybolurken yerine yeni bir gelenek konulmaz. Geleneğin, tarihin doğal akışı içinde değil zorlamayla değiştirilmesi veya yok edilmesi her zaman dramatik sonuçlar doğurur zira, anıldığı üzere, gelenek zaman içinde testlerden geçerek oluşmuştur ve bir nevi ortak aklın ürünüdür. Bu yüzden geleneklerle oynamak ciddi ve ekseriyetle yıkıcı bir iştir.

Teamül / Devlet Geleneği

Teamül kelimesinin kökü (bildiğim kadarıyla) amildir ve TDK anlamını “etken, sebep” olarak verir. Türkçede bir terim olarak kullandığımız teamül, devletlerde ve kurumlardaki gelenekleri ifade eder. Yani teamül ile devlet geleneği aynı şeydir. Birisi Arapça ve tek kelimedir, diğeri yarı-Türkçedir ve iki kelimedir o kadar.

Bir devlette kanunların esas olduğunu pek çok yerde tekrar etmeye çalıştım. Fakat teamül, zannederim ki, kanunların bir tık üzerinde bulunan (ve tüm normların kendisinden doğduğu anayasa hariç tutulduğunda) tek mefhumdur1 zira, katıldığım bir görüş de der ki kanunlar değişebilir, fakat teamüller kolayca değişmez ve değişmemelidir. Bunu şu şekilde okumamız gerekir: Kanuna bağlansın ya da bağlanmasın, belli gelenekleri oluşturmak ve sürdürmek, hem devletin ciddiyeti ve güvenilirliği için elzemdir, hem de her ne kadar ilanihaye var olma amacı gütse de yıkılışı kaçınılmaz olan devletlerin kendilerini takip eden devletlere bırakacağı en önemli mirastır.

Bir şey nasıl teamül olur? Kemal Gözler üstünden mecelleye referansla tekrar edebiliriz: Teamül kadim olandır ve kadim olan da odur ki “evvelini bilür olmaya”2. Bu, kökeni/çıkış noktası bilinen bir şeyin gelenek olmayacağı anlamına gelmez. Burada maksat, “yeterince” yakın geçmişte olmayanın gelenek olduğunun savunusudur. Yoksa devlet geleneği oluşturmak için devlete ihtiyaç duyduğumuzu düşünürsek ilk devletlerin yaklaşık 5.000 yıllık tarihi olduğunu bildiğimizden ve kaynağından da haberdar olduğumuzdan devlet geleneği olamayacağı anlamını çıkaramayız.

Teamüle bir örnek verip ardından devam edelim. Osmanlı’da kardeş katline cevaz verildikten sonra dahi öncülü olan Moğol ve Türk örfüne sadık kalınmış ve hanedan soyundan kimsenin kanının akıtılmamasına dikkat edilmiştir. Hanedanın öldürülen bireylerinin hep boğulmasının sebebi de, Genç Osman’ın kanının akıtılmasının olay olmasının sebebi de bu teamüldür. Belirttiğim üzere teamülleri yıkmak maddi bir yaptırımla karşılaşmaz fakat ciddi bir psikolojik reaksiyon getirir. Zaten işlerin sarpa sardığı Osmanlı’da Genç Osman sonrasında işlerin hepten tepetaklak gitmesinin sebeplerinden biri de böylesi bir teamülün ortadan kaldırılmasıdır.

Teamüller hukuka bağlanırsa, yani teamülün devamı için yasal bir zorunluluk konursa ne olur? Yalnızca teamül yasal bir zorunluluk haline gelir, geleneklik özelliği ortadan kalkmaz. Peki yasalaştırılan teamüllerin yanında yasalaştırılmayan teamüller olursa ne olur?

Esasında burada da bir şey olmaması gerekir. Devletin sürekliliğini ve ciddiyetini gösteren teamüller, yasalaşmasalar dahi, ısrarla tekrarlandığı üzere, psikolojik olarak önemlidirler ve sürdürülmesi esastır. Teamül, durduk yere değiştirildiği veya ortadan kaldırıldığı zaman bunun yasal bir karşılığı olmasa dahi devletin bir anda, önceki ana göre farklılaştığını ve artık devletin kimliğinin değiştiğini gösterir. Genç Osman örneğini hatırlayın.

“Eski” Türkiye, “Yeni Türkiye” ve Teamüller

Cumhuriyet, 1923’te ilan edildikten sonra Osmanlı’dan pek çok teamülü almıştır. Bilindiği üzere Osmanlı’dan devralınan iki temel kurum vardır: Askeriye ve hariciye (dış işleri). Uygulanabilecekleri devam ettirdiği kadarıyla ettirmiş, yeni sistem, yeni devlet düzeni ve yeni toplumla da yeni teamüller ortaya çıkarmıştır.

Bu teamüllerin birine bakalım: Cumhuriyet bayramı kutlamalarında devlet adamlarının frak giymesi. Bu yazılı bir kural değildir ve değiştirilmesi veya ortadan kaldırılması durumunda kanuni bir yaptırım uygulanmaz. Fakat cumhuriyetle zihinsel bir özdeşliği bulunan frakın bu türlü kullanımının değiştirilmesi, cumhuriyet algısını değiştirir ve, yukarıda da andığım üzere, psikolojik bir sorun doğurur. Kravatla cumhuriyet bayramı kutlamalarının yapıldığı bu günlerde oynanan şeyin cumhuriyetin kendisi olduğu görülmelidir.

Aklıma gelen bir diğer teamüle bakalım. Anayasa’da, doğru biliyorsam, yeri olmayan bu teamül, seçimler sonrasında cumhurbaşkanının en çok oy almış parti başkanını Çankaya’ya çağırıp kendisine hükümet kurma görevi vermesidir. Yasal olarak mecliste bulunmaya hak kazanmış herhangi birisi hükümet kurabilir, fakat teamül bu şekildedir. Eğer en çok oy alan partinin başı hükümet kuramazsa bu sefer ikinci en çok oy alan partinin başıyla bu devam eder. Günümüzdeyse ne Çankaya kalmıştır, ne cumhurbaşkanlığı, ne de en çok oy alan ikinci partinin başkanına görev verilmesi. Bu, cumhuriyetin zihinsel yıkımından başka bir şey değildir.

Süregiden teamüllerimiz var mıdır? Tabi ki vardır. Erdoğan gibi bölücü üsluba sahip bir kişi dahi “ne de olsa cumhurbaşkanıdır” denilerek kimi insanlarca savunulabilmektedir. Bu, halktaki teamül gereğidir – cumhurbaşkanı cumhurun başıdır ve simgelediği değerler nedeniyle saygıya ve desteğe her an ihtiyaç duyar. Bu bakışa bugün neden katılmadığımı, seriden bağımsız olarak yazmaya çalıştığım siyaset yazılarında görebilirsiniz.

Sonuç Yerine

Teamüller, devletin sürekliliğinde önemli bir yere sahiptir. Hele ki son neredeyse 1.500 senedir sürekli devletler kurup yıkmış bir milletten bahsediyorsak teamüller çok çok önemlidir. Günümüzde devlet geleneği yalnızca “devlet için gerekirse öleceksin” ve “devlet ezel ebed” bakışlarına indirilmiş durumda. Halbuki bizim geleneğimizde bunlardan çok daha fazlası vardır ve sadece bu iki teamülün sürdürülmesi, devleti sıkıntıya sokmaktadır. Dolayısıyla bugün teamüllerin ortadan kaldırıldığını, yani Türkiye’de bugün bir devlet geleneğinin olmadığını söyleyebiliriz.


Türkler için Siyasete Giriş Dersleri serisinin tümü için tıklayın.

Footnotes

  1. Burada uluslararası anlaşmaları gözardı ettiğimi belirtmeliyim zira normlar hiyerarşisine ve bunun yorumlanma biçimine yeterince hakim değilim. Bu nedenle bu düşüncemin sorgulanabilir olduğunu söylemeliyim.
  2. http://www.anayasa.gen.tr/teamul.htm

Leave a Reply

Site Footer