İç Savaş

Savaşlar içerisinde en acı vericisi olan iç savaş, artık uzunca diyebileceğimiz bir süredir Türkiye’de, bazen yüksek bazen kısık sesle dillendiriliyor. Bu ihtimali yüksek sesle dillendirenlerden biri olarak iç savaşla ilgili birkaç bilgiyi bu seride paylaşmaya karar verdim. Önceden belirtmeliyim ki Ruanda veya Bosna gibi devlet otoritesinin zayıfladığı veya hiç olmadığı ülkelerdeki iç savaşları değil, Schmitt’in de üzerinde durduğu, yerleşik otoritenin bütün haşmetiyle var olduğu ülkelerdeki iç savaşın nedenlerine bakacağım. Seri Türkler için yazılmış durumda ve Türkiye’de devlet otoritesi hala bulunmakta.

İç Savaş Nedir?

Basitçe devlet otoritesinin sarsılması veya ortadan kalkması sonucu mutlak gücü (yani devlet otoritesini) sağlayıp ele geçirmek için iki veya daha fazla, güççe birbirine denk grubun karşılıklı kırımına iç savaş diyoruz. Tanımdaki önemli noktaları kısaca açalım:

Devlet Otoritesi: Devleti tanımlarken ve özelliklerinden bahsederken her zaman şiddet kullanmayı tekeline aldığını tekrar ettim. Otorite ve egemenlik, her ne kadar ahlaki dayanaklar arayışında olsak da, nihayetinde uygulanabilen şiddete dayanıyor1. Devlet otoritesinin sarsılması veya ortadan kalkması demek şiddeti artık tekelinde barındıramaması, yani farklı grupların şiddet uygulaması durumunda devletin yaptırım uygulayamaması demektir (devletin şiddet tekeliyle ilgili yazıya buradan ulaşabilirsiniz).

Çatışan Gruplarda Güçlerin Denkliği: Elimizde iki grubun olduğunu düşünelim. Bunların birisinde tanklar varken diğerinde tişörtler olsun ve bu iki grup da egemenlik kavgasına tutuşmuş olsun. Böylesi bir durumda ortada bir iç savaş değil ancak katliam olur zira bir tarafın amacına uygun silahları bulunmaz. Yani otorite boşluğu durumunda safların bulunması yetmez, safların silahlı ve örgütlü güç olarak birbirleriyle çatışabilir durumda olması gerekir. Aksi takdirde silahlı gücü elinde bulunduran kesim katliamla gücü tekeline alır.

Akademide devletin iç savaşta bir saf olup olamayacağı bir soru işareti. Ben, böylesi bir durumda devletin de bir saf olabileceğini düşünenlerdenim. Nihayetinde gücü tekelinde tutamamış olsa da elinde silahlı kuvvetlerinin bulunması ve karşısındaki gruplarla çatışabilmesi nedeniyle devletlik vasfını yitirmiş bir saf olarak devletin de bir taraf olacağını savunuyorum.

İç Savaşın Sebepleri

Siyaset bilimi literatürü içinde zor/nazik zamanları en iyi açıklamış olan Carl Schmitt, parti politikası devlet politikası olduğu zaman iç savaş kaçınılmazdır der. Hitler’in iktidarı ele geçirmesinden hemen önce, 1932’de yazdığı siyasal konsepti (The Concept of the Political) isimli kitabında geçen bu ifade için ayrı bir bölüm açmasa da, sanırım, oturmuş bir devlette bir iç savaşın çıkması için yeterli şartı açıklamış olmakta.

Devleti nihayetinde farklı amaçları bulunan gruplardan müteşekkil bir yapı olarak düşündüğümüzde farklı partilerin farklı grupların çıkarlarını önemli gördüğünü söyleyebiliriz. Bu normal bir durumdur. Anormal olan durum, bir grubun çıkarının diğer grupların zararları hiç önemsenmeden savunulmasıdır. Schmitt’in parti politikası olarak adlandırdığı şey budur.

Devletin devasa gücü nedeniyle, küçük ya da büyük, ama yalnızca bir grubun çıkarlarının savunulması, diğer grupların büyük bir baskı altında yaşamasına ve hayat kalitelerinin günbegün azalmasıyla artan rahatsızlıklarına yol açar. Bu durumun 1) geri dönülemez bir noktaya gelmesiyle, 2) katlanılabilir olmaktan çıkmasıyla, 3) kişilerin devlet ve/ya toplumun geri kalanıyla bağlarının kopmasıyla gruplar silahlanmaya başlar. Bu gruplar bir arada çalışıp devletin savunduğu safa karşı da çatışabilir, baskı sonucunda bir grubun karlı çıktığını görerek devleti ele geçirmeye de çalışabilir, yani birbirleriyle de çatışabilir. Bir nokta muhakkaktır ki devletin güçlü bir şekilde bulunduğu bir yerde devlet, ama o ama bu şekilde, bir iç savaşın her zaman safıdır.

İç Savaş vs Terör

Peki, bir iç savaşla terörü nasıl ayıracağız?

Bu soru, içinden çıkılması pek zor bir soru. Öncesinde terörle ilgili yazdığım yazıda terörü “insanların fikirlerini zorla değiştirmek üzere, ideolojik amaçla gerçekleştirilen, savunma barındırmayan her türlü eylem” olarak tanımlamıştım. Sunduğum iki tanımla tutarlı gittiğimizde iki detayın öne çıktığını söyleyebiliriz.

Devletin safından baktığımızda bir fark olmasa da, iç savaşta amaç devlet otoritesini ele geçirmekken terörde devlet otoritesine kafa tutuluyor olsa da amaç devleti tamamen ele geçirmek olmayabilir. İngiltere’de IRA, İspanya’da ETA, Türkiye’de PKK devlet otoritesi yerine “kendi bölgelerinde” egemenliği hedefleyen gruplar. Fazla bilgim olmayan İngiltere ve İspanya örneklerini kenara koyup PKK ile devam edelim.

PKK’nın ayrılıkçı hedeflerinin olması, bence, Türkiye’de bölgesel bir iç savaşın sürdüğünü göstermekte. Nihayetinde kısıtlı bir bölgede de olsa amacın devlet olmak olması bu argümanımın temelini oluşturuyor ve, tanımda gizli olan ve şimdi açığa çıkan, bir boyut daha katıyor: İç savaş, tüm ülkede otoriteyi ele geçirmek amacıyla değil kısıtlı bir bölgeyi ele geçirmek amacıyla hareket eden grupların varlığında da vardır.

İkinci detay, iç savaşta, terörün aksine, kişilerin fikirlerini değiştir(t)me amacının bulunmamasıdır. Terörde “benim gibi veya benim düşündüğüm şeyleri düşün, sonra icabına bakarız” şeklinde bir hedef varken iç savaşta artık “politik” eşik aşılmıştır ve von Clausewitz’in ünlü deyişiyle “siyasetin başka araçlarla icrası” dönemine geçilmiştir. Elbette ki karşıdakini zihinsel olarak etkileme amacı elden bırakılmaz, fakat sıradan/olağan siyasetin özelliği olan fikir çarpıştırma birincil önemini kaybedip ikincil öneme sahip olur.

Bu ikinci nokta Schmitt’in temel sorununu aydınlatır. Parti siyasetinin devlet siyaseti olması demek siyasetin gerilmesi demektir ve iç savaşa giden yol, gergin siyasetin silahtan başka şekilde çözülemeyeceğine dair inanca yeterli sayıda muhalif/ezilenin yeterince kani olmasıyla tamamen açılmış olur. “Siz ne derseniz deyin, siz ne yaparsanız yapın biz kararımızı verdik” söylemlerinin tehlikesi budur.

Peki silahlı mücadele ne zaman terör olur, ne zaman terör olmaz? Bu sorunun devlet açısından cevabı her zaman nettir: Otoriteye isyan eden herkes teröristtir. İlgili yazıda da göstermeye çalıştığım gibi devletler, kendilerine karşı her sivil hareketi terör olarak nitelemeye yatkındır. Fakat burada bir sorun vardır: Yatkınlığı pratiğe döküp her hareketi terör olarak nitelendirmek nihayetinde terörün olumlanmasına yol açacaktır zira bu şekilde siyaset tıkanır. Yani teröre de, iç savaşa da, genellikle, devletin başındaki hükümetlerin yol açtıklarını söyleyebiliriz.

Sonuç Yerine

“Şu ellerin taşı bana hiç değmez / İlle dostun gülü yaralar beni” diyen Pir Sultan’ın mısraları misali iç savaş bir ülkenin göreceği en kötü şeydir. Doğal afetler, savunma savaşları, ve hatta nükleer saldırılar daha tercih edilesidir çünkü iç savaş toplumda derin yaralar açar, travmalar yaratır ve düzeltilmesi imkansız değilse bile imkansıza yakındır: Ölüm elden değil komşudan, belki kardeşten gelir. Bu büyüklüğü, sertliği ve zorluğu nedeniyle varlığı kadar adının anılması dahi sorunludur ve kısık sesle de olsa anılmasının önüne geçecek siyaset gütmek iktidar başta olmak üzere herkesin temel görevidir.

Footnotes

  1. Meşru olan Katalonya referandumunun sonucunu, Katalonya’nın asker sahibi olmamasının belirlediğini hatırlayın.

1 comments On İç Savaş

Leave a Reply

Site Footer