Memurluk Anıları VIII – Beni Kullanın

Daha memuriyetin ilk gününden yaşadığım ve geleceğin nasıl olacağını gösteren hikayeyi sekizinci sırada yazmak da benim ayıbım olsun.

Efendim ben 30 saat içerisinde önce Londra’dan İstanbul’a, İstanbul’dan da Bartın’a geldim. Sabahın ayazında Bartın Otogarcığına indim (sadece bu cümle başlı başına hikaye değil mi?), iki saat araba bekledim, sonunda “şehir merkezine” ulaştım. Google sağ olsun il müdürlüğünü koymuş haritalara, gittim. Geri kalan detay sonraki anı olsun, il müdürü geldi sabahın sekizinde. O önden ben arkadan girdik tükana.

Geri kalan kısmı pek mühim değil, sen ne iş yaparsın, ne bilirsin kısmı geldi. Oturdum anlattım. Dedim Londra’dan geliyorum. İktisat, sosyoloji, siyaset olmak üzre üç bölümden geçmişim. Tonla projenin içinde bulunmuşum. Yurdışına kaç kere çıkmışım bilmiyorum, İngilizce gani, Farsça çat pat… Anlattım. Dedim beni buna göre kullanın.

“Şimdi Murat Bey” dedi müdür, “burada ne iş varsa onu yapacaksın, öyle istediğimi yaparım diye bir şey yok. Zaten sizi biz istemedik, Bakanlık sizi kendisi gönderdi”1. Ne güzel bir hoş geldin, değil mi?

Düşündüm, dedim eyvallah. Şimdi öyle olsun, ben bir haftaya düzeltirim bu saçmalığı. Lan bizim maaşımız vergiyle ödeniyor. Ben o kadar iş yapmışım, o kadar şey biliyorum. Mal gibi bir odada oturup duracak mıyım? Tabi o zamanlar, nasıl olduğunu anlamadığım, bir salaklık var üstümde. Tamam, Türkiye’de bürokrasinin geri zekalılarca doldurulduğunu biliyordum ama bir cengaverlik, bir vatan-millet sevdasıyla unuttuysam demek…

Beni verdiler SHM’ye. Dediler ki sosyal yardım başvuruları alacaksın, bir de evlere gidip bakacaksın beyanlar doğru mu. Hayda, ben ne düşündüm, ne yapıyorum?

SHM’de tanışma fasılları filan geçti. İl müdürüne anlattığım gibi kurumda da anlattım. Dedim ben buyum, bildiklerim bunlar. Beni böyle harcamayın, kullanın. Kaynak israfıdır, zulümdür, ayıptır, yazıktır. “Memurluk böyle” dediler, “bu kadar hayalci olma” dediler, “sen maaşına bak, umursama ötesini” dediler, “işini yap, uçma” dediler. Dediler de dediler…

Ne oldu sonuçta?

Beni kullanmadı o kurum. Benim yapabileceklerimi, yapmak istediklerimi yaptırmadı o il müdürlüğü. Benden faydalanmadı o bakanlık. Elindeki kaynağı çöpe attı o ülke.

Benim, hükümete ve hükümetin elinde bulundurduğu devlet aygıtına (yok, devlete değil. Bunların elinde bulundurdukları devlete. Zaten düşmanlığımız vatanperverliğimizden değil mi?) olan düşmanlığımın bir sebebi işte budur. Ben, “lan vergiyle ödenen maaşın karşılığı olmak zorunda” dedim, “en faydalı şekilde kullanılmalıyım” dedim, “benim bu ile, bu bakanlığa, bu ülkeye verebileceğim şeyler var. Ortaokul mezununun yapabileceği işi yaptırmayın bana, günahtır” dedim, dinlemediler. Dinlemeyen adamlar vatanperverdi, bense vatan haini.

Soruyorum: Böyle vatan haini mi olur? “Bu memlekete hayrım olsun, aldığım paranın karşılığını fazlasıyla vereyim” diyen vatan millet düşmanı mı olur?

Esas sorumu da soruyorum: “Beni kullanın” diyen ben mi vatan hainiyim, beni kullanmayan ve benim kullanılmamı engelleyen o memurlar, o bürokrasi, o bürokrasinin tepesindeki hükümet mi?

Footnotes

  1. Çok sonraları çalışmaya başlayan ASDEP diye bir proje vardı, buna hazırlık olarak “meslek elemanı” alıyordu bakanlık. İl istemeden alınmamızın sebebi buydu.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer