Blog Posts

Meclis Araştırma Komisyonu Ne İşe Yarar?

Mütemadiyen bir konuda meclis araştırma komisyonu kurulduğu, kurulma önerisi verilip AKP oylarıyla reddedildiği, komisyon başkanı üyelerinin yorum yaptığı, veya komisyonun raporunu meclis başkanlığına sunduğu haberlerini okuruz. Peki, bu komisyon ne işe yarar?

Bu yazıda bu sorunun cevabını bildiğim kadarıyla vermeye çalışacağım.

Kudüs Mevzu Üzerine Düşünceler

Önce sorunu doğru tanımlayalım. Kudüs, 1947’de “hacılar burayı şimdi biz kimseye vermeyelim, 10 sene sonra kime katılmak istediklerini soracağımız bir referanduma kadar ortada kalsın” denilen; İsrail’in 1948’de batı, 1967’de doğu kısmını topraklarına kattığı (veya, biz Türklerin pek sevdiği tabirle fethettiği), 1980’de de “bölünmemiş ve İsrail’in başkenti” ilan ettiği ama bu ilanın uluslararası kabul görmediği bir şehir.

Egemenlikte uluslararası kabul ne kadar önemlidir, başkasının kabul etmediği bir egemenlik olamaz mı gibi soruların cevabından önce egemenlikle ilgili yazdığım şu, şu, şu ve şu yazıları buraya koyayım. Okursanız göreceğiniz üzere egemen, bir toprak üzerindeki nihai karar vericidir.

Bugün İsrail Kudüs’te nihai karar verici midir? Evet. İsrail kanunları mı uyglanmaktadır? Evet. İsrail askeri, parası ve bürokrasisi mi egemendir? Evet.

O halde Kudüs İsrail toprağıdır ve İsrail devleti Kudüs’te egemendir. Bu, uluslararası kabul görmese de böyledir. Nokta. Bunu tartışmak fazlasıyla gereksizdir. Egemenlik için silah gerekir, silahsız egemenlik olmaz. Bakınız: Katalan referandumu.

Kendime Bir Yazı

(Kimsenin okumasını beklemediğim, zihnim gibi çok karmaşık olacak bu yazıya nasıl girmem gerektiğini bilmediğimi belirterek başlıyorum)

Her dilin kendince güzel eserleri vardır. Şarkıdır, şiirdir. Bir şekilde mutlu hissettirir kişiyi, bu dili gerçekten (öylesine değil, C2 seviyesinde değil, gerçekten) bildiği için mutlu ettiren. Hangi şiirdir, hangi şarkıdır bu İngilizler için? Bilmiyorum. Gürcüler, Almanlar, Ermeniler? Bilmiyorum.

Ailemle görüştüm az önce, ne kadar görüşmek denirse. İnternetten görmekle gidip dokunabilmek bir mi?

Hele ki ben, dokunmaktan anlamayan, sevgisini göstermekten zerrece anlamayan ben için bile dokunmanın önemli olduğunu, dokunabilmenin muazzam önemli olduğunu gösteren bu boktan zamanlarda. Bak cümleyi bile tamamlayamadım. Anlamıyorum, anlatamıyorum çünkü.

Terörün Tanımı ve Türkiye’de Terör

Terör zorlu bir kelime zira her geçen gün anlamını biraz daha modifiye etmeye uğraşıyoruz. Fakat her tanımda bir kelime her zaman ortak: Yüksek seviyede korku. İngilizce Merriam-Webster’da ilk tanım “yüksek derecede korku durumu” ve dört tanım var, Fransızca Larousse’ta biraz daha öteye geçip “felce uğratacak derecede korku” deniyor ve üç tanım var. TDK ise yıldırı deyip bırakmış. Aşağıda göstereceğim üzere TDK’nın tanımı, bence, terörün doğru tanımına daha yakın.

Peki, devletlerin terör tanımı ne? İk tanesine bakalım. Amerika’ya göre terör, siyasi bir saikle ve önceden planlanarak sivil vatandaşları hedef alan şiddet eylemleridir. TCK’daki terör tanımıysa evlere şenlik:

Güçler Ayrımı Neden Önemlidir?

(Anayasa Yazıları serisinde konu hakkında yazdığım yazıyı buradan bulabilirsiniz)

Bu yazıda gücü tanımlayacak, güçler ayrımının nasıl temellendirildiğini sunmaya çalışacak, sonunda da neden önemli olduğunu tekrar belirteceğim.

Demokrasi Ne Kadar Önemlidir ve Türkiye’nin Esas İhtiyacı Mıdır?

Yakın zamanda Pakistan’da gerçekleşenler hakkında fikriniz var mı bilmiyorum. Özetle şunu söyleyebiliriz: Pakistan’da mollaların (ve ordunun) devletin üzerinde olduğu tescil edildi.

Pakistan’da yaşadığınızı ve Pakistan’da “tam demokrasinin” olduğunu düşünün. Ülkede gayrımüslimlerin idareci olma haklarının olmadığını hatırlıyorum. Bunu bir referanduma götürdüğünüzü düşünün. Referandum, bilindiği üzere, demokrasinin en saf halidir – oy verme hakkına sahip herkesin sonuca direkt etki edebildiği bir şeydir. Her ne kadar Türkiye’de ne soruya ne mühüre gerek duyulsa da referandumlarda her zaman bir soru olur ve sorunuzun da şu olduğunu düşünün: Gayrımüslimlere yöneticilik yapabilme hakkı verilmeli mi?

Mollaları el ve baş üstünde tutan bugünün Pakistan’ında bu sorunun cevabı mutlak bir hayır olacaktır. Yani tamamen demokratik bir şekilde gayrımüslimleri, tıpkı bugünün demokratik olmayan yöntemleriyle olduğu gibi, yöneticilik pozisyonundan uzak tutabilirsiniz.

Yani demokrasinin kendisi, esasında, çok da önemli bir şey değildir. Hatta, pek çok kişinin savunduğu üzere, zararlı dahi olabilir.

AKP’li Saçmalamaları VIII: Camisiz Mahalle Kalmamalı

Haber burada. Diyanet İşleri Başkanlığının başındaki herif demiş ki:

“Kur’an kurslarımız 2-3 seneye kadar iyi durumda değildi ama şu anda hamdolsun. Bundan sonra Kur’an kurslarına daha da önem vermek gerekiyor. Onların sayısını ne kadar artırabilirsek o kadar iyi olur. Artık illerimizde cami sıkıntısı olmaması gerekiyor. Tabii camiler sadece namaz kılınan yerler değil. Mahalledeki çocukların küçük yaşlardan itibaren din eğitimi aldığı yerlerdir. Dolayısıyla hiçbir şehrimizde hiçbir mahalle camisiz kalmamalı”.

Ben “Allah belanızı versin” deyince kötü oluyormuşum, üslubum yanlış oluyormuş. E hadi siz söyleyin, bu cümlelere Allah belanızı versinden daha kısa ve daha hafif bir yorum yapılabilir mi?

Egemenlik Kavramı ve Cumhuriyet

Stanford Felsefe Ansiklopedisi’nin egemenlik maddesinin yazarı Philpott, yazısına “zaman içerisinde anlamı değişiklik gösterse de ‘bir toprak üzerindeki en üstün otorite’ olan bir temel anlamı vardır” diye başlar1. 16. asırda Jean Bodin egemenliğin, Philpott’un da alıntıladığı, ilk tanımını yapıyor2. 17. asırda kralı anarken kendisinden egemen olarak bahseden Hobbes kralın mutlak üstünlüğünü savunurken 19. asrın başında Donoso Cortes, egemeni kimseden emir almayan nihai otorite olarak tanımlıyor3. 20. asrın başındaysa Carl Schmitt “sovereign is he who decides on the exception” (egemen, hariç olanı belirleyendir) gibi muhteşem bir tanım yapıyor4.

Yani, Philpott’un da dediği gibi, egemenin “bir toprak üzerindeki en üstün otorite” manası sabit ve tanımlar bu temelin etrafında yapılıyor.

Site Footer