Öylesine Bir Yazı

Sene İsa’dan sonra iki bin onlu yılların başları filan. Erdoğan karar vermiş, açılım/çözüm süreci yapılacakmış. Ne güzel. Peki nasıl yapılacakmış bu? PKK ile görüşerek, Apo ile görüşerek.

Benim o vakit düşündüğüm de, söylediğim de şuydu: Böyle bir harekete mi giriştin? Ne güzel. Giriş. Ama PKK ile konuşma. Bu şekilde devleti bok edersin. Git, orada DTP/HDP var. Onlarla konuş. Sen meclisteki adamı değil dağdakini kendine muhatap alırsan dağdaki adamı marjinal kılamazsın, normal kılarsın. İkisini aynı görsen de Ankara’daki adamı muhatap alır, karşındakine mesaj verirsin. Bu türlüyse Ankara ile Kandil birbirine denk görülür, devlete zarar verirsin.

Ne dendi bunu dediğimde/bunları dediğimizde? Kandan beslenen, Kürt düşmanı, terörden nemalanan, bilmem ne.

Ne yapıldı kandan beslenen biri olmamak için? Buyrun Erdoğan’ın kendisi söylesin:

Valilerimize talimat verdik, operasyon yapmadılar.

O dönemden üç şey daha hatırlayalım: Askerin silahına el konulduğunu, Habur’dan gelenlerin ayağına mahkeme götürüldüğünü ve anında beraat ettiklerini, Erdoğan’ın Yeni Türkiye’yi inşa ettiğini bir kere daha açıklamasını.

Sonrasında neler olduğunu hatırlıyorsunuzdur diye umuyorum. Türk unutkan, bir de gündemi her saniye değiştiği için hatırlamak kolay değil. Kabul. Ama, en azından, “yeteri kadar” hatırlayın.

Erdoğan yarın öbür gün öldüğünde üç şeyle hatırlayacağım kendisini: Bitmek bilmez ve zerrece utanç barındırmayan dönüşleri, kendini bir kimlik yapmayı becerebilmesi, memleketin helalinden elli yılını tarumar etmesi. Eğer becerebilirse bir de iç kıyımı ekleyecek bu listeye ya, umarım bunu yapmaya ihtiyacı kalmaz.

Şimdi bu Erdoğan ve erdoğangiller diyorlar ki kendilerine destek vermezsek bizler teröristiz, şerefsiziz, vatan hainiyiz. Kapılar ardında orospu çocuğu filan da diyorlardır da henüz küfürü bu seviyeye dek çıkarmadılar şükür. Seviyelerinin Mariana’ya ulaşmasına biraz daha süre var. Ha bana orospu çocuğu mu daha ağır bir sözdür, vatan haini mi diye sorsanız ikinciden yana kullanırım ya oyumu, bu milletin beş para etmez yarısı bunu anlayacak kadar vatan mefhumundan haberdar olaydı keşke…

Bir ay önce “Zeytin Dalı Operasyonu’nun “zamanlaması manidar”. İşlerin çığrından çıkma ihtimali olan zaman Nisan-Mayıs ayları ve bu aylarda Rıza pezevenginin davasının sonucu gelecek karşımıza” demiştim. Nisan hiç tatlı başlamadı. Yunan bir yandan havlar, Suriye’de işler karışık, lira hepten pul oluyor her gün, vesair. Daha bunun Rıza pezevengi olayı var, Erdoğan’ın emrine binaen düşürülmesi düşünülen faizler sonucu Liranın daha da değer kaybı var, Kılıştarın dokunulmazlığına karşı savcılığın talebi var (ki AKP akıllıysa bunu meclise getirip oylamaz), var da var. Yani ekonomik darboğazın yanında bir de siyasi kriz sahibi olabiliriz her an.

Ne güzel memleket, değil mi? Bir yerde bölgesel bir savaşa rıza göstererek “aman üçüncü dünya savaşı çıkmasın” dedi biri. Bu malın televizyonda yorumcu olabildiği bir memleket harbiden zul geliyor bana. Ulan ben ölüyorsam dünya da ölsün, bana ne? Suriye’de benim çocuğum ölürken John neden ölmesin, Mohamad neden ölmesin? Topunun kökü kurusun öyle bir durumda. Bana evvel benim çocuğum lazım demiyor da ne diyor beyinsiz.

Bunun bir benzeri Amerikalı bir kadın kaybolduğunda yaşanmıştı seneler önce. İstanbul’da surlarda bir ölü kadın bedeni bulmuşlardı da “aman inşallah o Amerikalı değildir” denmişti kaç kişi tarafından. Lan neden benim insanım ölsün? Ölüyorsa elin Amerikalısı ölsün. Bana ne? Ha bana kalsa kimse öldürülmesin de işte, ortada bir ölü varsa neden ben onun benim ölüm olmasını isteyeyim?

Harbiden bizim memlekette bayağı mal var. Nüfusumuz çok, ondan herhalde. Sürüm artınca hatalı mallar da artar malum.

Memleketimi özledim la. Valla. İstanbul’un trafiğini bile özler mi insan? Beşiktaş’tan Karaköy’e yürüyesim, Kızılay Meydanı’nda koşuşturanları izleyesim var. Hazır Melih Başgan’ın fotoğrafları da kaldırılmışken nasıl da güzelleşmiştir acep Ankara? Hem devrimde akşam iki bira açıp uzaktaki Ankara ışıklarını izlemek…

Hadi gel o manzarayı Southbank’te oturup Thames’ı izlemekle kıyasla. Valla ben şu anda devrimi tercih ediyorum. Sizi bilemem.

Macaristan’da seçimler oldu, Orban sildi süpürdü gene ortalığı. Bir iki ay önce bilmem ne belediyesinde Fidesz’in adayı kaybetmişti de benim hocalar filan nasıl gaza gelmişlerdi “aha Orban gidecek” diyerekten. Demiştim daha çok beklersiniz siz. Mankafalar. Sordun mu dünyanın bilmem kaçıncı okulu, sordun mu pırıl pırıl kafalar. Amma ki artık tinerin mi etkisindendir nedir, sözde siyaset “bilimci” bu geri zekalılar daha içinde yaşadıkları toplumu tanımaktan acizler. Sanırım akademisyen olan sosyal “bilimcilerin” sorunu bu – öylesine gerçeklikten kopuklar ki More’un ütopyası gerçek dünyadan daha gerçek geliyor bunlara.

Azerbaycan’da da seçim oldu bu arada. Muhalefet seçimi boykot etti, Haydar’dan kalan mirası sürdüren İlham %86’yla başgan oldu. Azerbaycan da durmadan geriliyor ama Aliyev’in elinde Erdoğan’da olduğu gibi ordu ve polis olduğundan ses çıkarmayı kimsenin gözü kesmiyor. Oralar da patlayacak ya bir ara, bakalım ne zaman. Birileri petrol boru hatlarından birini havaya filan uçurur herhal, öyle deli bir gerginlik var ortada. Azadlıq’taki bu yazı biraz fikir versin size.

Trump veya Putin fark etmez, birileri “yanlışlıkla” bizim çocukları vuracakmış gibi geliyor. Umarım yanılırım. Bu yalnızca o vurulan çocukların ölümü demek olmaz, daha bilmem kaç kişinin daha ölümünün sebebi olur sonrasında. Türkiye ikili oynamaya çalışıyor, bu güzel bir şey ama arkadan da götümüzü biraz toparlamamız lazım. İnönü’ye aç bıraktın diye kızana “babasız bırakmadım” demiş ya, o hesap. Hoş, bu kadar boktan ekonomide, böylesi bitirilmiş bir ekonomide nasıl hem tok tutup hem babalı koyacağız, o da soru işareti.

İki ayının güreşinde bizim bebelere bir şey olmasın da oralarda. Bu hükümetin üç-beş varil petrole bilmem kaç Mehmet’in canını satacağından emin olduğumdan bu da boşa gidecek bir umut gibi geliyor.

Sofranızdayken bazen belki yüzüne bile bakmadığınız o zeytin var ya hani. Hah, işte o buralarda bulunmuyor. O kadar memleket gezdim, yok. Bizim zeytinden hiçbir yerde yok (gördüklerim içinde Azerbaycan hariç – ki orası da küçük Türkiye zaten). Kıymetini bilin. Bir insanın memleketinde en çok özlediği ilk şey ailesi, ikincisi zeytin olur mu?

Oluyor işte.

Öyle. İçimi dökesim geldi biraz. Oturup okuduysanız fazlasıyla saygı duyduğumu ve pek müteşekkir olduğumu belirtmeliyim. Kendime aldığım notların bir ikisini yazayım derken böylesi garip bir yazı oldu bu da işte.

Leave a Reply

Site Footer