Eşit Haysiyetin Temellenmesi: Rasyonalite ve Otonomi

Seri dahilinde sürekli olarak eşit haysiyet ilkesine işaret ederek cumhuriyet fikrinin neden önemli olduğunu, cumhuriyet olmadığı sürece demokrasinin önemsiz olduğunu, birincil sorunumuzun eşit haysiyet ilkesini hayata geçirmek olduğunu tekrar tekrar belirtmeye çalıştım. Özellikle Avrupa ve Amerika literatürlerini okuyanların ısrarla anlayamadığı demokrasi ve cumhuriyet farkını ve eşit haysiyetin önemini bu yazıyla açıklamaya çalışacağım. Eğer serinin diğer yazılarından haberdar değilseniz dilerseniz bu yazıdan önce, dilerseniz sonra eşit haysiyet terimini ister sağ üst, ister sol üst taraftaki arama bölümünden site içinde arayıp ilgili yazılara bakabilirsiniz.

Rasyonalite

Avrupa, aydınlanmayla beraber dinin önüne bilimi – yani dogmanın önüne aklı, inancın önüne ölçümü, önkabulün önüne kıyası koydu. Bu değişim, özellikle 17. asır ve sonrasında, insanı tanrının önüne geçirdi. Başka bir deyişle insan tanrı oldu.

Bu değişim yalnızca bilimin önünü açmadı (veya bilimi önemli kılmadı). Bu değişimle beraber Avrupa sosyal hayatı değişmeye başladı. Din adamlarının önemi azalırken önce zenginlerin, sonra sıradan insanların önemi arttı. Toplumsal değişim siyasal değişimi de beraberinde getirdi ve parlementarizm krallığın önüne geçtiği gibi cumhuriyet ve ulus fikirleri öne çıktı.

Önce cumhuriyet, bunu müteakiben demokrasi fikirleri için eşit haysiyet ilkesine ihtiyaç duyduğumuzu defalarca dile getirdim. Peki, eşit haysiyeti neyle temellendirdi Avrupa?

Bu sorunun iki cevabı var ve ilk cevap rasyonalite olmakta. Rasyonellik, kısaca, akıl ve mantık sahibi olup eldeki alternatifleri değerlendirebilme, bunlar arasında kıyas yapabilme, bunların içinden kişinin amacına veya amaçlarına en uygun olanını veya olanlarını seçebilme yetisi olarak tanımlanabilir. Rasyonellik için asgari seviyede bilgiye ihtiyaç duyulduğunu, bilgi olmadan kıyas, kıyas olmadan rasyonel seçim olamayacağını not ederek devam edelim ve bir örnek verelim:

Yarın geçmeniz gereken zor bir dersin finali var ve ona çok çalışmanız gerekmekte. Bugün yapabileceklerinizse şunlar: Arkadaşlarınızla bir yemekte buluşup kafayı çekmek, sevdiğiniz sanatçının konserine gitmek, kitabı önünüze koyup bir oyun açmak ve oyun aralarında dersinize bakmak, bugün yalnızca ders çalışmak.

Rasyonel bir aktör, dersini geçebilmek için son şıkkı seçerken rasyonel olmayan bir aktör ilk üçünden birini seçebilir. Yani rasyonel aktörün özelliği doğru tercih yapabilme kapasitesidir. Ders çalışmak için kitabı önünüze koymuşken hastalanmanız sizin rasyonelliğinize halel getirmez zira siz seçmeniz gerekeni seçmişsinizdir. Veya konsere gitmeye karar vermenize rağmen bilet bulamadığınız için konsere gidememeniz, bunun sonucunda da oturup ders çalışmanız sizi rasyonel kılmaz zira doğru tercihi yapamadınız, buna bir nevi zorlandınız.

Otonomi

Otonomi, kişinin kendi üzerindeki kararları verebilme yetisi (İngilizce self-government) olarak anılabilir. Otonomi, doğru veya yanlış herhangi bir kararı kişinin alabilmesi ve bunu uygulayabilmesiyle ilintilidir.

Otonomiye iki örnek verelim: Bir çocuk otonom değildir zira henüz doğru karar verebilme yetisine sahip değildir. Hasta bir çocuğa “acı ilacı mı, tatlı yemeği mi tercih edersin?” sorusunu yönelttiğinizde yanlış cevabı verip ikinciyi seçecektir. Bu çocuğu otonom görmek, o çocuğa zarar vermektir. Bu nedenledir ki ebeveynler çocukların koruyucuları (İngilizce guardian) olarak anılırlar: Onları kollamak ve yasal yükümlülüklere sahip oldukları 18 yaşına dek onların zihinsel ve bedensel gelişimlerini sağlamak (veya gelişimlerine yardımcı olmak) ebeveynlerin görevidir.

Başka bir örnek düşünelim. Varsayalım ki bir kişinin önünde dört çeşit yemek var ve bu kişi birinci yemeği tercih ediyor. Fakat başka bir kişi, bu kişi yemeğe elini uzattığında yemeği çekiyor ve yiyememesine sebep oluyor. Bu durumda otonominin kısıtlandığını söyleyebilirken bir noktayı daha fark etmiş oluruz: Otonomi için kişinin seçim yapabilmesi, yani alternatiflere sahip olması gerekir. Alternatifler yoksa otonomi olamaz.

Excursus

Siyaset felsefesi, literatürde bu şekilde doğrudan anılmak istenmese de şu soruyla uğraşır: İnsanlar anarşiyi ister fakat biz “medeni” bir dünyada yaşıyoruz. Nasıl insanların anarşideki özgürlüklerini ellerinden çok almadan toplum oluşturabilmelerini ve toplum sürekliliğini sağlayabiliriz? Siyaset felsefesinin ilk ve en temel sorunlarından olan otonomi ve rasyonalite bunun en açık göstergesidir.

Rasyonalite ve Otonomi

Rasyonel ve otonom olmayan bireylerin modern siyasetteki işi ve rolü sorgulamalıdır. Rasyonel olmayan, yani kendisi için doğru tercihleri yapamayan bir kişinin, örneğin, oy verme hakkı olmalı mıdır? Veya kişi rasyonel olsa da ilgili konuda bilgi sahibi değilse bu kişinin rasyonelliğine güvenilebilir mi? Otonom olmayan, yani kendisini etkileyen kararları dahi alamayan bir kişi başkalarını da etkileyen kararlar verebilir mi? Kişinin otonomluğu kasıtlı olarak kısıtlanıyorsa bu kişinin otonomluğundan emin olabilir miyiz?

Sorular uzayabilse de temel sorunu gördüğünüzü zannediyorum: Rasyonel ve otonom olmayan kişinin “cumhur” (toplum) içerisindeki rolü tartışmalı olur. Modern siyaset felsefesi nasıl bu kişilerin de eşit haysiyet ilkesinden faydalanması fakat bu faydalanmanın diğer insanların çıkarlarına zarar vermeyecek seviyede olması gerektiğini sorgular. Literatüre 2500 yıl önce girmiş, Mill ile tekrar anılmış ve ülkemizde Aysun Kayacı ile ünlü olmuş “çobanla profesörün oyu bir midir?” sorusu bunun en bilinen örneğidir.

Rasyonalite, Otonomi ve Eşit Haysiyet

Neden rasyonel ve/ya otonom olmayan bir kişi eşit haysiyet ilkesinden rasyonel ve otonom bireyler kadar “faydalanamaz”?

Çünkü eşit haysiyet ilkesi toplumsal olduğu kadar siyasal bir konsepttir. Rasyonel olmayan kişinin, yukarıda da anıldığı üzere, doğru seçim yapma yetisi yoktur. Siyasette tercihlerimiz tüm toplumu etkilediği için rasyonel olmayan kişiler eşit haysiyet ilkesinden tam anlamıyla faydalanamaz (ya da faydalanmamalıdır) zira yanlış seçimleri başkalarının otonomluğuna halel getirir. Siyasetse keyfi otonomi kısıtlarına karşıdır, karşı olmak zorundadır.

Aynı şekilde otonom olmayan bir kişinin ya seçebileceği alternatifleri yoktur ve gerekli bilgiye sahip değildir, ya da alternatifleri elinden alınmıştır ve seçimi artık rasyonel olmayacaktır. Yani yalnızca rasyonalite ve otonomi birbirleriyle bağlantılı değildir, aynı zamanda siyasetin temelindedir.

Sonuç Yerine

Avrupa’da demokrasi denildiğinde kişilerin rasyonel olduğu ve cumhuriyet fikrinin geniş tabanda karşılık bulduğunu biliyoruz. Bu yüzden onlar demokrasiyi ölçerken bizim sorunlu olduğumuz cumhuriyet fikrini ve eşit haysiyet ilkesini de göz önüne almak, önce cumhuriyet kurmak ve bunun için eşit haysiyet ilkesini insanlara kanıksatmak derdine sahip değil. Bu yüzden Türkiye’de “derdimiz demokrasi” demek yanlış zira bizde demokrasiden anlaşılan şey, 2500 sene önce Atina’da anlaşılandan farklı değil.

Bu minvalde birkaç soru soralım: Türk halkı ne kadar rasyonel, ne kadar otonomdur? Bu soruya cevap vermenizi diler ve ek iki soruyla bu yazıyı bitirmek isterim: Verdiğiniz cevap kadar rasyonel ve otonom olan bir toplumun seçme yetisi sizce var mıdır? Bu yetiye binaen herhangi bir sultanlık iddiasına ve dileğine ne kadar karşı çıkabiliriz?

Bu soruları cevaplamanız için yakında sonuçlarını sunacağım İstanbul depremi anketimin şu anki cevaplarından üç veri paylaşayım (ki anketi doldurmak ve/ya paylaşmak isterseniz buradan ankete ulaşabilirsiniz):

  • %92 depremin her an gerçekleşebileceğini biliyor fakat,
  • %72 ne afet ne ilkyardım eğitimi almış,
  • %77.5 deprem çantası hazırlamamış,
  • %92 depreme karşı devletin ve belediyenin hazırlıklarını takip etmiyor,
  • %60 AKUT’a devletten daha çok güveniyor.

Leave a Reply

Site Footer