Memurluk Anıları VII – Rüşvet

Bir memuru en kolay ve en fazla nasıl aşağılayabilirsiniz?

Eğer biraz arı, namusu, haysiyeti olan biriyse rüşvet teklif ederek.

Memuriyette ikinci (ya da üçüncü) ayımdı. Çömezliği ufaktan atmaya başladığım zamanlardı. Sosyal Hizmet Merkezi’nde (SHM) çalışıyordum. Önce işimizin ne olduğunu ve nasıl olduğunu kısaca anlatayım ki konu daha net anlaşılsın1:

SHM’de bizim temel olarak yaptığımız iş engelli işleriyle uğraşmaktı. Bize başvuru gelirdi, sonra biz gelir durumunu kontrol ederdik. Asgari ücretin üçte ikisinden azsa evdeki adam başı gelir, kişinin yardım almaya hakkı olurdu. Sonra biz bunu belgelendirmelerini isterdik. Gerekli belgeler gelince beyanla belge uyuşuyorsa takip eden takvim ayında adrese gider, duruma bakar, uygunsa maaşı bağlardık. Yani bir nevi AKP’nin geleceğini kurtaran kurum bizim kurumdu.

Tükanda otururken bir dayı geldi, yeni başvuru dedi. Dedik güzel. Sen bana şu kağıtları ver, sonra git otur içeride. Evrak kontrolden sonra çağıracağım ben seni.

Dayının elindeki dosyayı aldım. Açtım kağıtlara bakıyorum, çat masaya bir ellilik düştü. Bir an mal oldum. Solumda oturan “iş arkadaşı” büyüğüme döndüm, parayı gösterdim, “Mustafa Hocam bu nedir, ne yapacağım ben şimdi?” dedim bir tedirginlikle. Şerefsizin beni düşürdüğü duruma bakın – daha iki aylık (belki üç, hatırlamıyorum) memurum. Haysiyetsiz herif “ben verdim, o da aldı” dese yapabileceğim hiçbir şey yok. Kamera yok ki rüşvet teklif ettiğini kanıtlayasın.

Allah’tan Mustafa Hoca beni tanımış biraz, hiç aklına böyle bir şey gelmedi. “Allah Allaaaah” dedi bir, “ver bakayım bana” dedi, aldı parayı. “Git çağır adamı” dedi. Kalktım çağırdım dayıyı. Dayı dedim, bu nedir? “Çorba parasıdır amirim”. Lan dedim, benim yaptığım iş için devlet veriyor parayı. Al bunu. “Benden bir çorba içersin” dedi. İçimden “senin çorbanı da, seni de, ölünü de, dirini de s.kerim” diye sövdüm, dışımdan “çorban senin olsun, al paranı git” dedim.

Herif almıyor parayı!

“İçimden geldi amirim” dedi. Dedim bak, bu yaptığın suçtur. Yakarım senin başını. (Karşıda polis merkezi vardı, pencereden elimle gösterdim) Bu yaptığın suçtur, vereyim mi polise? İlla bunu mu istiyorsun dedim. Bu arada, eklemem gerekli, Mustafa Hoca da “al şunu bas git, başımızı belaya sokma” diyor tam bu cümlelerle olmasa da bu manaya gelen cümlelerle. Varlığı, yalan değil, rahatlatmıştı beni o gün. En azından şahidim vardı. Herif yanda müdürün odaya gidip “amirim bu benden rüşvet aldı” dese halim nice olacak?

Neyse, polisi duyunca aldı bu parayı. “Bir dahaki gelişime yumurta getiririm köyden” dedi bu sefer. İstemiyorum senden bir şey kardeşim dedim, işimi yapıyorum ben burada. Yok yumurta getirecem. “Senin ananı sikerim puşt, siyasetçi mi sandın da parayla satın almaya çalışıyorsun beni” diyecektim ki Mustafa Hoca’nın “ya kardeşim istemiyoruz yumurta filan, yürü git” (veya buna benzer bir) cümlesiyle dayıyı susturduk sonunda.

O gün gerek tükanda, gerek evde bu olayı düşündüm. Bir insan nasıl rüşvet kabul edebilir? Bir insan nasıl bu kadar haysiyetsiz, nasıl bu kadar şerefsiz, nasıl bu kadar onursuz olabilir?

Hadi dayının teklifi 50 lira, az göründü diyelim. O gün de bunu düşündüm, bugün de bunu düşünüyorum: İster 500, ister 5.000, ister 5.000.000 lira olsun verilen para. Ben, yapılmaması gereken bir işi, ama şu ama bu menfaat için, yapıyorsam kendimi, ama 50 liraya ama 5.000.000 liraya, satıyorum demektir.

Tamam, insan emeğini satar. Vaktini satar, bilgisini satar, bedenini satar. Ama kendini satar mı? Satan var, tamam. Ama bunlara nasıl insan, en azından onurlu, haysiyetli, şerefli insan diyeceğiz?

Ben arada iş arkadaşlarıma anlattım bunu. Yenilere “ben artık memur oldum, siz oldunuz mu” dedim, eskilere “ben de artık sizdenim, bana da rüşvet teklif edildi” dedim. “Anlatma” dediler “yanlış anlayan olur” dediler, dedim ne olacak? Ben haysiyetsizin biri değilim, kabul etmiş değilim.

Sonradan, bu anlatmam sayesinde, öğrendim ki daha önceden başvurup başvurusu reddedilenler oluyor ya, bu dayı da büyük ihtimal onların biriymiş. Başka türlü “işini gördüremeyince” bu türlü “işini gördürmeye” kalkışmış bu dayı.

Şerefsiz. Bana, hakkım değilken, ülkenin anahtarını versen kabul etmem – değil senin 50 liran. Haysiyetim var benim.

Footnotes

  1. Geçmiş zaman, aklımda yanlış kalan kısımlar olabilir. Yanlışım varsa bilen biri düzeltirse mutlu olurum.

Leave a Reply

Site Footer