Kürdistan Referandumu Üstüne Düşünceler

David Cameron, 2015 seçimlerine gidilirken, Birleşik Krallık’ın AB’den çıkması için referanduma gideceğini söyledi. 650 koltuklu parlementoda 330 koltuğu alarak tek başına iktidara geldi ve sözünü tuttu. Umudu, Krallık halkının Brexit’e karşı çıkacağıydı fakat yanıldı. 23 Haziran 2016’da %51.9 ayrılık kararını verdi, ertesi gün de Cameron istifa kararını paylaştı. Bu, Cameron’un siyaset sahnesinden silinmesine sebep oldu.

Cameron’un boşluğunu doldurmaya, kendisinin içişleri bakanı May talip oldu. “Bu şekilde meşruiyetim tartışmalı, elimi güçlü tutmak için Cameron’a değil bana oy verenlerle bir hükümet kurup Brüksel’le görüşmeler yapmalıyım” dedi. 2017 Haziran’ında yapılan seçimlerde tek başına iktidarla beraber Brexit sonrasında siyasette kalma umudunu da kaybetti.

Bir büyük yanlış, en az iki kişinin siyasi geleceğini bitirdi. Bugün Irak Kürdistan’ındaki yaklaşan referandum hakkında düşünülürken bu nokta es geçilmemeli.

Referandumun Ertelenmesi

Kimilerinde “Amerika istemiyor, İran da istemiyor. Barzani referandumu iptal edecek ya da erteleyecek” umudu veya öngörüsü var. Ama siyasetten bir parça anlayan herkes, böyle büyük bir çıkışın, eğer devamı gelmezse, Barzani’nin siyasi hayatını bitireceğini öngörebilir. Örneği yukarıda verdim.

Barzani, son dakikada, bu referandumu erteleyebilir mi? Gün itibariyle yalnızca bir hafta kaldı. Bu bir hafta içerisinde Barzani’nin Kürtleri ikna edebilecek bir bahane bulabileceğini, bariz dış müdahaleler haricinde, sanmıyorum. Erdoğan’ın 2007’de yaptığı gibi büyük bir kumar oynadı ve geri adım atması Barzani’nin sonunu getirecektir. Bu nedenle Barzani’nin geri adım atacağını düşünmüyorum.

Geçtiğimiz günlerdeki “bedel ödenecekse ödemeye hazırız” çıkışının da iç siyasete bir gaz olmadığını, dış siyasete bir mesaj olduğunu zannediyorum. Kürt bağımsızlık hareketi, uğraşını taçlandırmaya hiç bu kadar yaklaşmadı. Türkiye’de veya İran’da silahlı mücadele yürütmekten çok daha prestijli ve geleceğe dönük umutları artırıcı bu referandumun iptali veya ertelenmesi, tekrar ediyorum, büyük bir müdahale haricinde pek olası değil. Senelerdir köhnemiş ama hala zihinlerde etkili ulus-devlet için evlatlarını vermiş her ülkenin Kürtleri şu anda gözlerini Irak’a dönmüş durumdalar. Referandumun iptali, yalnızca Barzani’nin sonunu getirmez, Kürtlerin de morallerini ağır bir şekilde bozar.

Yani, kısacası, referandumun ertelenmesi (en azından) Barzani’nin sonunu getirirken iptali Kürtlerde büyük bir öfkeye ve yılgınlığa neden olacaktır. Öfke ve yılgınlığında köşeye sıkışmışlık hissi vereceği ve (ne kadar olduğu soru işareti olsa da) itidalli kesimin de isyan bayrağını açtıracağı, bence, açık.

Referandum ve Sonrası: Ayrılmama Kararı

Referandumdan hayır oyu çıkar mı? Bölgenin etnik yapısına güvenip evet, çıkabilir diyen birkaç yazı okudum ama pek sanmıyorum. Irak’ın geri kalanı yanmaya devam ederken Kürdistan’da (göreliden fazla) bir huzur hüküm sürdü ve IŞİD’den başka sorun yaşanmadı. Bu huzurun aynen devamını isteyeceklerle beraber her türlü sorunların olacağını düşünüp Kürdistan’dan taraf çıkacakların sorunların Kürdistan’ı bitireceğini düşüneceklere baskın olacağını düşünüyorum.

Türkiye’de pek izlemesek de Kürdistan kendisini güzel pazarlamış durumda. Bunu yalnızca IŞİD’e karşı çıkışlarıyla söylemiyorum. Şu anda Londra’da, birkaç ay önce Budapeşte’de bulunurken gördüğüm, sıradan insanların dahi Kürdistan’dan haberdar olması ve yöneticilerini pek tatlı, pek melek insanlar bilmesiydi. Siyasette bütün işler bir gecede değişebilse de, gördüğüm ve okuduğum kadarıyla, “Türkler ve İranlılar saldıracak. Pek güvenli değil sanki?” ötesinde yorum bulunmuyor. Bu ayrılığın Çekoslovakya’da olduğu gibi el sıkışarak gerçekleşmeyeceğini görmek için müneccim olmaya gerek de yok zaten.

Referandum ve Sonrası: Uygulamanın Ertelenmesi

Bu, bana, şu anlık en olası sonuç gibi geliyor. Kimse Kürdistan’a karşı olmasa da herkes “şu anda değil” demekte. Barzani referandumu yapıp ayrılığa eveti aldıktan sonra içeride daha rahat, dışarıda daha az rahat davranabilir. Referandum kararını verdikten sonra dışarıda rahat davranmasının olası olmadığını, sanırım, hepimiz kabul ederiz. İç siyasette rahatlık için bu referandumu gerçekleştirmek ve evet çıkmasını sağlamak zorunda. Sonrasında bekleme şansı var.

Bu stratejinin bir iyi yanı daha var: Elinde, dilediği şekilde ve zamanda kullanılmak üzere, önemli bir koz barındıracaktır. Dilerse Kırım’daki gibi Araplar ve Türkler boykot etsinler, dilerse %50+1 oyla ayrılık kararı çıksın, sonuçta ayrılık taraftarlarının sandıkta kendilerini göstermeleri Barzani’ye büyük bir rahatlık verecektir.

Ekim ayının yaklaşması, büyük ölçekli askeri harekatın en azından kısa vadede pek gerçekçi olmaması sonucunu doğurmakta. Bu da Barzani’nin diğer bir şansı — aynı zamanda da bağımsızlık açıklamasının sarkıtılmasına karşı en önemli argüman. İşler görece durulduğunda girişilecek bir askeri harekatın Barzani’ye taraftar toplamaktan başka bir işe yaramayacağı açık. Bu durumda da son ihtimali gözden geçirmek gerekli.

Referandum ve Sonrası: Bağımsızlık İlanı

Halihazırda en çok beklenen sonuç bu. Bu hafta sonu Londra’da gerçekleştirilen bir mitingde referandum kararı kutlandı. Yalnızca referandum kararı dahi bu kadar ilgi çekmiş ve Kürtleri heyecanlandırmışken geri dönüşün olası olmadığı açık. Peki Barzani direkt harekete geçebilir mi?

Ben Barzani’nin geri adım atmayacağına eminim, ama hemen harekete geçip geçmeyeceğini kestiremiyorum. Kendimi yerine koyduğumda beklemeyeceğimi biliyorum. Asırlık hayalin sonucunda Kürtlerin de beklemesi için, bizim bilmediğimiz ama masada olan kimi kart ve kozların güçlü olması gerekli. Ben böyle bir şeylerin var olduğunu düşünüyorum. Ne olduklarını bilmesem de BM’den ABD’ye “hele bir otur soluklan yeğenim” kabilinden reaksiyonun beni düşündürdüğünü belirtmeliyim. “Dünya liderimizden çekiniyorlar” mı demeliyiz ki?

Bölge Ülkelerinin Reaksiyonu

Referandumla ilgili en çok korkulan konu, sonucunda çatışmalara yol açacak olması. Ben bunu tek bir sebeple olası görmüyorum: Türkiye. Yanlış anlaşılmasın, üç kıtanın hakimi, doğu ve batının sahibi, melikler meliki Erdoğan’dan duyulan korku değil bunun sebebi. Bölgede Kürdistan sebepli bir çatışmaya Türkiye’nin girmemesi, hele ki son dönemdeki sözde milliyetçi tavırları sürerken, Erdoğan’ın karizmasını yalnızca çizmez, tabiri caizse silker atar. Siyasal islamcılar senelerdir Barzani’ye yatırım yaptı ve bir kalemde silip atmak, hele ki Erdoğan’ın kankaları olan ve bu milletin … koymaya yemin etmişlerin inşaat rantları devam ederken, pek kolay değil.

Peki ya İran? Senelerdir Şii etki alanını artırmak için uğraşan İran’ın Şii Irak’tan ayrılacak ve Şii Suriye’yle arasına girecek, beraberinde Güney Azerbaycan’daki Kürtlere moral verecek bir Kürdistan’a olur vermesi demek, onlarca yıllık uğraşa ve İran’ın varlık amacına sırtını dönmesi demek. Türkiye’nin aksine birilerine yamanarak değil kendi kendine “adam” olma uğraşı veren İran’ın Rusya’yı ve/ya Amerika’yı ne kadar umursayacağını bilmiyorum, işin doğrusu pek de önemsemiyorum. Şiiliği kimliğinin ta kendisi edinen günümüz İran’ı, kaçarı olmamacasına bu Kürdistan’a karşı olmak zorunda.

İran’ın bu kimliği ve davranışı Irak yönetimini de benzer davranmaya zorlayacak gibime geliyor. Her ne kadar merkezi yönetimin asker sokmaya gönüllü olmadığını düşünsem de İran nedeniyle “tarafsız” kalma ihtimallerinin pek az olduğunu sanıyorum. Eh, düşündüğüm doğruysa Suriye’nin de YPG’ye karşı çıkmaması için bir sebep kalmıyor. Türkiye’yi en son değerlendireceğim için geçiyorum.

Peki ABD ve Rusya? Göründüğü kadarıyla her ikisi de bekleme taraftarı. Sonucun ne olacağına göre hareket edeceklerini kestirmek için müneccim olmaya gerek yok. Şu anlık benim anladığım Rusya’nın “siz orda bir durun hele” dediği, Amerika’nınsa “Diego dur Allah’ını seversen, zaten ortalık karışık” dediği. Atlantik’te işler karışıkken Amerika’nın bizim buralarla o kadar da uğraşmayacağını, Rusya’nınsa çatışmaları sürdürecek çok parasının olmaması nedeniyle gazı verip çekileceğini düşünüyorum — ki işkembeden salladığımı, sanırım, eklemem gerekli.

Cihan Liderimiz ve Kürdistan

Türkiye’de Kürdistan’ın kurulması, hele bir de Türkmenler boykot ederse, sorusuz ve itirazsız savaş sebebi olurdu. Olurdu diyorum zira cihan liderimizin siyasi dehası daha kaç kandırılma geçirecek, kendisi daha kaç defa af dileyecek, hangi yaptıklarını neden ve ne zaman bozacak, bozduklarını daha ne kadar batıracak… bilmiyoruz. Yarın kendisi çıkıp Züğürt Ağa’daki gibi “sataram bak köyü ha” dese şaşıracak kimse çıkar mı bilmiyorum — ki köyü zaten sattığını, biraz aklı olanlarımız, senelerdir biliyor.

Böyle bir şeyin gerçekleşeceğine ihtimal vermezdim ama Erdoğan’a acıyorum. Öyle bir yere sıkıştı ki ne yapsa kendi zararına olacak. Dursa, kendi kararlarıdır bizi ilgilendirmez dese daha yepisyeni gerçekleşen bilmem kaçıncı dönüşünü hiçbir temele oturtamaz. Harekete geçse maddi çıkarları zarar görür — ki parasının ne kadar değerli olduğunu, senelerdir geri alamadığı 500.000 liralık borcu hiç affetmemesinden anlıyoruz. Dahası, olası bir ortağını kaybetmenin acı sonucunu Suriye’de gördü(ğünü umuyoruz), bir daha kalkışabilir mi bilinmez. Bilinmez değil, kalkışabilir, ama işte. Umut.

Peki, beklentim ne? Erdoğan’ın milliyetçi damara karşı çıkamayacağını düşünüyorum. Nasıl ve ne kadar kaçacak? Onu bilmiyorum. Amerika’ya emirleri almaya gittiği bu günlerde nasıl döneceğine, ne diyeceğine bakmak gerekli. Ne derse tam tersini yapacağından emin olduğumdan gelip de “asarız, keseriz” derse Türkiye’nin sessiz kalacağına, aksi durumda da harekete geçeceğine emin olacağım. Ha bir yanlışlık olur da gerçekten asmaya kesmeye kalkışırsa sonucunda, uzun süredir ertelenen belaya hoş geldin diyebiliriz. Ben, yine de, bunu pek olası görmüyorum. Sebebimi daha önce yazmıştım: 3–5 Suriyeli Avrupa’yı salladı, 10–20 Türk dünyayı sallar. Erdoğan’ın en büyük kozu ülkeyi iç savaşın eşiğine getirip “vallah sataram köyü ha” demekti. “Marabalar” “sat ulan!” derlerse ne olacağını kendisi de biliyor — Kaddafi’nin sonunu mumla arar.

Sonuç Yerine

Kemal Sunal misali “şimdi ben buraya neden çıktım? Nasıl çıktım?” diyen bir yazı oldu. Pek çok şey dedim, hiçbir şey demedim. Özetle toparlamaya çalışayım:

Referandum yapılacaktır ve büyük ihtimalle ayrılık kararı çıkacaktır. Pragmatik olunursa Türkiye’nin çıkarı buna karşı çıkmak ve askeri müdahaleyi masaya yatırmaktır. Nihayetinde her gün ertelenen bir iç çatışmamız var, başlaması hepimizin hayrına olacak. En azından ona göre yolumuzu çizeriz.

(Bu yazı daha önce Medium‘da yayınlanmıştır)

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer