Liberalizm Nedir?

(“Liberalizmde herkes özgür müdür” sorusuna cevap vermeden önce konuya giriş olmak üzere yazdığım bu yazı, serinin genelinin aksine, kısıtlı bir bilgi verme amacı gütmekte ve bu şekilde okunması gerekmekte. Yine de liberalizmin ana argümanını sunduğumu ve ikili ayrımını iyi yaptığımı düşünüyorum)

Türkiye’de liberal denilince akla direkt liboş tabiri gelmekte. Kendisinden zevkle ders aldığım hocam Zeynep Talay, “bu liboş ne demek ki zaten?” demişti bir ders arası konuşmamızda. O gün yaklaşık tanımını yapamadığım bu tabiri bugün açıklayabilir olduğumu sanıyor ve bu yazıyı ve üstte belirttiğim başlıklı gelecek olan yazıyı kendisine ithaf ediyorum.

Toplumsal/Siyasal ve Ekonomik Liberalizm

İngilizce liberalizm teriminin Türkçe karşılığı özgürlükçü/serbestiyetçi olmakta ve iki farklı anlamda kullanılmakta: Toplumsal/politik1 özgürlükçülük ve ekonomik özgürlükçülük. Özellikle Türkiye’de yapılmayan bu ayrım, liberalizmin kapitalizmle eş anlamlı görülmesine sebep olmuştur. Basit mantık şunu emreder ki bilimde bir şeyi iki farklı terim ifade etmez. Yani Türkiye’de liberalizmin kapitalizmle eş tutulması mantığa tamamen aykırıdır.

Toplumsal/Siyasal Liberalizm

Toplumsal özgürlükçülük anlamında liberalizm, herkesin eşit haysiyete sahip olduğu temeli üzerinden hareket eder ve kişilerin birbirine üstün olmadığını, herkesin eşit olduğunu savunur. Bu temel üzerinden hareketle de devletin bireyi kısıtlamaması gerekliliğini, başka bir deyişle devletin bireylere belli şeyleri dayatması veya başka şeylerden men etmesinin ahlaki olarak savunulamaz olduğunu vaaz eder. Bu noktada liberalizm, iki rakip ekonomik sistem olan sosyalizm ve kapitalizmden, esasında, sosyalizmin temellerine daha yakın durmaktadır.

Toplumsal liberalizmin birey ve devlet ilişkisine bakışında temel olanın devleti birey karşısında sınırlamak olduğunu söyledim. Bunun sonucunda bugün değer verdiğimiz pek çok kavram ortaya çıkmıştır. Örneğin hukukun üstünlüğü ilkesi, bir devlette devlet aygıtını elinde bulunduran kişilerin, devlet aygıtını elinde bulundurmayan kişileri ilanihaye ve bila kayd-u şart sınırlaması ve şekillendirmesi önünde bir engeldir. Hukukun üstünlüğü sayesinde yasa yapıcılar ve uygulayıcılar da diğer insanlar gibi hukukun önüne getirilebilmektedir. Veya insan hakları kavramı, liberalizmin bize bir hediyesidir. Her insanın eşit haysiyete sahip olmasıyla temellenen ve bunu evrensel beyannamenin ilk maddesi yapan liberalizm, diğer maddelerin de hem temelini, hem sebebini oluşturur.

Başka bir deyişle ve kısaca modern devletin ve modern dönemin pek çok kazanımının temelinde liberalizm vardır diyebiliriz.

Ekonomik Liberalizm

Ekonomik liberalizmde de temelde birey-birey ilişkisi ve devletin birey karşısındaki üstünlüğünün sınırlandırılması vardır. Ekonomik liberalizm, devletin ekonomiye etkisinin kısıtlı olmasını, piyasanın mümkün olduğunca kendi haline bırakılmasını, devletin piyasayı kontrolünün aşırı seviyede olmamasını vaaz eder. Bu vaazının sebebi, liberalizmin ortaya çıktığı 17. asırda artık kralın gücünün, liberalizmin ilk merkezi diyebileceğimiz İngiltere’de, bir parça sarsılmış olması fakat yine de sürmesidir. Bu siyasi ortamda devletin, yani kralın etkinliğinin azaltılması, aristokratların ve sıradan insanların daha fazla ticaret yapması ve daha fazla kar üretmesi anlamına gelecektir.

İlk dönemlerden 19. asra dek piyasaya devlet müdahalesi ve piyasada devlet etkinliğine liberallerce hepten karşı çıkılsa da, özellikle büyük buhran olarak anılan 1929 krizinde ve, sonrasında devletin piyasayı düzeltici ve yönlendirici rolü kabul görmüştür. Fakat bu düzenleyicilik sınırsız veya keyfi değildir. Liberalizmin yaşatılabilmesi amaçlıdır. Örneğin piyasa aktörlerince karlı görülmeyen fakat toplum için gerekli olan alanlarda devlet yatırım yapmalı ve yatırımcılar varsa bunları sübvanse etmelidir. Benzer şekilde, piyasayı bir aktörün veya küçük bir grubun yönetmesine karşı olunduğu için kartelleşmeye veya monopollere ekonomik liberalizm karşı çıkar ve serbest ticaretin önünde engeller olmadığı zaman herkesin kazançlı çıkacağını savunur.

Liberalizm ve Sosyalizm

Bu çok uzun olması gereken başlıkta, yalnızca ülkemizde yanlış anlaşılan iki noktaya değineceğim.

Liberalizm, temel hedefinde bireyselliği barındırır ve kişilerin kontrol edemedikleri değil edebildikleri değişkenlerle farklılaşması gerektiğini savunur. 1971’de liberalizmin son peygamberi Rawls’ın yazdığı bir adalet teorisi (A Theory of Justice) kitabında üç kuraldan bahsedilir. Bunların ilki burada toplumsal liberalizm olarak adlandırdığım liberalizmin çıkış noktası, ikincisi ise fırsat eşitliğidir. Rawls, kitabında kapitalizm ve sosyalizm arasında bir seçim yapmamıştır ve sunduğu üç kuralın işlemesi için bu iki ekonomik sistemden birini şart koşmamıştır. Rawls’tan 18 yıl önce 1953’teyse Leo Huberman, Sosyalizmin Alfabesi (The ABC of Socialism) kitabında Rawls’la aynı şeyi savunur: Sosyalizmde esas olan kişilerin özgürlüğü ve eşitliğidir ve sosyalizmde temel olan mutlak eşitlik değil fırsat eşitliğidir.

Yani liberalizmde temel olan konuların başında fırsat eşitliği gelir. Fırsat eşitliği olmayan eşitlik, iki kurtla bir kuzunun akşam yemeği için oylama yapmasını demokrasi olarak gösteren meseldeki gibidir: Fırsat eşitliği olmadan liberalizm, en azından modern manada liberalizm, olmaz.

İkinci olarak biraz dikkatli bakıldığında görülecektir ki liberalizmin yerleşmiş olduğu Batı Avrupa’da siyasette kullandığımız merkez tabiri biraz daha sola kayıkken Türkiye’de daha sağa kayıktır. Başka bir deyişle Avrupa’da sol, Türkiye’deyse sağ “merkezdir”. Bunun iki doğal sonucu vardır. İlkin Avrupa’da daha gelişmiş refah devletinin varlığıdır. Bu refah devletini, kendi tabirimle “kapitalist piyasada sosyalist siyaset” olarak açıklayabiliriz. Bu sosyalist siyasetin ve sosyal kazanımların sebebi, bir daha tekrar etmek isterim ki, liberalizmin toplumsal boyutunun toplumda karşılık bulmuş olmasıdır.

İkinci doğal sonuçsa bireye saygıdır. Türkiye’de önce devlet, sonra komünite merkezli toplumsal yaşam ve siyaset nedeniyle bireylerin faydalarını ve gelişimlerini gözardı etmek, ve hatta durdurmak normal görülebilmektedir. Şu anda hatırlamadığım bir araştırmada Avrupa’da gençlerin devletleri için ölümü göze almamaları bir dalga konusu edilmişti bir zaman. Fakat daha önceki yazılarda da belirtmeye çalıştığım ve burada da gördüğümüz üzere devlet yalnızca bireylerin daha iyi yaşaması için bir araçtır. Esas olan bireylerdir ve araç için amaç feda edilebilir değildir. Benim de sahip olduğum bu bakışı vatan hainliği olarak nitelendirmemizin sebebi de Türkiye’de siyasi merkezin sağda olmasıdır.

Sonuç Yerine

Serinin özelliği olan 1000 kelime sınırını aşmamak için liberalizm ve kapitalizm ilişkisine girmediğim bu yazının ana fikrinin önemli olduğunu düşünüyorum. Liberalizm, el üstünde tuttuğumuz pek çok değerin kaynağı olduğu için liberalizmin ana argümanını öğrenmek ve özellikle yeni nesle öğretmek zorundayız. Hala peygamberin veya Osmanlı’nın savaşlarını ezberletmeye çalışan eğitim sistemine her insanın eşit haysiyete sahip olduğunu sokmaz ve bunu dimağlara yerleştirmezsek ne gelişebiliriz, ne hayal ettiğimiz refah devletine ulaşabiliriz.


Türkler için Siyasete Giriş Dersleri serisinin tümü için tıklayın.

Footnotes

  1. Politik özgürlük tanımı terimsel olarak daha doğru olsa da anlamayı kolaylaştırması ve kullanım rahatlığı nedeniyle toplumsal özgürlükçülük olarak adlandıracağım.

2 comments On Liberalizm Nedir?

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer