Blog Posts

Eşit Haysiyet İlkesi ve Vatandaşlık Mefhumu

Bu yazıda vatandaşlık hakkını oy vermeye denk tutuyorum demişsiniz. Ve bizim için cumhuriyet demokrasiden öncelikli bir değerse ve cumhuriyetin olmazsa olmazları biri oy hakkı (vatandaşlık hakkı) ve eşit haysiyet ilkesi ise demokrasi ve cumhuriyet bu durumda ayrılmış ikili olmuyor mu? Eşit haysiyet demek demokrasi demek değil midir?”

Öncelikle bu mail’i gönderen Oğuz Yurtçu Bey’e teşekkür etmeliyim. Bu soru üzerinden, bu ilki olmak üzere, iki yazı bu seriye eklenecek. Bu giriş notuyla konumuza girelim. Okumaya Devam Edin

2018 Yazına Doğru Birkaç Düşünce

  • AKP-MHP ortaklığının adı boş yere “milli mutabakat” konmuş değil. İsmin iması şu: Bu ortaklığın dışındakiler gayrı-milli olanlar.
  • Zeytin Dalı Operasyonu’nun “zamanlaması manidar”. İşlerin çığrından çıkma ihtimali olan zaman Nisan-Mayıs ayları ve bu aylarda Rıza’nın davasının sonucu gelecek karşımıza.
  • Gündemden (haklı olarak) düşmüş olsa da Rıza’nın davasının devamında yeni davalar da ortaya atılabilir. Türkiye’ye ne diyecekler, ne olacak bilmiyoruz.
  • Bu arada olası tepkilere “gayrı-milli şerefsizler, vatan hainleri” denileceği garanti.

Okumaya Devam Edin

Zeytin Dalı Harekatı Üzerine Düşünceler

Gündemimiz Suriye. (Belki benim ayıbım olmak üzere) yeni keşfettiğim ve şimdilik yalnızca iki programını dinlediğim Erol Mütercimler’in, ki söylediğimiz sözlerin neredeyse tamamı aynı ve bu ekranlarda benim söylediklerimi söyleyen birini bulmanın sevincini yaşattırsa da bana, söylediğimiz sözlerin ağırlığı ve karamsarlığı nedeniyle pek tatlı bir şey değil, konuşmalarını dinliyorum. Bir yerde “Türkiye Suriye’den 20-30 sene çıkamaz” dedi. Doğru. Aynen katılıyorum ve katılmaktan nefret ediyorum. Bunun sebeplerine ve sonuçlarına bakalım biraz – ve Mütercimler’in söylemediği bir noktayı da ekleyelim. Okumaya Devam Edin

İç Savaş

Savaşlar içerisinde en acı vericisi olan iç savaş, artık uzunca diyebileceğimiz bir süredir Türkiye’de, bazen yüksek bazen kısık sesle dillendiriliyor. Bu ihtimali yüksek sesle dillendirenlerden biri olarak iç savaşla ilgili birkaç bilgiyi bu seride paylaşmaya karar verdim. Önceden belirtmeliyim ki Ruanda veya Bosna gibi devlet otoritesinin zayıfladığı veya hiç olmadığı ülkelerdeki iç savaşları değil, Schmitt’in de üzerinde durduğu, yerleşik otoritenin bütün haşmetiyle var olduğu ülkelerdeki iç savaşın nedenlerine bakacağım. Seri Türkler için yazılmış durumda ve Türkiye’de devlet otoritesi hala bulunmakta. Okumaya Devam Edin

Demokrasi Kültürü

“Türkiye’de demokrasi yok. Zaten demokrasi de demokrasi kültürü olmadan var olası bir şey değil”. Bu argümanı çokça söyledik veya işittik. Peki, nedir bu demokrasi kültürü? Nereden çıkmıştır, neden çıkmıştır, varlığı nasıl anlaşılır? Okumaya Devam Edin

Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık: Yüz Yıllık Karmaşa

1904’te Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset isimli (buradan erişebileceğiniz ve ağırlığına karşın pek kısa) bir makale yazıyor. Bu makalede Akçura özetle şunu söylüyor:

İmparatorluk zor zamanlardan geçiyor ve yıkıldı yıkılacak. Takip edebileceğimiz, her birinin kendi artıları ve eksileri olan üç siyaset vardır: Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık. Hangisini seçelim?

Akçura sorusuna bir yanıt vermese de Türkçülüğü seçtiği ortada. Atatürk de, o günlerdeki her akıllı ve mantıklı insan gibi, Türkçülük cevabını (aşağıda da anacağım) bir modifiyeyle veriyor ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor.

Aradan geçen bir asırdan fazla zamandan sonra Akçura’nın sorusunun hala geçerliliğini korumasının acısını bir kenara bırakıp günümüze seslenen farklı bir soru soralım: Bugün pek çok kişi kendisinin Türkçü ve İslamcı veya Türkçü ve Osmanlıcı olduğunu iddia ediyor, küçük bir kısımsa kendisini İslamcı ve Osmanlıcı görüyor. Bu mümkün müdür? Bir anda bunların ikisini birden olabilir miyiz?

Bu sorunun cevabı kesin ve net bir hayır olmakta, Akçura da buna ekseriyetle katılmakta (sf. 26). Önce bunun temel nedenini söyleyelim, sonra kısaca üç siyasete ve ne yapmamız gerektiğine bakalım. Okumaya Devam Edin

Memurluk Anıları X – “Milletin” Vekilinden Torpilli

Pek kısa memuriyet hayatımın yarıdan fazlasında huzurevinde çalıştım ben. Küçük, sakin bir şehirde memur olmanın güzel yanıdır, kurumlar küçüktür. Huzurevi de küçüktü, kıl kimseler de 1-2 taneydi. Kafa rahat çalışılabiliyordu – tabi rahat olunabildiği kadar.

Bir gün müdürüm “başımızda bela var” dedi. Dedim “hayırdır patron? Vur de vuralım, kır de kıralım”. Öyle seviyorum, öyle seviyoruz kendisini. Dedi “bulaşıcı hastalığı olan dayının biri var. Hastalığı da pasif durumda şimdi”. “E” dedim “reddedeceğiz her halükarda”. “Öyle değil” dedi. “Zaten ben dedim bunu alamayız, kanun kitap belli diye ama iki ‘millet’vekili soktular araya. Ben bu işin vebalini alamam dedim, komisyon kurup karar vereceğiz dedim. Alsak bir türlü, almasak başka türlü” dedi.

Bakın benim patron on numara insandı. Aşığıyım dediğimde benim hatunceğizin “he la iyi insan o” dediği biri ki tanımaz etmez. Buna yüklenirlerdi Tayyipçi olmadığından. Kendisini korumak üzere çok detaylara girmeyeyim, on numara insan olduğunu söyleyeyim ve devam edeyim. Okumaya Devam Edin

Devlet Geleneği Üzerine

Türkiye’de sürekli kullanılan argümanların birisi de Türkiye’de bir devlet geleneği olduğudur. Peki devlet geleneği ne demektir ve Türkiye’de gerçekten var mıdır? İlk sorunun cevabını önce gelenek, sonra teamül kelimelerine bakarak vermeye çalışalım, bu temelle ikinci soruyu da cevaplandıralım. Okumaya Devam Edin

Hukukun Üstünlüğü Ne Demektir, Ne İşe Yarar?

Önemli bir detayı düzelterek başlayalım. İngilizce rule of law teriminin birebir çevirisi yasanın hükmetmesi demek. Terimde kullanılan rule, hem kural hem de hükmetmek anlamını taşır. Örneğin “1455 senesinde İstanbul’da Fatih hüküm sürüyordu” cümlesini İngilizce kurduğumuzda kullanacağımız kelime rule olmakta.

Kelimeler önemlidir zira kelimeler hem zihinsel yapımızdan çıkar ve aklımızdakini anlatır, hem de karşımızdakinin ne anlayacağını belirler. Hukukun üstünlüğü tabirinde “hukukun bir şeylere karşı üstünlüğü” akla gelir ve hukukun üzerinde de bir şeylerin olabileceği düşünülebilirken, benim daha tercih edilebilir bulduğum hukukun egemenliği1 tabirindeyse hukukun üzerinde başka bir şeyin bulunamayacağı, ancak kendisine rakiplerin bulunabileceği, bu rakiplerin de egemenlik kaygısında bulundukları anlaşılabilir. Okumaya Devam Edin

Muhafazakar Demokrasi Nedir, Mümkün Müdür?

CEU’daki son günlerimden birinde, kütüphaneye veda ederken Yeni Bir Türkiye’nin Doğuşu şeklinde çevirebileceğimiz, M. Hakan Yavuz isimli birinin editörlüğünü yaptığı ve Utah Üniversitesi Yayınları’nca basılan bir kitap karşıma çıkmıştı. Yalçın Aydoğan’ın “muhafazakar demokratik politik kimliğin anlamı” başlıklı bir yazısı (veya konuşması?) da bulunan bu kitapta AKP’nin ülkeyi nasıl olumlu bir şekilde dönüştüreceği, aslında nasıl da güzel olduğu, destekleyicilerinin nasıl ezilmiş oldukları, ötekilikten nasıl da egemenliğe ulaştıkları ve geliştikleri… ballandırılarak ve şevkle anlatılıyordu.

Geçtiğimiz seneler göstermekte ki ne AKP o günlerde yabancılara savunduğu ve onların hayranlıkla desteklediği argümanı gerçekleştirdi ve ülkeye demokrasi getirdi1, ne de muhafazakar demokratlık pek savunulacak bir şey değil. Peki, muhafazakar demokrat olunabilir mi? Olunursa nasıl olur? Bu serinin yarının Türkiye’sinde belki işe yaraması için bu soruyu cevaplandıralım. Okumaya Devam Edin

Site Footer