Blog Posts

696 Sayılı KHK: Neler Olacak, Ne Yapacağız?

Ne Oldu?

Önce lütfen 13 Haziran 2016’da yazdığım “Türkiye’de iç savaş çıkar mı” başlıklı şu yazıya, sonra 20 Mart 2017 tarihli ve “16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumu” başlıklı şu yazıya bakın. 11 Kasım 2017 tarihli “Erdoğan’ın Atatürkçü kesilmesi üzerine” başlıklı şu yazıyı da iliştireyim yanlarına. İngilizce biliyorsanız 24 Mart 2016 tarihli “the forthcoming Turkish refugees” başlıklı şu yazıya, 25 Mart 2016’da Diplomatic Courier’de yayınlanan “two remarks on the Turkey-EU deal on the migrant crisis” başlıklı şu yazıya ve 11 Ocak 2017 tarihli “forthcoming Turkish civil war” başlıklı şu yazıya da bakın.

Blog’u açtığım Mart 2016 tarihinden beri, gördüğünüz üzere, bir argümanı sürekli tekrar ettim:

Türkiye’nin geleceğinde iki ihtimalimiz var. Ya bir iç savaş geçireceğiz ama bu çok olası değil zira muhalefet organize ve silahlanmış değil, ya da bugünleri (daha doğrusu geçen günleri) aratacak bir baskıyla karşı karşıya kalacağız.

Demokrasi ile Demokrasiyi Yok Edebilir Miyiz?

(Aklımda olan bu soruyu sorup bu yazıya yol açan Ekşi Sözlük yazarı if i only had a brain‘e çok teşekkür ederim. Ayrıca bu seride temel derdim konuların kolayca anlaşılır olması ve bu nedenle teknik tartışmalardan uzak durmaya çalışıyorum. Fakat bu soruyu basitçe cevaplamayı becerememiş olabilirim ve bu yüzden baştan özür dilemek istiyorum)

İki kısa hatırlatma yapayım: Demokrasi halkın yönetimi demek. Bu da halk içinden çıkan yöneticilerin barışçıl bir şekilde yönetimi devretmesi anlamına geliyor. Egemenlik ise nihai karar vericilik demek ve bir devlette ya bir kişi, ya küçük/büyük bir grup, ya da tüm halk egemendir.

Başlıktaki soru esasında iki farklı manada kullanılmakta/kullanılabilir zira demokraside iki etmen vardır: Halk ve yönetim. Bu minvalde bu soruyu şu şekilde ikiye ayırabiliriz:

  1. Demokrasiyle halkın bir bölümünün egemenliği ortadan kaldırılabilir mi (halkla ilgili kısım)?
  2. Demokrasiyle yönetici kişi veya zümre sabitlenebilir mi/yönetim sistemi dilendiği anda dilendiği şekilde değiştirilebilir mi (yönetimle ilgili kısım)?

Önce ilk ve zorlu olan soruya cevap vereyim.

Türkiye Cumhuriyeti Resmen Ortadan Kaldırılmıştır

Düşündüm ve iki soruyla, bundan 4 gün önce Türkiye Cumhuriyeti’nin yok edildiğini fark ettim. Önceki yazılara dokunmadan bunu ayrıca yazmak ve kenara koymak istedim.

İki soruya verdiğimiz cevap, Türkiye’nin artık yalnızca ahlaki olarak değil yasal olarak da hiçbir meşruiyetinin kalmadığını, bu yüzden hükümetin (Erdoğan’ın) acilen yanlışlardan dönmesi gerektiğini gösteriyor:

  • 1- Terör ile darbe aynı şeyler midir?
      1a- Eğer aynıysalar neden yasada, sözlükte, zihnimizde… farklı şeyler olarak görüyoruz? Neden cezaları farklı örneğin?
      1b- Eğer farklıysalar neden 696 sayılı KHK’da darbe denmiyor da terör deniyor? Yasada niyet okuma veya A’ya niyetlenilirken B denilme gibi bir durum olmaz malum.

“Türkiye 2019’u Görmeyecek” Savım Desteklenirken…

13 Haziran 2016 tarihli ve bugünkü gibi doğrudan yazmaya çekindiğim günlerde “Türkiye’de İç Savaş Çıkar Mı?” başlıklı bir yazı yazmış ve demiştim ki “muhalifler olarak bugünü arayacak duruma geleceğiz”.

Geldik mi? Geldik.

İlk nerede yazdığımı hatırlamıyorum ama 2016’nın sanırım başlarından beri “Türkiye 2019’u görmeyecek” diyorum. 11 Kasım 2017’de, Erdoğan’ın sözde “Atatürk açılımı” konusunda da belirtmiştim bunu. Orada “oy için filan değil, ‘bakın biz Atatürkçünün de kralıyız, bunlar şerefsiz’ demek için bu lafları söylüyor” demiştim.

Doğru muymuşum? Buyrun kendiniz bakın.

AKP’li Saçmalamaları IV: Bekir Bozdağ ve 696 Sayılı KHK

Bekir Bozdağ çıkmış, alemin akıllısı olduklarını söylemiş. Yürüyün gidin diyor, sözlerine bakıyoruz. Kaynağımız burada.

“Darbe girişimi ve terör eylemlerinin bastırılması için hareket ettiği” ileri sürülen sivillere cezai sorumsuzluk getirilmesine ilişkin “Terör ifadesinden kast edilen darbecilerin yaptıkları. Düzenleme 16 Temmuz sonrasını kapsamıyor. KHK düzenlemesi 15 Temmuz öncesini de kapsamıyor”.

Bak bak, laflara bak. Ne zamandan beri darbe terör olarak nitelendirilir oldu? TCK’da darbe ile ilgili başka, terör ile ilgili başka maddeler yok mu?

Liberalizmde HERKES Mi Eşit ve Özgürdür? Liberal vs Liboş

Immanuel Kant isimli bir Alman, 1785 yılında Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi) isimli bir kitap yazıyor ve ahlaklı davranışın ne olduğunu nasıl anlayabileceğimizi cevaplamaya çalışıyor. Bu çabasında üç buyruktan bahsediyor – ki bize lazım olan ilk iki buyruk1:

  1. Öyle hareket et ki bu hareketini her zaman tekrar edebil ve başkalarının da aynı şekilde davranmasını dileyebil.
  2. İnsanları asla araç olarak görme ve kullanma.

Bu iki buyruğu biraz daha Türkçeleştirdiğimizde şöyle özetleyebiliriz: Duruma göre değişme, aynı koşullarda hep aynı şekilde davran ve sana yapılmasını dilemediğin şeyi başkasına yapma.

Muhalifin Yaşam Hakkı Resmi Olarak Elinden Alınırken…

696 sayılı KHK‘mız sağ olsun, adam öldürebilirsiniz ve sonucunda hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluk doğmaz.

Hemen ilgili maddeye (121) bakalım:

Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.

Peki, 37. maddenin birinci fıkrası ne diyormuş? Ona da bakalım:

Liberalizm Nedir?

(“Liberalizmde herkes özgür müdür” sorusuna cevap vermeden önce konuya giriş olmak üzere yazdığım bu yazı, serinin genelinin aksine, kısıtlı bir bilgi verme amacı gütmekte ve bu şekilde okunması gerekmekte. Yine de liberalizmin ana argümanını sunduğumu ve ikili ayrımını iyi yaptığımı düşünüyorum)

Türkiye’de liberal denilince akla direkt liboş tabiri gelmekte. Kendisinden zevkle ders aldığım hocam Zeynep Talay, “bu liboş ne demek ki zaten?” demişti bir ders arası konuşmamızda. O gün yaklaşık tanımını yapamadığım bu tabiri bugün açıklayabilir olduğumu sanıyor ve bu yazıyı ve üstte belirttiğim başlıklı gelecek olan yazıyı kendisine ithaf ediyorum.

Gururla Söylüyorum: Vatan Hainiyim

“Konuşmasında yine CHP’ye yüklenen Erdoğan, ana muhalefet partisinin Türkiye’nin en büyük sıkıntısı olduğunu iddia ederek, “Yerlilik ve millilik… Bunu da bizden çalmaya çalışıyorlar.. Dur bakalım ya. Onun patenti bizde. Sizin tarihiniz belli. Hiçbir zaman yerli ve milli olmadınızdiye konuştu.”

  • Erdoğan ne demiş? CHP’nin tarihinde yerlilik ve millilik yok demiş.
  • Kim var CHP’nin tarihinde? Atatürk.
  • Atatürk ne değilmiş? Yerli ve milli.

Atatürk yerli ve milli değilse yerli ve milli olmak o kadar da özenilecek bir şey değil. En azından benim için bu böyle. Dahası, yerli ve milli olmak ve olmamak, Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlılıkla da alakalı bir şey. Yerli ve milli olmayan Atatürkçü birisi cumhuriyetçidir o ki, yerli ve milli olan cumhuriyetçi de olamaz bu durumda. Olmamalı yani. Nihayetinde yerli ve milli olmayanlar hep zarar veriyor bu ülkeye filan.

Eh, o ki Atatürk yerli ve milli değil. Ve o ki ben Atatürkçüyüm diye geziyorum. Ben yerli ve milli değilim. Bundan da gurur duyuyorum. Nihayetinde yerli ve milli olmayanlar da terörist ve vatan haini o ki; bunu da, başlıktan sonra bir daha, gururla söylüyorum:

Ben vatan hainiyim. O ki Atatürk bile vatan haini oluyor, O’nun kadar olmasa da ben de vatan hainiyim.


Peki ben GERÇEKTEN vatan haini miyim?

Blog burada. Geçmişimi azdan çoktan yazıyorum. Sanırım hain birisi olsam Türkiye’nin ve Türkiye’de yaşayanların iyiliğini istemez, bunun için çalışmazdım. İlk iş bayrak koymazdım yurt dışına çıkarken bavuluma. Türkler için siyasete giriş derslerini, anayasa yazılarını yazmazdım burada. Memur olduğumda beni kullanın diye amirlerime yalvarır hale gelmezdim. “Gavura” ülkemi kötülerdim, hükümetle ülkeyi ayırmazdım. Hükümetin yanlışları yüzünden ülkeme yapılanlara üzülmez, kahrolmazdım. Ve dahası, ve dahası…

Hasılı, ben birilerine göre vatan hainiysem, tekrar ediyorum, bunun tek bir anlamı vardır: Bana bunu söyleyen vatan hainidir. Ötesi yok.

BM’deki Kudüs Oylaması Üstüne

Ankara’dan abimiz gelmişçesine evde bir bayram havası var bu oylamanın sonucuyla ilgili. Erdoğan nasıl da lidermiş, Amerika’nın sonu gelecekmiş, Siyonizm çökecekmiş, Batı karşısında Doğu kazanmış.

Hele en güzel yorum: Kudüs Filistin toprağı olarak kabul edilmiş. Oha lan. Oha. Bizim milletin cehaletinden ne kadar nefret ettiğimi anlatacak kelimem yok…

BM’de ne oylandı? Türkiye’de bir fikri/yorumu olan kaç kişinin bu sorunun cevabını bildiğini gerçekten merak ediyorum. Sizin de bilmediğinizi addederek BM’nin kendi sitesinden ilgili haberin girişini paylaşıyorum1:

Site Footer