Memurluk Anıları IX – Bir Çocuğu Zehirlemek

Çocuk çok enteresan bir şey.

Bunlar genelde beni sevmezler. İyice ufak olanları (i.e. bebek diye adlandırdığımız versiyonları) benden hep kaçar, biraz büyükleriyse uzak durur. Neden bilmem. Artık tipimi mi sevmezler, sesimi mi, huyumu mu bilmem. Senelerdir kendi yeğenlerim de dahil toplamda sadece bir çocukla muhabbet edebildim adam gibi.

Bu bebe ben memurken çalıştığım kurumdaki “taşeronların” birinin bebesi. Babasıyla iş arkadaşıydık yani. Memurluk anıları serimden bilirsiniz belki, ben hiyerarşiden filan anlamam. Yani hiyerarşik olarak dengim ve benden altta olanlarda anlamam. Üstlere bey/hanım çekerdim gerekli olduğunca. İşte bu bebenin babası da sözde benim altım ama arkadaşça takılıyoruz filan. Bir gün “hacı senin bebeleri getirsene, gitmeden bir iki şey öğretem. Sizleri boşverdim ben, bebelere yatırım yapmak istiyorum” dedim. Gariptir, tamam dedi.

Garip olma sebebi şu: Bu adam Tayyipçi ve benim solcu olduğumu bilir. Öyle oturtup ders anlatasım filan da değil durum. Adama söylediğim direk şuydu: ” X Abi, getir senin bebeyi de gitmeden biraz zehirleyeyim”1.

Bebeye birkaç şey anlatmaya çalıştım. Fazlaca didaktik oldum ama bebe meraklı bebeydi, verebildim bir şeyler. Sordum, dedim hacı, sen büyüyünce ne olmak istersin? Dedi vali. Vay arkadaş dedim, ben 13 yaşımda vali ne demek bilmezdim bile. Sordum nedenini. Dedi “vali ne isterse yapar insanlar”. Sonra kendi çocukluğumu sevdim. En azından 13 yaşımdayken “herkes ben ne istersem onu yapsın” demiyordum. Çok masummuşuz biz küçükken be. Neyse.

Bebeye oturdum Kant’ı öğrettim. Dedim yavru, sen ister misin başkası sana kendi istediğini yaptırsın? Yok dedi. Dedim sen yaptırmak istiyorsun ama, bu olur mu? Dedi olmaz. Hah dedim bak. Buna ahlak demiş Kant diye biri. Kant’ı salla, ahlakı umursa. Kimse senin istediğini yapası değil. Sen de kimsenin istediğini yapası değilsin.

Anladı la bebe. Bir iki saat sonra bunu kullanacağımız bir durum oldu, bebe bildiğin değişti ahlaktan bahsetti. Düşündüm. Biz ortaokuldayken öğretsek Kant’ı, bu ülkede ahlaksızlığın yarısı azalır belki. Hoş, o zaman Müslüman nüfusu da azalır diye istemezler.

Dedim ki yavru, televizyon izler misin? Yok dedi. Dedim güzel. Oyun oynar mısın? Dedi dersler. Dedim bak, ders mühim. Dersini bırakma. Ama dersi de hayatın etme. Benim bir hocam “hacılar, emekliliğiniz geldiğinde hala mutlu olabilmeniz için uğraşıyoruz biz burada” demişti. Dedim ders demek para demek, ama parayı da kullanmak gerek.

Bebe bunu da anladı ya la? İki üç hafta sonra geldi bir daha, konuştuk bunu. Nasıl mutlu oldum la.

Bebeye bir de dedim ki senin izlediğin dinlediğin her şey mühim. Bak ben müzik yapıyorum. Kötü kompozitörüm ama uğraşıyorum hala. Dedim senin düzgün şeyler dinlemen, düzgün şeyler izlemen lazım. Aha bak, ben sana bir liste vereyim. Okunacak kitaplar, dinlenecek müzikler, izlenecek belgeseller filan. Kafana eserse aç bak. Bugün anlamasan bile yarın hayrına olduğunu görürsün.

Bebe harbiden istedi. Oturup izlemiş de, dinlemiş de sonra.

Babasıyla konuşuyorduk üç beş gün sonrasında. Dedim ne ettim, zehirleyebildim mi? Dedi “zehirledin zehirledin. Betofın metofın bir şeyler dinliyor, belgesel izliyor. Cins oldu herif”.

Cins olmuşluğa baksana…

Ha Tayyipçiydi dedim ama o kadar da Tayyipçi değilmiş ki engellememiş bebeyi. Resmen “zehirledim” vali olma isteğini filan. Sonradan ne oldu bilmiyorum. Ben bir ay sonra filan terkettim Bartın’ı, sonra da görüşemedik. 2016 yılının yazında bir bebe benim yüzümden Beethoven dinledi, Carl Sagan’ın Cosmos’unu izledi filan. Olmuş mudur bir karşılığı? Hala merak ederim. Olmadıysa da önemli değil. Nihayetinde babasının, ailesinin, öğretmeninin, akrabalarının… etkisi benden çok daha fazla.

Ama bir de Bartın’dan gelip geçmiş bir memur parçası bu çocuğun aklına Kant’ın ahlakını ve dışarıda bambaşka bir dünyanın var olduğunu kazıyamamışsa bile sokmuşsa az şey mi?

Ben bunu çok daha fazla bebeye yapmak istedim. Önce kurum engel oldu, sonra vakit. Çok dedim ben bebelerin aklını çelmek, onları zehirlemek istiyorum diye ama işte. Anca bir tekine oldu.

Sorarım size de: Aklına bir parça sokabilmiş miyimdir ki acep? Belki bir bebeye bir parçacık olsun ahlaktan ve başka, babasının görmediği ve bilmediği bambaşka bir dünyadan bahsedip onu değiştirebilmiş miyimdir?

Footnotes

  1. Bu, istifa dilekçesini vermemden sonra gerçekleşen bir konuşmaydı. Durumu burada anlatmıştım, dilerseniz okuyabilirsiniz.

Leave a Reply

Site Footer