İslam ve Siyasal İslam

Siyasal/politikal İslam terimi Türkçemizde de çokça kullandığımız fakat pek sorunlu bir terim. Bu yazıda iki temel eksende bu terimin neden sorunlu olduğunu açıklamaya çalışacağım.

Terim ve Terimin Kapsayıcılığı ve Dışlayıcılığı

Bir kelime bir terime hudutları keskin bir şekile belirlendiğinde ve neleri kapsayıp neleri dışladığı net bir şekilde bilindiğinde dönüşebilir. Örneğin demokrasi terimi, kullanımında sorunlar olsa da, barışçıl bir şekilde ve seçimle hükümetin değiştirilebildiği siyasal sistemi ifade eder. Devlet, belli sınırlar içerisinde para basma, bürokrasi kurma ve şiddet uygulamayı tekeline almış tekil siyasi yapıyla tanımlanır. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Terimler belli şeyleri tanımlamak için, yani kimi şeyleri terimin “dahiline almak için” kullanılırlar. Bunun bir diğer anlamıysa kimi diğer şeyleri hariç tutmaktır. Örneklerimize dönelim. Eğer seçim yoksa, hükümetin değişmesi barışçıl bir şekilde (yani kansız kaygısız olarak) gerçekleşmiyorsa, veya seçim olsa da hükümet değişemiyorsa orada demokrasi yoktur. Veya sınırları belirli bir alanda tekil değil ikili siyasi yapı varsa veya şiddet politik tekelde değilse bir devletten bahsedemeyiz.

Bu temel üzerinden siyasal İslam “teriminin” neden yanlış olduğuna bakalım.

Siyasal (Olmayan) İslam (?)

Siyasetin ne olduğunu ve alanını bu yazıya bakarak hatırlayabilirsiniz. Orada yaptığım tanımı tekrarlayayım:

Farklı çıkarlara sahip kişi ve grupların, savaşı ve zorbalığı ilk değil son çare olarak görerek diğerlerini kendi doğrularına ikna etmek veya kendi doğrularını kabule zorbalıktan farklı araçlar ve yöntemlerle zorlamak için girişilen, gücü elde etmek için yapılan oyunlardır.

İslam, her din gibi, kendi normatif ve ahlaki/etik doğruları bulunan bir öğretidir ve bu nedenle siyasaldır. Fakat, örneğin esas/ilk çağ Hristiyanlığından veya Budizmden farklı olarak, yalnızca bir doğrular setinden bahsetmez. İslam yayılmacıdır, amaçlarından birisi arzı İslam ülkesi kılmaktır. Bu arada da bu İslam ülkesinin ne şekilde işlemesi gerektiği Kuran’da da, hadiste de defaatle belirtilir. Hayatların sınırları çizilir ve bu sınırlara yalnızca inanlar değil inanmayanlar da dahildir. Başka bir deyişle İslam yalnızca Müslimler değil gayrımüslimler üzerinde de söz hakkını kendinde görür. Müslimler kadar gayrımüslimlere de nasıl yaşamaları gerektiğini anlatmakla (veya dayatmakla) kalmaz, gayrımüslimleri de Müslim kılmak için çalışır.

Bu uzun paragrafı aslında şöyle özetleyebiliriz: İslam siyasaldır. İslam yalnızca doğru hayatın ne olduğunu söylemez, bunun egemen kılınması gerektiğini de, yayılması gerektiğini de söyler. İslam yalnızca kişisel doğrulardan, modern tabirle “spiritüel” gelişimden ve bireysel mutluluktan, bireysel kurtuluştan bahsetmez. İslam toplumsal bir yol ve çözüm sunar. Bunun anlamı İslam’ın tamamen siyasal olduğudur.

Siyasal İslam teriminin doğal sonucu şudur: Siyasal olmayan İslam da vardır. Fakat, gördüğümüz üzere, siyasal olmayan İslam yoktur. Bu konuya aşağıda döneceğim.

Dar-ül İslam ve Dar-ül Harb

İslam için iki tür devlet/toprak vardır: Dar-ül İslam ve dar-ül harb. İlki İslam şeriatının hüküm sürdüğü topraklardır ve İslam hukuku ve yaşamı burada aktiftir. İkincisi “savaş ülkesidir” ve İslam hukuku ve yaşamı burada aktifleştirilmelidir. Bu, Allah’ın emridir, bu peygamberin mirasıdır. Cihat terimi bugün peygamberce “cihad-ı ekber” olarak anılan kişisel/içsel cihatla sınırlandırılmaya çalışılsa da İslam’ın yayılması ve yayıldığı yerlerde “İslami yaşamın” baskın kılınması da İslam’ın amaçlarındandır ve “küçük cihat”, hem Kuran’da hem İslam literatüründe tarih boyunca kullanıldığı üzere, İslam’ın esaslarından hariç değildir.

Siyaseti tanımlarken “savaşı ve zorbalığı ilk değil son çare olarak görerek” demiş, ilgili yazıyı da şu şekilde tamamlamıştım: Siyaseti, sözleri ve eylemleri katı olanlar değil daha yumuşak olanlar, anlaşmak üzere çalışanlar yapar. Katı olanlar yalnızca radikaller, (yalnızca solla sınırlı kalmamak üzere) devrimcilerdir ve tarihin de gösterdiği üzere bu kişi ve gruplar gücü ele geçirmeleri durumunda siyaseti bitirmekten çekinmemişlerdir. Bu açıdan bakıldığında İslam’ın siyasala karşı olduğu da söylenebilir. Gücü eline geçirene dek siyasal olan İslam gücü eline geçirdikten sonra siyasalı, yani farklı çıkarları, ortadan kaldırma ve kendini tek bırakma amacı güder. Bu şekilde bakıldığında dar-ül İslam’ın siyasalın olmadığı (veya ağır derecede kısıtlandığı) yer olarak tanımlanabileceğini sanıyorum. Bunun doğal sonucu şu olacaktır: Siyaset İslam’ı kısıtlamalıdır yoksa İslam siyaseti ortadan kaldırır1.

Yanlış Terimin Yanlış Anlamı

Bugün siyasal İslam tabiriyle esas İslam’ı kastettiğimizi anladığınızı sanıyorum. Siyasal olmayan İslam ise spitirüel bir öğretiye indirilmiş ve İslam’ın yapısına ve kimliğine tamamen ters, İslam olmayan İslam’ı tanımlıyor görünüyor. Yani ortada yaman iki çelişki var: Öncelikle İslam olan İslam’ı beğenmiyor ve siyasal diyerek ötekileştirmeye çalışıyoruz. Yetmiyor, İslam’ı Kuran’dan fazla bildiğimizi sanıyoruz. Garip değil mi?

Burada iki terim kullanmanın amacı, sanırım, dinin kimlik siyasetine dönüşmesinin zararlarından kaçınmak ve benim de savunduğum üzere İslam’ın siyaseti değil siyasetin İslam’ı şekillendirmesi gerekliliğine inanmak. Buradaki soruna karşı daha önceden yazıdığım yazıdaki argümanları tekrarlamadan farklı bir noktaya bakalım. Sorumuz şu: İslam’ın siyaseti nasıl şekillendireceği açık. Peki siyaset İslam’ı nasıl şekillendirebilir?

Cevap pek güzel değilse de liberalizmin, en azından ideallerimizde, yaşadığı bu çağda kaçınılmaz: İslam’ı depolitize ederek, yani İslam’ın kimi temel akidelerini İslam’dan çıkararak. Cihat İslam’ın beş farzından biri olarak geçerken cihadı tamamen İslam’dan atarak, Kuran’ın ilgili ayetlerini ve peygamberin hadislerini ve sünnetlerini gözardı ederek. Daha da kısacası İslam’ı İslam olmaktan çıkararak. Bunu bu şekilde belirtmeden siyasal İslam – öz hakiki İslam ayrımlarına gitmek oyunu gereksizce uzatmak ve sonuca ulaşmayı imkansız hale getirmek demektir.

Modern Dünya ve İslam

Sanırım bu son kısımda diyeceklerimi anladınız fakat yine de söylemek gerekli: İslam modern dünyaya uyum sağlamak için ya kitabının bir kısmını ve tarihinin neredeyse tamamını feda edecek, ya yapısını koruyarak belli yerlerde baskın kalarak modern dünyadan ayrışacak, ya da yapısını koruyarak marjinalize olacak (yani uçlara itilecek) ve moderniteyi marjinalize edecek, bu arada da gücünü kaybedecek ve bir yerde baskın olamayacak. Şu ana dek görünen o ki Müslüman çoğunluk (daha doğrusu onların temsilcileri) ikinci ve üçüncü ihtimallerden tarafgir: Dar-ül İslam’da baskın kalabilirken dar-ül harpte gücü daha da fazla kırılıyor, bu da marjinalliğini daha da artırıyor. Mustafa Akyol gibi “İslam aslında liberaldir” diyecek kadar beyni yanmış kişilerin çıkışlarının birinci ihtimalin boyalı hali olduğunu da belirtmeye gerek olmadığını sanıyorum.

Sonuç Yerine

Siyasal İslam diye bir şey yoktur zira İslam zaten siyasaldır. Siyasal olmayan İslam artık İslam değildir, en fazla “İslam temelli spiritüel bir hareket” olarak görülebilir. Kişilerin bu şekilde yaşaması mümkün, ve pek çok kişide zaten bu hale gelmiş olsa da bunu İslam olarak anma ihtimalimiz yok. İslami açıdan bakıldığında bu kişilere ancak eksik/kötü Müslüman diyebiliriz zira Kuran’ın bir kısmını alıp diğer kısmını almayarak tam/gerçek Müslüman olun(a)maz. Bu minvalde de İslam’ı tanıyıp bilmek, ona göre de siyasetimizi seçmek zorundayız.

Footnotes

  1. Bu konudan bahseden serideki bir diğer yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.