Blog Posts

Dönemlik Milletvekilliği Önerisi

Vekillerimiz, malum, her zaman maaşlarının azlığından yakınıyorlar. Bakınız biraz geçmişe gidiyorum, Google’a göre 18 saat önce Sabah namlı hükümet gazetesi dahi dünyada milletvekili maaşları başlıklı bir haber yapmış. 13 yurtdışından ülke koymuş, 14. ülke olarak da Türkiye bulunmakta. 10.000$ ortalama gelire karşılık 5.000$ MV maaşıyla Türkiye, oransal olarak da, mutlak olarak da, listeye dahil edilenler içinde, ilk ikide. Fakat yetmiyor, yetemiyor. “Biz onlarla yan yana gelmeyiz” diyen partiler, mevzu maaşlar olduğu zaman, birden her şeyi unutup aynı anda ellerini kaldırıyorlar. Sanırım TBMM’de tüm vekillerin üzerinde anlaştığı tek konu da maaşları, emeklilikleri, sigortaları filan. Neden? Çünkü yetmiyor anacım, yetmiyor…

Bartın’da çalıştığımdan bir örnek vereyim: CHP’nin burada vekili var. Adı Rıza Yalçınkaya. Bartın’ın zenginlerindenmiş bir zamanlar. Şimdiyse çok yazık bir halde. Kendisi senelerdir mecliste. Şu anda vekil olduğundan 15.000 liradan fazla maaş alıyor, kıyak emeklilik yasaları sağ olsun, 9.000 lira da emekli maaşı var (rakamlar 2015’teki maaşları göstermektedir, memurlar.net adresinden alınmıştır). Toplam geliri sadece 24.000 liracık. Ayda 24.000 lira gelirle siz yaşayabilir misiniz?

(Burada not düşmem gerekli, kendisini hedef göstermek gibi bir amacım yok. Yarı Bartınlı sayıldığımdan en yakınımdaki ismi örnek verdim. Diğer vekil Yılmaz Tunç da kendisinden farklı değil. Zaten bugün mecliste olanların belki de yarısı aynı durumda – aç, susuz, fakir…)

Yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor… Okumaya Devam Edin

Five Immediate Problems of Turkey

Erdogan, at an interview with Amanpour from CNN, said that Turkey has everything investors look for in a country, because it is a strong and stable country. On the other hand, the situation in Turkey apparently is dire and there are five immediate problems that need to be solved in the short, not even medium, run, which can even lead to the end of Turkey. Because I do not consider any of them less important or urgent than another, please keep in mind that the order below is not according to those. Okumaya Devam Edin

Two Remarks on the Turkey-EU Deal on the Migrant Crisis (Longer Version)

(Here you can find the shorter and published version of the article below. This one is the longer and somehow a bit more detailed and emotional version of it. I should thank once more, though, to the editors of Diplomatic Courier for fixing the text.)


“The EU and Turkey have reached a deal on the migrant crisis, which will see migrants returned to Turkey in exchange for aid and political concessions”1. There are two practically important points of this deal:

  • The EU does not need to deal with new and uncontrolled immigrants after the deal. In other words, in exchange of an “acceptable” migrant for the EU, Turkey will take back all the migrants, regardless of the nationality. The EU will pay 3bn € to Turkey for this, which, I guess, is highly beneficial for them not only in the long but also in the short term.
  • If 72 benchmarks will be met, Turkey will be provided a short-term visa liberation2.

Okumaya Devam Edin

Hrant Dink’in Anısına – veya Ermenisiz Anadolu

(Bu daha önceden yazdığım bir yazıdır, tekrar paylaşılmıştır)

Zahit bizi tan eyleme türküsünün farklı yorumlarını ararken Erkan Oğur ve Civan (evet, c harfi bulunmayan Rusçadan alıntıyla Djivan değil, bildiğimiz, Türkçede olan Civan) Gasparyan yorumuna denk geldim. Ekrana bir görüntü düştü: Hrant Dink.

İhtimal ki Malatya’da, memleketinde, bir bahçede. Sonbaharın ortaları filan galiba, belki kış. Boynundaki atkıda Ermenistan bayrağının renkleri var. Başındaki kasketi tam da Anadolu işi. Bir yeri gösteriyor, kazmak lazım dercesine bir hareket yapıyor. Sarılıyor birisine, sanki senelerdir görmediği oğluna, kızına, eşine, anasına, babasına sarılır gibi. Arkadaşı mıdır, bahçesinde bulundukları harap yeri onarmaya gelen usta mı?

Ne fark eder ki? İkisinin sarılışları havaalanında kız arkadaşıma sarıldığım onlarca zamanı hatırlatıyor bana.

Kiraz ağacına denk gelmiş sanırım, bir meyve yiyor, çekirdeğini yumruk yaptığı elinin tepesiyle alıyor avucuna. Elleri arkasına bağlı, buradan başka hiçbir milletin insanında görmediğim bir şekilde yürüyor. “Benden O’na bol bol selam söylersin, olur mu bacım ya?” diyor. “Baş üstüne, söylerim”.

Sonra bir yüz giriyor kareye, bir kere daha. Civan Gasparyan. Yüzünde her zaman bulunan hüznü daha bir farklı şimdi. Sanırım sözlerin ne olduğunu biliyor. Bilmiyorum, belki Türkçe bile biliyordur. Bir farklı bakıyor. Sanki O da, sonradan videoyu yapan gibi, Hrant Dink’i düşünüyor. “Tükenmeyiz kırmağ ile”. Okumaya Devam Edin

Preet Bharara: The Fear of Millions

Here I wrote that Bharara is a hope for millions of Turks today, simply because our own government have committed unlawful acts and labelled us as terrorists in return. The lack of shame, honor and ethics is usual for us in Turkey, but we never witnessed such amounts of these so we are enraged against our government. This time I want to write about the other side of the case, which worries, for now, some of us, but will, soon, all of us including the favored citizens.

According to Socrates, the worst government is preferable to no government and the worst laws are preferable to anarchy. This was, at least according to Crito and the Apology, the reason that even though he considered the verdict wrong, he did not hesitate to obey the law. Hobbes, following Socrates, argued that even if the sword of the sovereign is unlawful, as long as security is provided, we should obey it. Okumaya Devam Edin

Preet Bharara: The Hope of Millions

Just couple of days ago, the name Bharara was not known in Turkey. He had some 8K followers on Twitter and would not imagine it multiplied with two-score, even more. Today, he is the hope of many millions in Turkey. A comment about him at one of Turkey’s most visited websites, for example, says that “I swear that I want to hug him and tell him a lot of things while crying. We are so depressed, don’t upset us”. It went to the level that his 34th tweet is a response to a Turkish citizen, who asked if he wanted anything from Turkey, saying “I love shish kebab but I do not think I can accept gifts just for doing my job”.

What is this sudden display of love through him?

The answer is found in the recent history, namely 17-25 December 2013 corruption scandal in Turkey. Celal Kara, a public prosecutor, started an operation in which all the suspects were members of the government, especially Erdogan, their family members, including Erdogan’s both sons, and high officials as well as businessmen, including Reza Zarrab. Also we learned about the name Babak Zanjani, who is to be hanged because of the same accusations, in Iran. The accusations were bribery, corruption, fraud, money laundering and gold smuggling. Okumaya Devam Edin

Corruption Scandal, Sultan-Like Presidency and Erdogan’s Changing Approach to Terror and Terrorism

What is Erdogan trying to do?

Being stuck in many problems, from economy to international relations, Erdogan, today, is asking for more and more authoritarian rights for himself, just like any other example in history who are about to fall but are willing to take down the country with themselves. There are three sentences from him which, considered together, will give a hint about what is in the back of his mind and prove this argument.

On 14 March, he said “we should redefine terror and terrorism and put [this new definition] into criminal code. Those that support terrorists are released at the courts”. The same day, he also said “in our country, and the world, we are at a crossroads. They will be either with us or with the terrorists. There is no midpoint in this. We consider siding with the terrorists when they make comments that start with ‘but”. The keywords here are redefinition of terror and siding with either him or terror.

On 16 March, he said “saying ‘Erdogan should go’ means let the society, flag, homeland, the understanding of one state fall on which we have built our politics, our work. The problem is not about me. I am 62 years old and I will serve as long as Allah gives me life to live”. The keywords here are fall, and serving for life. Okumaya Devam Edin

Memurluk Anıları II – Benim Memurum İşini Bilir II: Yakup’un Yolu

(Hikayenin ilk kısmını buradan okuyabilirsiniz. O kısım bilinmezse burada yazacaklarımın eksik olacağı kanaatindeyim)

Önceki gün veri girişindeki arkadaşlarla toplantı yaptık. Kalan 4 günümüz olsa da artık isyan bayrağını çektim ve “kaç form varsa burada görevli olan insan sayısına bölünsün” dedim. Tabi ki kimilerinin yattığını gören, benim gibi çalışan arkadaşlar da bunu onayladı ve bu türlü yapmaya karar verdik. Bir anda günlük 80-90 formum 30’a indi.

Akşam verileri girerken bizim Adem ve uzman yardımcısı Yakup da aşağıda, odadaydı. Yakup gidip gelip “bize çok form vermişsiniz” diyordu. Halbuki böyle bir şey yoktu. Herkes sayılı olarak kendi payını almıştı. Herif yatmaya alışmış, benim bir günde girdiğimin yarısı kadar, hatta yarısından da az form gözünde koca bir dağ gibiydi. La havle dedim, sustum. Ta ki “biz gene size yardımcı oluyoruz, gelip burada giriyoruz” diyene kadar. Okumaya Devam Edin

The Forthcoming Turkish Refugees

“The breakdown of the Kurdish peace process and extended security operations in the south east, along with nationwide repression of critics, political opposition and media perceived as hostile to the government, may soon add Turkish nationals to the refugee flows.1

Last summer, when the photograph of the dead body of the little Syrian child, Aylan, hit the front pages of newspapers, I made a comment at a forum, more or less, something like this: I cannot feel sorry for this child because when I saw that little body hit ashore, dead, what I could think of is only that “soon it will be our own children that will replace him. I feel more sorry for them”.

Before last summer, especially since 2011, I am telling people that we are going for a civil war and destruction. If Turkey will be so God damn lucky, it has a life of 15 years most. Now the 5 years of it have passed and we have 10 left. Four things needed urgent solution yet neither of them were solved and a fifth one is added: 1) the earthquake that will hit Istanbul, 2) increasing separatist and discriminating discourse on the Kurdish issue, 3) non-producing economy, 4) increasing discriminating discourse in everyday life between, even, relatives, and, the newly added one, 5) lack of control and integration of the Syrian refugees. Okumaya Devam Edin

Memurluk Anıları I – Benim Memurum İşini Bilir

Adı Adem. Soyadını bilmiyorum. Bizim bakanlıkta (ASPB) uzman olarak çalışıyor.

Maaşı benden iyi. İmkanları da benden iyi. Bu nedenle olsa gerek, benim gibi sadece KPSS ile değil üstüne mülakatla alınıyor. Eh, bizim memlekette mülakatın liyakat sahibi olanları değil siyaseten aynı olanları işe almak için yapıldığını bilmemek için eşek değil eşek oğlu eşek olmak lazım.

Adem ve ben Cizre’ye aynı zamanda geçici görevlendirildik. O, benden bir gün sonra geldi. İkimiz de aynı göreve, veri girmeye verildik. İlk gün iş olmadı. İkinci gün de olmadı. Üçüncü gün iş geldi kapımıza, sistemi kurdu sonunda il müdürlüğü. Aldım bilgisayarımı, indim aşağı, toplam 4 tane mi ne bilgisayarımız var. Oturdum yazdım.

O akşam 88 tane yazdım, toplam 298 tanenin yazılmış olan 280 tanesinin %31,4’ünü. Ertesi gün darlandım zira toplam 13 kişiyken biz, millet çalışmamak için bilgisayarını ya getirmedi, ya indirmedi. Bu sefer toplam 168’de bıraktım. 80 tane girdim yani. Sabahtan başladım işe, gece yarısına kadar, arada oyun oynaya oynaya, bol bol mola vere vere.

Bugün. 255 oldu benim girdiklerimin toplamı. 87 tane ediyor. Dahasını da yapardım, hatta gece de devam ederdim ya, etmedim zira bu sefer eşit bölündü dosyalar. Ben 16.30’a doğru bitirdiğimde benim yaptığımın en az üç katının kenarda yeni sahiplerini beklediğini gördüm. Yani yine bir kişi hayvan gibi çalışmış, O’nun yanına ikinci bir grup eklenmiş, fakat kalan 10 kişi yatmıştı. Kimisi artık gelmiyordu bile. Birisi Adem. Okumaya Devam Edin