Millet, Vatan, ve Devlet: Üç Kavram, Üç Karmaşa

Bizde çok karıştırılan ve çok yanlış kullanılan veya yorumlanan kavramların üçüne bakalım, yanlışlarımızı biraz azaltmaya çalışalım.

Millet

Benedict Anderson namlı bir amcamız, 1983 yılında Imagined Communities1 isimli bir kitap yazıyor. Burada (kendi yorumumu da katarak biraz değiştirdiğimden) yaklaşık olarak şunu söylüyor: Millet modern bir kavramdır ve matbaanın yayılması ve gazeteler ve kitaplarla insanların biz duygusu hissedebileceği başkalarının aynı dili kullandığı kişiler olduğunu anlamasıyla ortaya çıkmıştır.

Daha da özetle millet, aynı dili kullanan ve kültürel ve sosyal yakınlığı olan bireyler topluluğudur diyebiliriz.

Bu tanımı bu şekliyle alırsak karşımıza şu çıkar: Türk milletinden bahsederken Kazakistan’da yaşayanları pek de hesaba katamayız zira, milliyetçi olanlarımız belki pek hoşlanmayacaktır ama, dillerimiz de kültürlerimiz de farklı millet olacak kadar ayrışmıştır.

Gel gelelim burada bir diğer soru ortaya çıkar: Türkiye’deki Ermeniler veya Yahudiler gibi azınlıklar Ermeni veya Yahudi milletinin mi, Türk milletinin mi mensubudur2?

Tanımda tutarlı gider, biraz da mantıklı olursak cevabımız Türk milletinin mensubu oldukları olacaktır. Anderson tarihten hikayeler üretip bunlara sarılmayı milletlerin belirleyici özelliklerinden sayar, ben de buna büyük ölçüde katılırım. Fakat şu daha büyük ve önemli bir gerçektir ki kimliğini geçmişin üzerine kurmuş kimliklerde dahi (ki hem Ermeni, hem Yahudi kimliklerinde geçmiş geleceği etkileyen temel etmene dönüşmüş durumda diyebiliriz sanırım) bugün ve yarın dünden daha önemlidir. Dün belki kimliğin bir parçasıdır, fakat milleti bir arada tutan daha ziyade gelecekteki kader birlikteliğidir.

Bu türlü baktığımızda bir diğer sonuca daha ulaşırız: Türk milleti derken aynı dili konuşan ve benzer veya aynı dertlere sahip kişileri değil hayali ve Anadolu’dan Sibirya’ya uzanan bir kimliği anlarsak hayalinin de hayalisi bir cemaatten bahsediyor oluruz. Bu yüzden milleti, aynı toprağı paylaşmasa da aynı dili hem diliyle hem aklı ve kalbiyle konuşanların oluşturduğu topluluk olarak anlamamız gereklidir3.

Vatan

“Vatan Hainini Tanımlamak başlıklı yazımda” TDK’nın “bir halkın üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası” tanımına katıldığımı yazmıştım. Bunu, bu vesileyle, biraz daha açayım.

Bir toprak parçası yalnızca üzerinde yaşayanların mı vatanıdır? Cevabımız tabi ki hayır oluyor. Vatan zihinsel bir algıdır ve (o toprağın üzerinde yaşayan) insanlarla neredeyse özdeştir. Vatan, devlete içkin değil devleti aşkın bir kavramdır. Bir toprak, bağlı bulunan veya dahilinde yaşanılan devletin parçası olmasa daha zihinde vatan olarak yer alabilir. “Almanya, acı vatan” tabiri buna güzel bir örnektir. Almanya Türkiye’ye bağlı değildir, ama kimi Türkler için Almanya vatandır. Bunun doğal sonucu ise şudur: Vatan, vatandaşlık bağıyla bağlı bulunulması gerekli olmayan, üzerindeki insanlar ve/ya gelecek birlikteliği nedeniyle kişinin aidiyet duyduğu bir toprak parçasıdır.

Böyle bakıldığı zaman bir kişinin bir toprağı vatan bellemesi için üzerinde yaşaması gerekmez. Aynı şekilde bir toprağın üzerinde yaşayanların tümü aynı toprağa vatan demekte de değildir, demek zorunda da değildir. Ancak mantık şunu emretmektedir ki farklı bir toprağı vatan saysa dahi kişinin yaşadığı toprağı da vatan bellemesi hem kendi çıkarınadır, hem de beraber yaşadıklarının. Nedeni basit: O vatan daha iyi durumda oldukça kişi de daha iyi durumda olacaktır.

Bir insanın vatanı milletinin vatanı mıdır? Türklük konusuna gelmeden Fransa’ya bakalım. Fransa’da herkes Fransız’dır mesela – ama Cezayir asıllı Fransız’dır, ama Burgonya asıllı. Türkiye’deyse “burası Türk asıllıların vatanıdır” gibi bir mantık var ve bu sonuna kadar yanlış. Burası, üzerinde yaşayan herkesin vatanıdır. Nasıl ki bir kişinin yaşadığı toprağı vatan bellememesi karşılıklı faydayı azaltır, herhangi bir kişinin vatandan uzaklaştırılması ya da soğutulması da aynı sonucu doğurur.

Hrant Dink. Benim gidip görmeyi bile istemediğim Malatya’ya aşıktı. Malatya’ydı, bu vesileyle Türkiye’ydi O’nun vatanı4. Yazık değil miydi?

Devlet

Devletin tonla tanımının içinde iki nokta hep sabittir: Devlet evvela güvenliği, ardından düzeni sağlamak için vardır. Hobbes gibi devlete tapan birinde dahi güvenliğin sağlanamaması meşru başkaldırı sebebiyken O’ndan kısa bir süre sonra yazan Locke’a ve ardıllarına göre düzenin sağlanamaması da meşru isyan sebebi olmuş ve bu bakış devam etmiştir.

Yani devlet insan için vardır. Hiçbir devlet insanın üzerinde değildir, hiçbir devletin bekası da bir insanın zarar görmesini veya bir hakkından veya daha fazla haklarından arındırılmasını meşru kılamaz. Devlet yalnızca bir araçtır, temel amaçlarının ikisi de yukarıda belirtilmiştir. Amerikan bağımsızlık bildirgesinde ünlü bir tabir vardır: Life, Liberty and the pursuit of Happiness. Yaşam, özgürlük, ve mutluluğu yakalama/mutluluk için çabalama hakkı. Bu üç hak vazgeçilemez olarak nitelendirilmiştir – ki insan hakları bildirgesi de bunun biraz daha gelişmiş ve detaylandırılmış halidir diyebiliriz.

Tabi bu söylediklerimizin bugün geçerli olduğunu, ulaştığımız bilgi ve ahlak seviyesinde bir karşılığı bulunduğunu belirtmem gerekli. Yani “devlet için gerekirse öleceksin” bakışı, kişilerde de, devletlerde de var olabilir ve vardır. Bu bakışta iki çıkar çatışır – kişinin çıkarı ve devletin çıkarı. Burada bir diğer soruya geçmemiz gerekir: Devlet tam olarak nasıl bir şeydir? İnsanlar topluluğu mudur, yoksa bürokratik bir araç mıdır?

Türkiye’de biz devleti toplum olarak anlıyoruz, fakat toplum devlet değildir – tıpkı devletin toplum olmadığı gibi. Toplum ve devlet farklı şeyler olmasaydı farklı isimlere sahip olmazlardı. Bu basit gerçeği koyup biraz daha karmaşığına geçelim.

Devletin kullandığım tanımı “belli bir toprak parçası üzerindeki esas silahlı kuvvet olan, bürokrasisiyle toplumu yönlendirip günlük hayatı etkileyen, ekonominin temel şekillendiricisi soyut yapı”. Yani devlet; askeriye, bürokrasi ve (bir yerde) merkez bankası demek. Bunların çalışması için bir halka ihtiyaç duysa da bir halk halk olabilmek için bunlara ihtiyaç duymaz. Yani devlet halka ihtiyaç duyar, ve bu nedenle esasında halkın hizmetinde olmak zorundadır.

Biz, halkın bekasını devletin bekası olarak görsek de bu doğru değildir. Bir halk ortadan kaldırılamazken bir devlet, gerek halk tarafından gerek başkaları tarafından, ortadan kaldırılabilir, değiştirilebilir veya yenisi kurulabilir. Bu da bizi, Türkiye’de pek sevilmese de, şu sonuca ulaştırır: Devlet bir araçtan fazlası değildir, devlet kutsal da değildir. Kutsal olan kişiler ve nihayetinde toplumdur. Devletin bekası ile kişilerin bekası çatıştığında esas olan devlet değil kişilerdir.

Son bir not olsun: Devlet vatandan bağımsızdır, vatan üzerinde bir devlet bulunsa da. Bu ikilemde aslolan devlet değil vatandır zira halk devlete değil vatana “bağlıdır”.

Sonuç Yerine

Argüman barındırmamasına uğraştığım bu seride bu başlıkta argümanlar sunduğumun farkındayım zira kavramlara çok yanlış anlamlar yüklüyoruz. Lütfen her türlü görüşünüzü benimle soldaki mail adresi üzerinden paylaşın ve mevcut yazıların düzenlenmesine, yenilerinin gelmesine yardımcı olun.


Türkler için Siyasete Giriş Dersleri serisinin tümü için tıklayın.

Footnotes

  1. Türkçeye Hayali Cemaatler olarak çevrildiğini hatırlıyorum.
  2. Türk kelimesine vatan bahsinde gireceğim.
  3. Bunu, dilerseniz, serinin dışına çıkıp yorum yapmam olarak da okuyabilirsiniz.
  4. Ermeni olduğundan Ermenistan da vatanıydı ve bu, tanım ve açıklamaya sadık kaldığımızda, sorun değil de zaten.

4 comments On Millet, Vatan, ve Devlet: Üç Kavram, Üç Karmaşa

Leave a Reply

Site Footer