Blog Posts

Seçimin Kaybedeni: Sadece Türkiye

Sonunda herkes konuştu.

  • AKP zaten kazanan. Burada sorun yok. Onların neler dediğine bakmaya bile gerek yok – en azından ben bakmadım bile.
  • MHP sıfırlandı derken, %2-3 alacaklar denirken %11.1 aldı, kendilerine göre kilit parti konumundalar – ki bu bir ölçüde doğru da addedilebilirdi eğer meclisin bir önemi kalmış olsaydı. Başgan adayları da kazandı zaten. MHP kazandı.

Okumaya Devam Edin

İlk Sonuçlara Göre Seçim 2018 ve Sonrası

Sandıklar açılmaya devam ederken sıcağı sıcağına birkaç şey yazmak istedim – sonrasında vaktim olmayacak:

  • “İnce gümbür gümbür geliyor” diyenler de, “Akşener muhteşem bir hava yakaladı” diyenler de bayağı yanılmış gibi görünüyor şimdi. “Bu kadar coşmayın” dedik dedik dinlemediniz, bak ne oldu şimdi?
  • Dahası, “başgan Erdoğan meclis millet” argümanı da boşa düşmüş gibi görünüyor. Ben karamsar olduğuma inanmak istedim, en azından bunun doğru olmasını diledim inanmasam da, ama gerçekçi olduğumu görüyor ve üzülüyorum.
  • MHP’nin %10 civarında çıkması bence şaka gibi. Bahçeli nerden, ne diye, nasıl aldı bu kadar oyu, gerçekten merak ediyorum. Erdoğan’a milliyetçi/vatanperver tek bir kişinin oy verebileceğine inanmıyorum. Sözde milliyetçilerin Erdoğancı olması da ülkenin bir diğer çelişkisi olarak kalsın kenarda.

Okumaya Devam Edin

Tayyip’in Havaalanı

İnce İzmir’e gitti diye apar topar uçak indirecek kadar gözleri döndü o ki, kısa bir “üçüncü” havaalanı yazısı karalamak istedim. Yok Türkiye’nin gururu, yok cumhuriyet döneminin en büyük işi filan. Cumhuriyet döneminin en büyük işi 2. dünya savaşına girmemektir. Daha şunu anlayamayanlara laf anlatmaya çalışmıyorum artık. Sizlere konuşuyorum ben.

Ocak 2017 tarihli Telegraph haberine göre Atatürk, uluslararası yolcular söz konusu olduğunda, dünyadaki 10. “en meşgul” havaalanı(ydı). Bizim geri zekalıların “Almanya bu havaalanından çok korkuyor” sözlerini hiç desteklemez bir şekilde listede Almanya’dan yalnızca Frankfurt havaalanı bulunmakta, o da yedinci sırada. Okumaya Devam Edin

Seçime Beş Kala

Aslında seçime dört kalmışsa da başlığı böyle atmak istedim.

Daha önce de demiştim, benim seçimle çok işim yok. Ondan üç yazı yazdım sadece. Dört kala da bir “wrap-up” yapayım, yazdıklarımı toparlayayım istedim.

İlk yazıda özetle Erdoğan’ın, olmaz ya hadi oldu diyelim, kaybetmesi durumunda koltuğunu bırakmamasının da masada olduğunu, ona göre davranılması gerektiğini söylemiştim. O yazıda kimlik siyasetinin haldır huldur devam edeceğini de söylemiştim. “Sönük” başlayan maratonunda Erdoğan bildiğimiz Erdoğan’a, hayvani bir medya karartması uygulanan Akşener’den kurtulduğuna emin olduğunda, döndüğünü gördük. Akşener’in başganlık seçiminde zerrece şansı olmadığına artık eminim yoksa Erdoğan bildiğimiz bölücü söylemlerinin şiddetini bu kadar artırmazdı. Yok fatiha okumazmış, yok bilmem ne. Zaten fatiha okuyunca düşüyor etin fiyatı, felak ve nas okuyunca yükseliyor liranın değeri. Okumaya Devam Edin

Soğan Kuru? Gürcistan ve Türkiye’den 10 Üründe Fiyat Karşılaştırması

Bu satırların yazıldığı an itibariyle bir Gürcü larisi 1.93 Türk lirası değerinde (buyrun kaynak). Kıytırık Gürcistan’ın parasının bizimkinin iki katı değerinde olmasını es geçip daha hayati olan kısma bir bakalım. Beş ürünün kıyaslayacağım, kolaylık olsun diye de lariyi 1.93 değil 2 liradan hesaplayacağım. Zaten pek yakında 2 lirayı da geçecek. Okumaya Devam Edin

Seçime Doğru: İti İte Kırdırmak?

(Konu genişleyerek gidiyor olacak zira farklı parçalardan bahsetmeden sonuca ulaşamıyorum. Şimdiden bu dağınık görülebilecek akış için özür dilerim)

Şöyle garip bir durumdayız: Akşener ortaya çıkıp sağdan oy toplayacak, Erdoğan’a rakip olacak denildi. Karamollaoğlu ismi çok önemli olmasa da baraj yüzünden SP’ye oy vermeyip AKP’ye verenler de SP’ye verecek, AKP mecliste de başkanlık seçiminde de güç kaybedecek denildi. CHP-İyi Parti-SP arasında ittifak olacak, bunlar birbirini destekleyecek dendi.

Bugünse Akşenerci ve İnceci tayfa birbirine giriyor. Bir yandan “Akşener sağcılardan oy alabilir, ikinci tura kalması için kendisine oy verin” derken diğer yandan “İnce gümbür gümbür geliyor” deniyor. Yani enteresan bir şekilde İnce değil Erdoğan “iti ite kırdırıyor”1. Sanırım son karaladığım yazıyla ben de bu saçma tartışmaların bir parçası oldum. Ondan ikinci ve son defa bu saçma tartışmaya girmek istedim. Okumaya Devam Edin

“Meral Ana Gelecek, Dertlerimiz Bitecek” Mi?

Kılıştar’ın beş para etmez biri olduğunu çeşitli olaylarla gördük. En basitinden olaylı “referandum” gecesi yaptığı “açıklamayı” hatırlayın. Ne dedi? “Yasa şöyle diyor ama YSK bunun aksine karar verdi”. Sonra? Bu kadar. Ne güzel dedi oradaki gazeteci bir abla: Kemal Bey kaçmayın.

Kemal Bey kaçtı. Kemal Bey’in diyeceği tek şey vardı: Anayasa değişikliği, hele ki böylesi bir anayasa değişikliği hiçbir şaibeye sahip olamaz. Bu referandum sonucunu kabul etmiyoruz.

Demedi. Okumaya Devam Edin

Bir Daha Devr-i Sabık Üstüne

Nedir bu devr-i sabık? Osmanlıcadan Türkçeye ters takla attırdığımızda sabık devir. Önceki dönemi suçlar ve ondan tamamen farklı bir şekilde davranır bir yeni siyasi yapı demek.

Neden ben buna çok takığım? Üç örnek vereyim:

  • Diyelim ki iki mucize birden oldu. Önce iktidar el değiştirdi ve “sabık” iktidarın sahipleri ülkeyi terk etmedi veya onlar ülkeyi terk edene dek savcılarımız birden hukuk diye bir şeyin var olduğunu anımsadı. Hepimizin gözü önünde ne anayasa, ne insan hakları sözleşmesi, ne yasa takılarak işlenen onca suçun hesabını sormaya karar verdiler. Diyelim ki halihazırda yapılıp bitirilmiş, yani sözleşmenin bir tarafının yükümlülüğünü üzerinden attığı bir köprü/yol/baraj var. Bunun ihalesine fesat karıştırılmış. Ne yapacağız, ihale yükümlülüklerinden ülkeyi azade mi kılacağız yoksa “ama adamlar işlerini yapmış bitirmişler, bize giren kazığı kabulleneceğiz” mi diyeceğiz? Eğer ikincisini diyorsanız benle aynı saftasınız.

Okumaya Devam Edin

Devr-i Sabık Yaratmalıyız!

1996 yılında doğuyor Ahmet Özdemir. Bu satırları okuyanların çoğundan küçük bir kardeşimiz Ahmet.

Ahmet’in hayatı 2016’da değişiyor. O sene 1996’lıların çoğu üniversiteyi yeni kazanmışlar, hayatlarının tadını çıkarır halde, çoğu baba parası ile gününü gün ediyor.

Ahmet Özdemir ise 2016’da askere gidiyor, okuyamamış çünkü. Neden okuyamamış? Babası mevsimlik işçi, annesi ev hanımı. Almanya’yı, ABD’yi dize getiren devletimiz, Ahmet’in babasına doğru düzgün bir iş verememiş ondan. Okumaya Devam Edin

Türkiye’nin Kaybedilmiş Kuşağı

Bir süredir bir kitap taslağı üzerinde çalışıyorum ama bunu yazmazsam ölecekmişim gibi geldi.

Benim adını bildiğim bir şeyler yapıp “vatana millete” hayrı olsun diye didinip duran ama adları pek bilinmeyen zira gözardı edilmiş “isimsiz kahramanlar” yalnızca birkaç tane (ki lütfen bildikleriniz varsa beni de bilgilendirin, hem öğreneyim, hem paylaşayım). Ben bir tekinin görselini koyayım buraya: Okumaya Devam Edin