Hukukun Üstünlüğü Ne Demektir, Ne İşe Yarar?

Önemli bir detayı düzelterek başlayalım. İngilizce rule of law teriminin birebir çevirisi yasanın hükmetmesi demek. Terimde kullanılan rule, hem kural hem de hükmetmek anlamını taşır. Örneğin “1455 senesinde İstanbul’da Fatih hüküm sürüyordu” cümlesini İngilizce kurduğumuzda kullanacağımız kelime rule olmakta.

Kelimeler önemlidir zira kelimeler hem zihinsel yapımızdan çıkar ve aklımızdakini anlatır, hem de karşımızdakinin ne anlayacağını belirler. Hukukun üstünlüğü tabirinde “hukukun bir şeylere karşı üstünlüğü” akla gelir ve hukukun üzerinde de bir şeylerin olabileceği düşünülebilirken, benim daha tercih edilebilir bulduğum hukukun egemenliği1 tabirindeyse hukukun üzerinde başka bir şeyin bulunamayacağı, ancak kendisine rakiplerin bulunabileceği, bu rakiplerin de egemenlik kaygısında bulundukları anlaşılabilir.

Terimin Anlamı

Terim, aslında, çok basit bir şeyi söylüyor: Kişiler yerine yasaların hüküm sürmesi.

Açalım. Bir toprak üzerinde bir şekilde bir kişi şiddeti (yani silah kullanımını, yani yaptırımı) tekeline aldığında ilgili toprak üstünde yaşayan kişiler üzerinde egemen, yani nihai karar verici hale gelir. Bunun arkasından üç şey yapabilir.

  1. Şiddet kullanma hakkını kendi tekelinde tutarak bir monarşi oluşturur ve tek egemen olur.
  2. Şiddet kullanma hakkını küçük veya büyük bir grupla paylaşır ve bir aristokrasiye/oligarşiye yol açar, egemenlik paylaşılır.
  3. Şiddet kullanma hakkını herkese verir ve bir cumhuriyete yol açar, egemenlik yine paylaşılır.

Geçirdiğimiz asırlar, özellikle de son 1.5 asır, egemenliğin kişilerden ve gruplardan alınmasını amaçlayan savaşlarla doludur (ki bu satırların yazıldığı günlerde İran’da süren çatışmalarda da aynı amaç görülür). Egemenlik, gruplar tarafından kişilerden ve daha geniş gruplar tarafından daha dar gruplardan alınmak istenir zira egemenliğin onların elinde bulunduğu durumda nihai karar verici olduklarından bu kişi ve gruplar yasanın kendisi, yani hem yazıcısı hem uygulayıcısı olurlar.

Bir kişi veya grubun yasanın kendisi olması demek, bu kişilerin hukukun üstünde olması demektir. Kimi kişiler hukun üstünde olduğunda bir yasanın herkesi değil “elit” olmayanları bağladığı kolayca söylenebilir. Hukukun üstünlüğü işte buna karşı çıkar ve der ki “yasadan daha üstün kimse yoktur ve buna yasa yapıcılar ve yasayı uygulayanlar da dahildir”.

Günümüzde egemenliğin temsili organlar (yasama, yürütme ve yargı) aracılığıyla uygulandığı/ifa edildiği savına tutunmuş durumdayız. Hukukun üstünlüğü burada, doğal olarak, bize şunu söyler: Egemenliği temsil edenler de hukukun üstünde değildir zira onlar da egemen değildir. Egemen olan hukuktur ve gerek kişi, gerek kurum olsun, hiçbir temsilcisi hukukun üstünde yer alamaz (ya da kimse hukuktan azade değildir).

Başka, ve daha kısa bir deyişle şöyle diyebiliriz: Egemen hukukun yazıcısı ve uygulayıcısı olduğundan egemenlikle hukuk birbirinden ayrılamaz. İşbu durumda çıkarımız hukukun egemenliğini sağlamak ve bireyler ve gruplardan egemenliği almak, egemenliğin temsilcilerini de hukuk önünde diğer tüm kişilerle eşit kılmaktır.

Seriyi takip ediyorsanız veya konular hakkında bilgiliyseniz, egemenlik tartışmasını açmamdan şu cümleye ulaşacağımı tahmin ettiniz sanıyorum: Hukukun üstünlüğü, cumhuriyet ideali, cumhuriyet mantığı demektir. Hukukun üstünlüğü, nihayetinde bizi cumhuriyete götürecektir zira hukuk egemense hukukun etkilediği herkesin eşit olması bir zorunluluktur.

Cumhuriyet İçinde Hukukun Üstünlüğü Olmayabilir Mi?

Bu soru retorik bir sorudur ve, ilginçtir ki, cevabı şartlı bir şekilde evet olmaktadır – tabi bu şart içinize sinebilirse.

Hukuk, ülkede düzenin sağlanması ve devam ettirilebilmesi için konulan kurallardan müteşekkildir. Adalet ve hukuk arasında yer yer bulunan kopuşların sebebi tam olarak bu noktadır: Düzenin terkibi ve devamı, adaletten uzaklaşmamıza neden olabilir2.

Bir kişi hukuktan, yani kurallara uymaması durumunda yaptırımdan, yine hukuk sayesinde azade kılınabilir. Halihazırda kılınmıştır da: Çocuklar ve zihinsel engelliler. 5 yaşında bir çocuk, adam öldürmesi durumunda dahi sorumlu tutulamaz zira akli melekeleri yeterince gelişmemiştir. 35 yaşında ama zihinsel engelli bir kişinin eylemlerinden sorumlu tutulamaması da aynı sebebe dayanır. Fakat burada kişilerin hukuktan üstünlüğü değil yine hukukun üstünlüğü vardır. Kişilerin sorumsuzluğu, kişilerin yetersizliğinden kaynaklanmaktadır.

Cumhuriyetin alternatifinin aristokrasi veya monarşi olduğunu söyledim defalarca. Günümüzde, bir cumhuriyette, bir kişiyi veya grubu hukukun üstünde, ya da hukuktan azade kılmak için iki ihtimal vardır:

  1. Kimi kişilerin elinden egemenlik haklarını almak, yani bir nevi egemenlik hırsızlığı. Bu yazıdaki “halkın egemenliğinin ortadan kaldırılması” alt başlığına lütfen bakınız ve beni, kendimi tekrardan kurtarınız.
  2. Egemenliğin temsilcisi olacak ve hukuktan azade kılınacak kişilerin de zihinsel engelleri olduğunu kabul etmek (zira bu kişiler artık çocuk değiller).

Birinci durumda artık cumhuriyet kalmadığı için ortada tartışılacak bir konu bulunmamakta. Dolayısıyla bir cumhuriyette yalnızca bir şartla egemenliğin temsilcisi hukuktan azade kılınabilir: Zihinsel engelli olması durumunda.

Egemenliğin temsilcisinin zihinsel engelli olduğunu düşünen bir ülke halkının neden daha gelişkin zihinsel melekelere sahip birini temsilci kılmadığı ya da sağlıklı karar veremeyen birini yasa yapıcı ve uygulayıcının başı kılmanın ne kadar mantıklı bir tercih olduğu konularınaysa girmiyorum.

Rule of Law vs Rule by Law: Hukukun Egemenliği vs Hukukla Egemenlik

Hukuk nihai egemense hukukla egemenlik taslayabilir miyiz?

Hukukun üstünlüğünü egemenliğe bağlama sebebim işte bu sorudur. Eğer tutarlı gidersek cevabımız hayır olmak zorunda: Bir yerde hukukun olması, hukuk eliyle egemenliğin bir kişiye veya gruba bırakılmasını meşru kılamaz.

Bunu şöyle örneklendirelim. Bir kişi veya kurum size bir elma satıyor. Bunun karşılığında yaptığınız mukavelede size diyor ki “ben sana elma satıyorum. Bu nedenle sen de bana evinin anahtarını vereceksin”. Bu mukavele size ne kadar mantıklı geliyorsa hukuku bahane ederek egemenlik taslanması da o kadar mantıklıdır.

Hukukun bir düzen aracı olduğunu, nihayetinde adalete ulaşma amacı olsa da evvela düzenle ilgilendiğini söylemiştim. Özellikle savaş gibi dar zamanlarda hukuk eliyle kıyımlara şahit olabiliriz. Fakat bu, kıyımları meşru kılmaz.

Verdiğim iki örneği birleştirirsek şu noktaya ulaşırız: Hukuk, üzerinde hüküm sürdüğü topraktaki herkesi etkilemelidir. Eğer bir kişi veya grup hukuktan hukuk içerisinde azade kılınıyorsa ortada hukukun üstünlüğü değil hukukla üstünlük, yani zorbalık vardır. Tahmin edebileceğiniz üzere eğer zorbalık varsa ortada hukukun üstünlüğü de yoktur. Vardır diyorsanız mafya ile devleti ne şekilde ayırdığınızı açıklamak zorunda kalırsınız.

Sonuç Yerine

Ülkemizde her kavram gibi, yazıda yerleşik terimi takip edip hukukun üstünlüğü desem de esasında hukukun egemenliği de yanlış anlaşılmış durumda ve biz hukukla egemenliği hukukun egemenliği sanıyoruz. Bu da mafya ile devlet arasında bir fark olmamasına giden bir yolu açıyor. Algılarımızı değiştirmek, terimi doğru anlayıp anlatmak ve kullanmak zorundayız. Aksi takdirde çakal küçük esnaf misali “bunun garantisi benim” diyen siyasilerimize boyun eğmek, devletten de “o kadar” hukuk beklememek zorunda kalırız.


Türkler için Siyasete Giriş Dersleri serisinin tümü için tıklayın.

Footnotes

  1. Nihayetinde hükmeden egemendir.
  2. Bu tartışmaya bu yazıda girmemeyi tercih ediyorum

Leave a Reply

Site Footer