Devr-i Sabık Yaratmalıyız!

1996 yılında doğuyor Ahmet Özdemir. Bu satırları okuyanların çoğundan küçük bir kardeşimiz Ahmet.

Ahmet’in hayatı 2016’da değişiyor. O sene 1996’lıların çoğu üniversiteyi yeni kazanmışlar, hayatlarının tadını çıkarır halde, çoğu baba parası ile gününü gün ediyor.

Ahmet Özdemir ise 2016’da askere gidiyor, okuyamamış çünkü. Neden okuyamamış? Babası mevsimlik işçi, annesi ev hanımı. Almanya’yı, ABD’yi dize getiren devletimiz, Ahmet’in babasına doğru düzgün bir iş verememiş ondan.

Ahmet de mecbur ortaokul bitince çalışmaya başlamış. 14 yaşında başladım çalışmaya diyor. 2010 yılında yani. Askeri vesayetin güya tarihe gömüldüğü, güya darbelerle hesaplaşılan yıllar. Fetullah Gülen’in mezardakileri kaldırıp AKP’ye bastırın, evete bastırın dediği senelerde Ahmet mecburen hayata atılıyor.

Tabi sonradan görüyoruz ki, bugünün darbecilerinin yükselmesi için gerçek vatan evlatlarının zindanlara atıldığı yıllar aslında.

Ahmet bu dönemde mecbur kalmış çalışmaya, ailesine destek olmaya ama Ahmet şanssız çocuk. Ailesinin durumu olmadığı gibi bir de engelli kardeşi var. Yaratıcı ve hayat ona hiç de adil davranmıyor. Ve daha sonra da davranmayacak ne yazık ki.

Ahmet bu şartlar altında sanayide en ağır şartlarda çalıştı senelerce. Devlet baba, bu çocuğunun ne şartlarda çalıştığını sormadı, merak etmedi ama Ahmet 20 yaşına gelince onu askere çağırdı. Ee vatan görevi beklemezdi. Ahmet’in babası başbakan değildi ki çürük raporu ayarlasın ya da bedelli parası bulsun Ahmet’e.

Ahmet mecbur askere gitti. 2016’nın sıcak Temmuz ayıydı. Ahmet hayatında ilk defa İstanbul’a geldi. 5 günlük askerdi. Bir ay önce 2016 Haziran’ında islamcı teröristler Atatürk Havalimanı’nda terör saldırısı yapmıştı. Atmosfer buydu.

15 Temmuz Cuma günü akşamı komutanları Ahmet’in de bulunduğu koğuşu ayağa kaldırdılar. Askerleri tam teçhizatlı olarak hazırladılar. Kamyonlara bindirip sokağa çıkardılar. Terör saldırısı var, güvenlik önlemi alacağız dediler.

Tekrar edeyim Ahmet 5 günlük askerdi, İstanbul’a hayatında ilk defa gelmişti ve daha geçen ay İstanbul’da büyük bir terör saldırısı olmuştu. Bu koşullar altında Ahmet’in bir boktan şüphelenmesinin imkanı yoktu.

Komutanlar Ahmet’i ve arkadaşlarını İstanbul Belediyesi’nin önüne getirdiler. Ahmet hala terör saldırısına karşı tedbir alındığını sanıyordu. Ama sonra halk geldi. Ortalık karıştı. Ahmet kimseye ateş etmedi. Fetöcü komutanları kaçınca o da silahını belediyenin özel güvenlik personeline teslim etti ve gelen polislere teslim oldu.

Emniyete götürüldü. İşkence gördü. 30 gün gözaltında kaldı. Avukat yok, ailesine haber vermek yok. İnsan haklarının ihlal edildiği bir dönem geçirdi ama bitmedi çilesi.

Savcı Ahmet’in ne er olmasına baktı, ne 5 günlük asker olmasına baktı, ne silahını ateşlememesine baktı. Direkt tutuklamaya sevk etti. Savcı da kendince haklıydı, serbest bıraktırırsam bana da Fetöcü derler diye korkuyordu belki.

Ahmet hakim karşısına çıktı. Ne dediğini dinlemediler bile, matbu bir kararla tutuklandı. Askeri kışla içinde hava kuvvetleri logolu özel üretim saatiyle yakalanan ilahiyat yardımcı doçenti Adil Öksüz’ün tarla bakmaya geldim savunmasıyla serbest kaldığı gün, 5 günlük er Ahmet darbecilikten tutuklandı.

Ahmet hakkında darbecilikten dava açıldı, ağırlaştırılmış müebbet istendi hakkında. Avukatı yoktu. 14 yaşında çalışmak zorunda kalan bir çocuğun avukat tutacak parası nasıl olacaktı? Baro bir avukat atadı ama zaten yargılamada avukata ihtiyaç yoktu, zira savunmalara itibar ediliyor gibi bir görüntü de yoktu.

Ahmet 20 ayı hapiste sadece 2 ayda bir ailesi açık görüş yaparak geçirdi. Mektup hakkı bile yoktu. mektup hakkı 20. ayda kendine verildi ilk mektubunu bir gazeteciye kullandı. Bu mektubundan kısa bir süre sonra yargılandığı davada karar çıktı.

5 günlük er Ahmet Özdemir ve diğer er arkadaşları, darbecilikten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Darbecilikten tutuklanan 2. Ordu Komutanı Adem Huduti’nin 15 yıl hapis cezası almasından 2 hafta sonra çıkan bu kararda, 30 tane er darbecilikten ömür boyu ağır güvenlik rejimine tabi olarak hapiste tutulmaya mahkum edildi (Adem Huduti sadece bir örnektir, belki ve büyük ihtimalle onun da yargılaması da hatalıdır).

Bugün Twitter’da gördüm Ahmet’in mektubunu. İçime bir şey oturdu. Gözlerim doldu. Bunca adaletsizlik, bunca gaddarlık, kaldıramadım. Genç bir avukat olarak, Ahmet Özdemir’in bir abisi olarak onun hikayesini üç beş kişi duysun istedim. Ve sana söz veriyorum Ahmet, ama seni unutmayacağız. Senin haksızlığa uğradığını tarihe yazacağız.

Hayat sana adil davranmadı Ahmet. 14 yaşında okulu bırakıp, sanayide 3 kuruşluk ustaların ağız kokusunu çektin, belki dayaklarını yedin. 20 yaşına kadar bu evlat ne yaptı demeyen devlet aldı seni zorla askere götürdü. Bu da yetmedi, sınav sorularını çalan bir Fetöcü komutanın emrine verdi. Komutanın, vatan evlatları zindanlara atılırken, iktidar tarafından terfi ettirilen bir sünepeydi. Bu adamın emriyle seni terör saldırısı diyerek darbeye çıkardılar. Sonra o şerefsiz komutanların kaçtı. 5 günlük askerdin Ahmet, İstanbul’a bile ilk defa gelmiştin. Kimse dinlemedi. Fetöcüler HSYK’da hakimken büyük şehre tayin olmak için onlara yağ çeken adamlar seni sorgusuz sualsiz hapse tıktılar. Sen hapse tıkılırken, Adil Öksüz serbest bırakılmıştı Ahmet. avukat bile tutacak paran yoktu doğal olarak. Gerçi tutsaydın da kimse avukatını bile dinlemeyecekti. Orgeneralin darbecilikten 15 yıl aldığı yerde sana müebbet verdiler Ahmet. Bu uğradığın haksızlıklarda benim payıma düşen bir şey varsa, Allah bana o paydan dolayı lanet etsin Ahmet. sen de beni affet.

Ahmet Öztürk:

Müebbet bilgisi:

Ahmet’in mektubu:

(Metni ve eklerini Ekşi Sözlük’teki xspace rumuzlu yazardan kopyalayıp yapıştırdım, sadece büyük harfleri düzeltip birkaç noktalamayı değiştirdim. Başka bir şeye dokunmadım. Normalde kendi yazdıklarımdan başkasını buraya koymasam da bu metin sayılı istisnalardan birisi)


Adalet, olabilir, anlık yanılabilir. Adaleti sağlamakla görevli olanlar da insandır ve kabul edilebilir olmasa da hakimlerimiz de hata yapabilir. Fakat adalet bu hatayı düzeltmek zorundadır yoksa ortada adalet kalmaz. Ve geç gelen adalet, ben de inanıyorum ki, adalet değildir. Adalet zarar veremez, hele ki hayattan çalınan adaletsizliğin tazmini imkansızdır.

AKP döneminde Ahmet Özdemir ne ilk örnek oldu, ne son. Ve yapılan onca talanın, zulmün, yıkımın sadece çok iç acıtıcı, çok göz yaşartıcı bir örneği Ahmet Özdemir. Sinirden ne yapacağımı bilemez haldeyim şu anda.

Ahmet Özdemir de ikna edemiyorsa sizi AKP döneminin devr-i sabık olarak yargılanması gerektiğine, İnce’nin ve Akşener’in sözlerine neden karşı çıktığımı hala anlatamıyorsam benim daha fazla ikna etmeye çalışmama veya anlatmama gerek yok sanırım. Eksiklik bende, benim düşünce yapımdadır herhal.

2 comments On Devr-i Sabık Yaratmalıyız!

  • cok uzucu birilerini yakalim derken alakasiz kisileride yaktilar yav ust kademediklere bisey olmadi hata ust kademedeki fetocular rahatlar yedikleri onunde yemedikleri arkada olan alt kademediklere oldu ahmetin tek sucu o gece asker olmakti baska bisey degil uzuldum ve akp devrine soylencek soz bulamadim

    • AKP dönemini sanırım 79 senede yapılanın (şimdilik) 16 senede yıkımı olarak tanımlayabiliriz efendim. Umuttur ki 16 senede kalır, yoksa ortada Türkiye kalmayacak bu gidişle.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer