Kendime Bir Yazı

(Kimsenin okumasını beklemediğim, zihnim gibi çok karmaşık olacak bu yazıya nasıl girmem gerektiğini bilmediğimi belirterek başlıyorum)

Her dilin kendince güzel eserleri vardır. Şarkıdır, şiirdir. Bir şekilde mutlu hissettirir kişiyi, bu dili gerçekten (öylesine değil, C2 seviyesinde değil, gerçekten) bildiği için mutlu ettiren. Hangi şiirdir, hangi şarkıdır bu İngilizler için? Bilmiyorum. Gürcüler, Almanlar, Ermeniler? Bilmiyorum.

Ailemle görüştüm az önce, ne kadar görüşmek denirse. İnternetten görmekle gidip dokunabilmek bir mi?

Hele ki ben, dokunmaktan anlamayan, sevgisini göstermekten zerrece anlamayan ben için bile dokunmanın önemli olduğunu, dokunabilmenin muazzam önemli olduğunu gösteren bu boktan zamanlarda. Bak cümleyi bile tamamlayamadım. Anlamıyorum, anlatamıyorum çünkü.

Dil zaten zihnimizdekileri karşıdakine (ve hatta kendine) anlatabilmenin bir aracı değil mi? Ve hisler değil midir tüm dilleri boş, anlamsız, saçma kılan?

Annemin bana bir bakışı vardı ki senelerdir dinlemediğim bir şarkıyı getirdi aklıma. Şimdi arkada çalıyor, sanıyorum beşinci döngüye başladı ve bir elli döngüsü daha var. Ankara’dan abim geldi, evde bir bayram havası, annem babam beni çok severmiş.

Sevmez mi ki anne baba? Sevilmez mi ki anne baba? O sevgi değil midir ki yeminime, onları yanımda bulana dek ağlamayacağıma dair kendime verdiğim söze rağmen şu anda ekranı göremememe sebep olan şey?

“Allah insanı vatansız koymasın. İyi ki var” dedi bugün annem. Vatan. Kapısından giremediğim, bir tane suçum olmamasına rağmen, daha önce de dediğim üzere, sadece düşünce suçu işlediğim ve bunun yasadaki karşılığının 3713/2, terör örgütü üyesi olmamasına rağmen kişinin örgüt adına suç işlemesi gibi gerizekalıca, ahlaksızca, şerefsizce bir maddeyle yargılama gerektiren bir garabete sahip bir memleket…

Kişiyi, sadece bir vatan haininin siyasi geleceği için sevdiklerinden senelerce uzakta koyabilmek. Bunu destekleyebilmek.

Sonra ben, muhalif olduğum için bana hain diyenler haindir dediğimde kötü oluyorum, öyle mi?

Annem babam beni çok severmiş. Ben de onları çok severmişim.

Nasıl özledim kardeşimi. Anlatılabiliyor mu ki bu acaba? Var mı anlatmanın bir yolu? Anlatmaya en çok yaklaşanların biri Oruç Aruoba, ama o bile anlatamamış:

”Özlediğin, gidip göremediğindir;
ama, gidip görmek istediğin

Özlem, gidip görememendir; ama
gidip görmek istemen

Özlediğin, gidip görmek istediğin-
ama gidip göremediğin

Özlem, gidip görmek istemen-
ama, gidememen, görememen;
gene de, istemen”

Diğeri de bu şarkı. Ankara’dan abim gelmiş, evde bir bayram havası. Sözlerin geri kalanı tıraş, gereksiz. Zaten şarkı bu üç mısra üstüne kurulu.

6 sene Ankara’da okudum ben. Bendim gelen, ama bende vardı bir bayram havası. Peki şimdi ben ailemi görünce ne yapacağım, nasıl anlatacağım?

Allah belanı versin be Türkiye. Allah belanı versin be Türk halkının %50’si. Hep evlatlar yedin, hep aileleri yaktın, kavurdun. Ne yaptı size bu kitapçı baba, bu ev hanımı anne, bu sıradan Murat da bize bunu reva gördünüz ki?

Annem babam beni çok severmiş. Şu mısra geçtikçe alamadığım nefesler, gerilen sinirler, boşalan yaşlar da size misliyle geri dönsün. Ne diyeyim başka…

Leave a Reply

Site Footer