(Kimlik Siyaseti Olarak) Din ve Siyaset

Siyaset nedir ve neden önemlidir başlıklı yazıdaki “gel gelelim dini inancınız siyasetin alanına girebilir, İslam’ın yapısı nedeniyle girmesi de gerekir, dolayısıyla din siyasetin alanındadır” cümlesi hakkında “bugün yapıldığı gibi din siyasete alet edilmelidir anlamı mı çıkar?” şeklinde sorusu nedeniyle sevgili Gürkan Yazar’a teşekkür ederek bu konuya bakalım.

Siyasetin Alanı (Domain’i)

İlgili yazıda alıntılanan kısmın bulunduğu paragrafla başlayalım:

Yine Schmitt’e göre siyasette esas belirleyici olan dost ve düşman ayrımıdır. Kişileri ve grupları dost ve düşman olarak ayıran şey siyasetin alanındadır, ayırmayanlarsa siyasetin dışındadır. Bunun anlamı şudur: Başkalarının tereyağını sevip sevmemesi sizin umurunuzda olmaz. Vakta ki bu kadar çılgınsınız ve tereyağı sevmeyenleri düşman bellediniz, bu yine de siyasetin alanında değildir zira başkalarını bu sebepten düşman belleyecek büyük bir grup oluşma ihtimali yoktur. Yani tereyağını sevmek, siyasetin dışındadır. Gel gelelim dini inancınız siyasetin alanına girebilir, İslam’ın yapısı nedeniyle girmesi de gerekir, dolayısıyla din siyasetin alanındadır.

Siyasete bakışım, sanırım Schmitt’in durumunda da olduğu gibi, zorlu zamanlardan geçmemizden dolayı fazlasıyla karamsar ve karanlık. Bunun doğal sonucu olarak (akademik anlamda) ben de siyaseti bir dost-düşman ayrımı seviyesinde değerlendiriyor, insanları dost ve düşman olarak ayıran her şeyi de siyasetin alanına dahil ediyorum. İslam’ın yapısı nedeniyle siyasetin alanına girmesi gereklidir dememin sebebi de bundan ibaret: İslam, Yahudilik gibi ve Yahudilik kadar, dost ve düşman ayrımı yaratan bir din. Yalnızca inananlarının hayatının her alanını, tuvalete girilecek ayağı dahi belirlemeyi istemekle kalmıyor1, inanmayanlarına da kutsal kitabıyla sınırlar koyuyor ve uydurmak istiyor. Dar-ül İslam ve dar-ül harb terimleriyse İslam’ın başlı başına siyasi, yani insanları uç seviyelerde kutuplaştırıcı olduğunu göstermeye yeterli.

Dinin Siyaseti Ortadan Kaldırması

Din, İslam’la sınırlı değil. Dünyada sayısını bilmediğimiz kadar din var ve bunların (en azından) bir kısmı insanları dost ve düşman olarak ayırma potansiyeline sahip. İşbu sebeple de en azından o dinlerin baskın olduğu toplumlardaki siyasete bu dinlerin dahil edilmesi kaçınılmaz. Fakat burada ince bir nokta görülmelidir: Dinin dost-düşman ayrımı oluşturması nedeniyle siyaseti etkilemesi değil aksine siyasetin dost ve düşman ayrımı oluşturan her şeyi kendine dahil etmesi nedeniyle dini etkilemesi gereklidir.

Buradaki ayrımı şu şekilde açıklamaya çalışalım. İslam siyaseti etkilediği zaman siyaset yerini artık dine bırakır ve siyaset din olur zira dost-düşman ayrımı tek bir kanal, yani din üzerinden yapılır. Başka hiçbir mefhum din kadar siyaseti yok edici güce sahip değildir. Böylesi bir durumda, örneğin, siyasetteki temel ayrımlardan sosyalist-kapitalist ayrımı var olamaz zira bu dinin dost-düşman ayrımından bağımsızdır. Dahası dinin bu şekilde bir ayrımı kapsayacak yapısı yoktur. Yani ortada dost-düşman ayrımlarını kapsayan siyaset değil tek bir dost-düşman ayrımından bahseden din kalır. Fakat siyaset dini etkilediği, yani bünyesine aldığı zaman pek çok dost-düşman ayrımına bir de dini ayrım eklenir.

Kimlik Siyaseti Olarak Din

Bu karmaşık noktayı bir başka şekilde daha açıklamaya çalışalım. Siyaset, dost-düşman ayrılıkları sürdüğü sürece devam eder. Bundandır ki Schmitt, ilgili Siyasal Konsepti isimli kitabında bir dünya devletinin var olabilmesini imkansız görür ve bunu şu şekilde açıklar: Dost-düşman ayrımı dışarıda bir düşmana değil içeride bir düşmana karşı yapılır, bu da parti politiğinin devlet politikası haline gelmesiyle sürdürülürse bir iç savaş kaçınılmaz olur. Aynı şekilde bir dünya devletinde dış düşman bulunamaz. Bu durumda ya tüm dünyanın siyasaldan arınmış olması gerekir, ki bu mümkün değildir, ya da bir “iç savaş” çıkar ve bu dünya devleti bölünür.

Kimlikler ayrıştırıcıdır ve bu nedenle kimlik siyaseti en zararlı siyaset türüdür – ki iç savaşların kahir ekseriyeti kimlik siyasetinin sonucudur. Din siyaseti, ülkemizde uzun süredir gördüğümüz üzere, bir kimlik siyasetidir ve siyasalı ortadan kaldırır ve siyasal olarak yalnızca kendisini bırakır. Buysa, bir asır öncesinden Carl Schmitt’in de uyardığı gibi, süregittiği zaman iç savaşı kaçınılmaz kılar. Bu noktayı ısrarla tekrarlama sebebim, bugün Türkiye’nin iç savaş çıksa kimseyi şaşırtmayacağı noktaya ulaşmasının temel sebebinin hem din, hem millet bazlı kimlik siyasetiyle çok uzun zaman geçirmiş olması.

Son İki Nokta

Dinin siyasette yeri yoktur diyorsak dinin siyasetin alanında olduğunu nasıl söylüyoruz? Veya din siyasi bir konuysa dinin siyasette yer almasına neden karşı çıkıyoruz? Yukarıdaki açıklamalar yeterli görülmediyse son bir noktayı bu sorulara cevap vererek sunmaya çalışayım. İkinci sorunun cevabını ikinci noktada verdiğimi umuyor olsam da farklı iki argümanın işe yarayacağını sanıyorum.

Siyaset, ilgili yazıda da yazdığım üzere, silahsız savaş sanatıdır ve bu nedenle savaşanlara değil konuşanlara ihtiyaç duyar. Siyasetin dini değil dinin siyaseti kontrolü altına alması durumunda kişiler veya zümreler değil konuşan kutsal kitaplar veya bu kitapların sözde temsilcileri olur ve siyaset, tekrar ortadan kalkar. Dahası, konuşabilmek, yani iletişim için tarafların birbirine denk olması, başka bir deyişle birbirlerini denk olarak görmesi gerekir. Bir kutsal kitabın muhatabı ne bir insan, ne bir insan grubu olabilir. En iyi ihtimalle başka bir kutsal kitabı denk olarak gösterebiliyor olsak da diğer kitabı, o kitabın tanrısını/tanrılarını ve inananlarını dışlıyor olduğu için herhangi bir dinin başka bir dini muhatap alması olanaksızdır.

İkinci olarak günümüzde cumhuriyet ve demokrasi fikirleri pratikte olmasa dahi ideallerimizde hüküm sürmekte ve, bu seride defalarca anıldığı ve anılacağı üzere, her iki fikir de eşit haysiyet ilkesi üzerine inşa edilmiş durumda. Din siyaseti, dışlayıcı özelliği nedeniyle, bu temel ilkeye aykırıdır zira düşman olarak gördüğü grubu kendine eşit değil kendinden aşağı konumlandırır. Bir grubun kendisini diğerine üstün konumlandırmasının doğal sonucu grupların birbirleriyle ilişkilerinin hızlı bir şekilde azalması ve toplumun bağlarının çatlaması veya kopması olur. Bunun sonucu olarak ulaşacağımız yeri ısrarla bir daha tekrarlamak isterim: İç savaş.

Sonuç Yerine

Zannederim seri içerisinde genel bir kapanışa ihtiyaç duymayan tek yazı bu olacak zira metnin içerisinde varmaya çalıştığım sonuç tekrar tekrar ifade edildi. Affınıza sığınarak bu sonucu son bir defa daha tekrarlamak istiyorum.

Din siyaseti kimlik siyasetlerinin biridir ve milliyetçilikten dahi daha zararlıdır. Din siyasetinde kişiler kendilerini ilahinin temsilcisi, yani bir nevi ilah sayar, karşısındakini kendine muhatap dahi göremez. Bu durumda toplum iyice ayrışır, Schmitt’in korkusu olan parti siyaseti devlet siyaseti haline gelir ve bir ülkenin göreceği en acı son, bu siyasetin toplumu “yeterince bölebileceği kadar” sürmesi durumunda, gerçekleşir: İç savaş. Bu nedenle siyasetin kontrolünde olmayan, siyaseti kontrol eden din ve din siyasetinden kaçınmak bir “vatan millet borcudur”.

Footnotes

  1. Buradan konuyla ilgili eğlenceli bir yazıya ulaşabilirsiniz.

2 comments On (Kimlik Siyaseti Olarak) Din ve Siyaset

Leave a Reply

Site Footer