Seçime Doğru: İti İte Kırdırmak?

(Konu genişleyerek gidiyor olacak zira farklı parçalardan bahsetmeden sonuca ulaşamıyorum. Şimdiden bu dağınık görülebilecek akış için özür dilerim)

Şöyle garip bir durumdayız: Akşener ortaya çıkıp sağdan oy toplayacak, Erdoğan’a rakip olacak denildi. Karamollaoğlu ismi çok önemli olmasa da baraj yüzünden SP’ye oy vermeyip AKP’ye verenler de SP’ye verecek, AKP mecliste de başkanlık seçiminde de güç kaybedecek denildi. CHP-İyi Parti-SP arasında ittifak olacak, bunlar birbirini destekleyecek dendi.

Bugünse Akşenerci ve İnceci tayfa birbirine giriyor. Bir yandan “Akşener sağcılardan oy alabilir, ikinci tura kalması için kendisine oy verin” derken diğer yandan “İnce gümbür gümbür geliyor” deniyor. Yani enteresan bir şekilde İnce değil Erdoğan “iti ite kırdırıyor”1. Sanırım son karaladığım yazıyla ben de bu saçma tartışmaların bir parçası oldum. Ondan ikinci ve son defa bu saçma tartışmaya girmek istedim.

Sitede yazdım mı bilmiyorum, ikili konuşmalarımda “bu ülke halkını kimsenin artık tanımadığına inanıyorum” diyorum durmadan. Bana 10 yıl önce sorsaydınız askerini kutsal görür bu halk derdim. Bugünse kendi erini öldüren, öldürenleri kahraman kabul eden, kendi çocuğundan tiksinen bir halk var. Tüm benliğini ve kimliğini bir kişiye indirgemiş, karaktersizleşmiş milyonlar var. Daha da acısı bunların “dindar ve kindar” çocuklarının yirmili yaşlara yeni yaklaşıyor olması, onların otuzlu yaşlarınınsa Türkiye’nin en acılı günlerini yaşatacak olması. Bu dahanın cabası da var: Kültürü aynı, dili farklı Kürtlerle Türklerin arası hala bozulabiliyorken elimizde nurtopu gibi milyonlarca dili ve kültürü farklı Arabımız var. Onların on küsurlu yaşları ve ergenlikleri nasıl da kindar neslin otuzlu yaşlarıyla üst üste biniyor, görüyor musunuz?

Bu ülkenin geleceğinin kapkara olduğunu elli şekilde söyleyebiliyorum/söyleyebiliyoruz. Bu da görece gözardı edilen bir nokta olarak not edilmiş olsun.


Konuya döneyim. Önceki yazıda özetle “eğer Erdoğan’dan kurtuluş umudu varsa bu, sanırım, sağcılara oynamaktan geçiyor ve İnce-Erdoğan kapışması demek İnce’nin ekarte edilmesi demek” demiştim. “İnceci” arkadaşlar “gümbür gümbür geliyor, sen ne diyon la değişik?” diyorlar ama kendilerine yukarıda yazdığımı anımsatıyorum: Kendi erini öldürmekten çekinmeyen, kendi erinin katillerini kahraman belleyen insanlar var artık bu ülkede. İnce’nin konuştukları en beyinizleri bu kadar saçmalayan bu güruhun ne kadarına etki eder? Hele bir de Erdoğan gibi manipülatörün ve gayya kuyusuna rahmet okuyacak “derinlikte” birinin karşısındaki durumunu sorgulayın.

Burada derdim İnce kötü demek de değil, Akşener-Erdoğan kapışmasında Akşener alır da değil. Daha ziyade şu iki şeyi demeye çalışıyorum:

1. Ortada, Akşener sağ olsun, Gül çatı adaylığı dangalaklığı yok ve Akşener’e, içine sinmese de, basacak CHP seçmeni, İnce’ye basacak Akşener seçmeninden, bence, çok daha fazla. Buna ister bilinçlilik deyin, ister mantıklılık deyin, ister zorunluluk deyin, ister koyun gibi güdülmek deyin. Ne diyeceğiniz size kalmış. Ama, bence, gerçek bu. Buldan’ın sözlerini hatırlayın: Hiçbir Kürt Akşener’e vermez. İyi de anacım, bu Kürtler nasıl Erdoğan’a veriyor? Hadi tamam, biri faşist. Diğeri faşist değil mi?

Demeye çalıştığım, bizim “demokrasimiz” kimi isterim yerine kimi istemem üstüne kurulu olduğundan kimi istemem sorusuna İnce cevabını verdirmek, gördük ki, daha kolay. Acı, ama gerçek bu. Ha bu kadar saçma bir memlekette demokrasi neyimize derseniz aynen katılır ve hak veririm ama o bambaşka bir tartışmanın konusu.

2. Seçim akşamı çeşit çeşit şaibeden konuşacağız. Artık yine YSK binasında yangın mı çıkar, Ala yerine bu sefer Soylu mu YSK’yı basar, mühürsüz oylar gibi bu sefer kullanılmamış oylar AKP’nindir denilip “geçerli sayılır”, kimi sandıklarda ölümlü eylemler mi olur, herkes farklı sonuç söyleyip birbirini mi yalanlar… Ne olacağını bilmiyoruz. Böylesi bir ortamda ne yapılacak? Kılıştar bize ne yapılmaması gerektiğini tonla defa gösterdi. İnce ve Akşener “YSK’yı basmaya biz geliriz” dediler. Hangisi “daha çok”/”daha gerçek” basar? Ben, referandumda Özdağ’dan referansla Akşener’e veriyorum oyumu. İnce ne yaparsa yapsın Kılıştar orada duruyor hala. Ah ki gizli stepne Kılıştar, ah ki bela Kılıştar, ah ki normalde ülkeyi titretmesi gereken “Adalet Yürüyüşü” dahi saçma bir zamanda, saçma bir şekilde yapılmış Kılıştar…


Türk siyasetinde, hele ki sağda, satışlar pek normal ve pek sıradan. Alın bir başka soru: İnce-Erdoğan kapışması oldu mu Akşener birden Kurtulmuş ve Soylu gibi davranır mı? Dönmeyi en iyi bilen Erdoğan olsa da tek bilen kendisi değil nihayetinde.

Daha başka bir soru: Akşener satmazsa ve gerçekten AKP-MHP safından 20 puan filan alırsa olası bir ikinci turda bunları İnce’ye aktarmayı başarır mı?

Şimdiyse gerçek sorular:

Erdoğan olası ikinci turu yenilgi olarak görürse kaybeder, gösterirse kazanır. Yenilgi olarak göstermesi demek 2015 Haziran-Kasım arasını tekrar yaşamamız demek. Beni bile öldürmek isteyenlerin olduğu bir dünyada kendisini öldürmek isteyenlerin olması normalken çıkıp “tabi bana da suikast düzenleyeceklermiş, bu sefer eniştem değil MİT söyledi” diye boşuna demedi Erdoğan. Bu kartın kullanılışını Haziran’dan önce mi göreceğiz, Haziran-Temmuz aralığında mı? Unutmayalım ki filmde silah görünürse mutlaka patlar.

2002 dahil olmak üzere hiçbir seçimde görmediğimiz kadar “pasif” bir Erdoğan var. Yalan yok, bu beni endişelendiriyor. Ortada anlayamadığım bir sorun var. Peki bu sorun ne? Ben bilmiyorum, siz biliyor musunuz?

Erdoğan İngiltere’ye gitti, lira düşmeye devam etti. Şimşek gitti, biraz duruldu ortalık. XE.com’a göre (benim bu satırları karaladığım 2 Haziran 2018 TSİ 02:31’e göre) son 24 saatte lira 4.55’ten 4.65’e çıkmış, burayaysa 4.90-4.70-4.45 seviyelerinden sonra gelmiş. Şimşek, Erdoğan’ın ver(e)mediği neyi verdi de lira biraz değerlendi, sonra yine 4.70’e çekildi şimdi? Dahası, Erdoğan açık açık “ben seçileceğim ve Merkez Bankası’nı itim gibi görmeye devam edeceğim” demişken “işte faiz artırımı, bağımsızlık, vesair” laflarını yemiyorum. Eh, Şimşek gidip “Erdoğan gidici hacılar, rahat olun siz” de demez. Diyemez. Peki, ne dedi, ne verdi?

Diyelim ki Erdoğan suikast kartını erkenden oynadı. Yarın sağ kurtuldu. Kimi hedef gösterecek? Böylesi bir hamlede sadece “Cehape!” demesi yetmez kendisine. Toplu bir temizliğe gitmesi gerekir. Yapar mı?

Bahçeli neden bir yandan iç karışıklıktan (çoğu kişinin sevdiği tabirle iç savaştan) bahsederken diğer yandan aftan bahseder? Neden bunu artık delirmiş halde olan kendisinin dahi inanmayacağı bir bahanenin ardına saklar?


Aslında konudan sapmadım. Bağlayayım, gereksizce çok uzamış bu yazıyı da sonlandırmaya çalışayım.

Bana sıkılacak bir kurşun var gibi geliyor. Erdoğan bu kurşununu sıktığındaysa “garanti ikinci tur canım. Şimdi seninki mi çıksın, benimki mi çıksın, onu tartışalım” diyenlerin hepsinin ellerinin boş kalacağına inanıyorum. Sadece Akşener’i elimine etmek için seçim bu kadar erkene alındı argümanı bana saçma geliyor.

Ondan şu anda remen Erdoğan’ın iti ite kırdırmasını izliyoruz. Türk muhalifinin temelsiz ama sonsuz özgüveninin sonucu, sanırım, referandum gibi bu seçimin de “yasal” galibinin ilk andan Erdoğan olması olacak. Bana kalsa “İnce, Akşener, siz durun köşede. Aha şurada Abdüllatif Şener var. Tüm oyları O’na topluyoruz” derdim. Halihazırda elimizdeki siyasiler içinde en olumlu bakabildiğim isim O. Ama bana soran yok, sorsalar da uygulayan olmaz zaten.

Demek istediğim, “İnce Akşener’i döver” vs “Akşener İnce’yi döver” kavgasını bırakmadıktan sonra 24 Haziran akşamı Erdoğan’ın saray konuşmasını dinleyeceğiz gibi görünüyor zira İnceci-Akşenerci kapışmalarında bir şekilde Akşener’e meyletmiş AKP-MHP-türevi seçmenin “lan İnceciler var burada, uzak duralım” deyip geri evlerine döndüğünü/döneceğini/dönmeye meyledebileceğini sanıyorum. Ne İnce Akşener lehine yarıştan çekilir şundan sonra, ne Akşener İnce lehine. Ve biz, Şimşek’in İngiltere’de verdiklerinin desteği ve Erdoğan’ın sıkacağı kurşunla (ki bunun “suikast girişimi” olabileceğini gözardı edemesek de geleceğe de yatırım olacak bir yurtdışı operasyon da olmaz değil) Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi sonunu ve Erdoğan sultanlığının resmi ilanını kutlarız –

– gibi görünüyor.

Son birkaç küçük notla bitirmiş olayım:

  • “Kürtler Akşener durumunda sandığa gitmez” diyenlere hayranım. Tamam, Akşener’e vermek için gitmesinler, peki kendilerini Erdoğan’a vermekten alıkoyacak şey tam olarak ne? Cevabımız yok.
  • “Akşener çıkmazsa İnce’nin hiç şansı yok ikinci turda” diyenler de bambaşka. O kadar iyiyse, o kadar güzelse ilk turdan bitirsin işi?
  • Oyların %50’si demek seçmenin %50’si demek değil.
  • Referandum da, önceki Ekmeleddinli seçim de bu seçimle bir değil. Burada hayat memat meselesi var.

Footnotes

  1. Kastımın ne olduğunu anladığınızı sanıyorum. Benim aklıma durumu betimleyecek daha iyi bir deyim gelmedi, sizin aklınıza gelirse lütfen söyleyin, değiştireyim. Çok istisnai ve kötülüğü içselleştirmiş ve sıradanlaştırmış kişiler haricinde kimseye it filan demediğimi, zannederim, biliyorsunuz ya, yine de not etmek istedim.

4 comments On Seçime Doğru: İti İte Kırdırmak?

  • Yani diyorsunki bi karisiklik olcak ilaki olcak yazindan bunu anladim yanlis anladiysam afola bilmiyorum murat kardes ben hayatan zevk almak istiyorum herkes gibi ama siyaset burnumuza kadar girmis altarafi 50 yil yasicaz oda beli degil. Ben olaylarin bitmedigi siyasilerin kendi cikarlarini dusunmekten baskalarini mafetigi bi ulke istemiyorum ben bu dis gucler denilen tek derdi ulkeleri mafedelim olan kisilerden biktim aslinda yaptimiz sey hep ayni sarkiyi farkli melodilerle soylemek ama kim kimi ikna edebilmiski bu zamana kadar

    • Abi (artık abi diyebilirim sanırım/umarım?), bu daha ziyade bir korku. Korkumun esaslı temelleri şunlar:

      • İstanbul depremi geliyor ve yapılan bir şey yok. Altyapı sağlam kalsa dahi o kadar insanı besleyecek yemeği bulabilecek miyiz şüpheli – ki beni esas korkutan dalgın hastalık riski. Güngören, bağcılar, esenler, Zeytinburnu, Beylikdüzü gibi binaların üst üste olduğu yerlerde enkaz altında bir hafta kalacak cesetlerin hayatta kalanları ne kadar zehirleyeceğini henüz bilmiyoruz mesela. Ve ben çok korkuyorum. Hadi deprem hemen olmadı, 100 sene bekledi diyelim,
      • ekonomi, hayat pahalılığı, olası işten çıkarmalar. İki aydır taşerondan kadroya geçen bir arkadaşımın borcunu ödemesini bekliyorum mesela. Devlette işler böyle iken zorunlu daralma durumunda ortaya çıkacak işsizlik ve sefalet ne ve ne kadar olacak? Bu durumda başta Erdoğan olunca kimler nasıl hedef gösterilecek, karşılığında reaksiyon nasıl olacak? Sırf AKP karşıtı diye evi/iş yeri yağmalanan birileri olunca ne yapılacak? Bu bir senaryo, ama artık olmaz değil.

      • dini bu kadar merkezi konumlandıran liderler yeterince uzun süre iktidarda kalıp gelecek nesilleri şekillendirebilirse kendi yarattığı çocuklar kendisini yer zira yeterince “dindar”, yeterince iyi bulamazlar (bu biraz öznel biraz nesnel bir argüman). Erdoğan’ı biz değil kendi çocukları indirecek oradan – ve bu indirme hiç güzel olmayacak. O çocukların bize yapacakları neler olacak? Bilmiyoruz henüz, ama güzel olmayacağı garanti.

      • Türk devletlerinde orduyu sarsmak devleti sarsmak demek olmuş hep ve bence Türkiye de bu durumdan azade değil. Afrin’de PKK’yı yemek “kolay iş” (burada küçümsediğim anlaşılmasın), peki dış müdahaleye açık hale getirilmiş bir ülkede yalnızca ekonomik ambargonun ötesine geçilip (bence kimse dilemese de tamamen gözardı edilmediğini düşündüğüm) askeri operasyona girişilirse ne olur? Bu da olmaz bir senaryo değil bence – ki Erdoğan moratoryum ilan etmek zorunda kalırsa ne yiyeceğiz merak ediyorum.

      • ülkenin gençliğini İngiltere ile kıyaslamak isterken ancak Gürcistan ile kıyaslayabiliyorum. Umutsuz ve hayalsiz gençliğin bir de dindar ve kindar olduğunu düşünüp neler yapabileceğini kendiniz tahmin edin.

      Bunlar felaket senaryoları, ama hiçbiri olmaz değil. Sorun da bu zaten – elimizde halkı ve ülkeyi mahvetmeye hazır tonla sorun var ve bunlar çözülmek yerine daha da derinleștiriliyor. Benim durmadan ya iç çatışma, ya bugünleri aratacak baskı diye senelerdir deme sebebim bu. Hiçbiri de olmayabilir, tümü de olabilir bunların. Böylesi bir ortamdayız ve beni korkutan işte bu ortam. Erdoğan gitse bile yaptığı yıkımı on yıllar boyunca zor düzelteceğiz deme sebebim de bu. Yanlış çıkmayı çok istesem de bir konuda yanlış olsam da diğerinde doğru oluyorum ve bu çok canımı sıkıyor…

  • İnternet ortamından tanıdığım HDP’liler Akşener’e oy veririz diyorlar İnce’ye de oy veririz diyorlar. Güneydoğu’da ki HDP seçmeninin fikrini bilemiyorum. HDP tamamiyle ikinci turda bir kişiye oy atmayacak. % 10 oy olduğunu kabul edersek % 6-7 arasında ikinci tur desteği gelecek. Oy vermeyenler ise Erdoğan’a da oy vermeyecek. Siz Erdoğan’a nasıl oy veriyorsunuz demişsiniz. Hayır Erdoğan’a da oy vermiyorlar. Sandığa gitmiyorlar. Akşener kalırsa bir ihtimal o zaman % 2-3 HDP seçmeni Erdoğan’ı deneyebilir. Bunun hiç bir garantisi yok. Ezici çoğunlukla Erdoğan’ın karşısındalar an itibariyle.

    • Efendim, genelde sahip olduğumuz şöyle bir yanılgı var: Bir şekilde ulaşabildiğimiz ve/ya iletişimde olduğumuz insanlar üzerinden o insanların dahil olduğu(nu varsaydığımız) grubun geneli hakkında fikir sahibi olduğumuzu sanıyoruz. Benim bir ev sahibim vardı mesela. Adam Bartın’a şehir diyordu, köyünden “şehre” inmeyi sevmiyordu. Okuması ilkokulun bir iki senesinden kalma, yazması zaten yok gibi bir şey. “AKP’lilerle konuşuyorum, mutlu değiller” diyen de gördüm ben, ama bu adam ve türevi bilmem kaç yüz bin, bilmem kaç milyon kişiyle konuşanı görmedim daha. O hesap işte. Seneler boyunca AKP-HDP arasında ayrışmış milyon tane Güneydoğulu Kürt var elimizde. Neden illallah ederken biz, vazgeçmediler de şimdi vazgeçsinler?

      Şöyle bir örnek vereyim. Sonuçlarını hazırlamaya üşendiğim İstanbul depremi hazırlık anketi var elimde. İnternetten yaptığım için oldukça taraflı (İng. biased) olan bu anket orta-üst ve üst gelir grubundan, üçte ikisi erkek ve iyi eğitim görmüş, %80’i filan 49 yaş altı bireyler tarafından cevaplanmış. Sonuçlara göre insanlar depremin her an olabileceğini biliyor ama depreme hazırlanmamış. Devlete de kimsenin güveni yok. Elimde anketi sokakta yapacak maddi gücüm olsaydı bu üç veri de farklı olurdu (depremin zamanlaması şu andan ileriye kayardı, hazırlık oranı 1/8 civarından 1/50’ye filan inerdi, devlete güvensizlik azalırdı, belki yarı yarıya olurdu). Şimdi bu ankete ben ne kadar güvenebilirim – ki hala sonuçlarını hazırlamaya üşenmemin sebebi bu biraz da. Olduğu halini mi sunmalıyım, eldeki veriye göre topluma bildiğimce uyarlayıp mı sunmalıyım onu düşünüyorum hala.

      Ondan, ben muhalif olan kimsenin (ki buna kendim de dahilim) çevresine bakıp doğru bir sonuç çıkarabileceğini sanmıyorum – her ne kadar başımızdaki beladan kurtulma dileğinde birleşsek de “böyle olmasını istiyorum, ondan böyle olmalıdır” bakışına çoğu kişinin sahip olduğunu düşünüyorum (genelleme yaparak yaftalama da yapmış olabilirim bu sözle, affoluna). Nihayetinde o kadar bölüştük ve ayrıştık ki çevremizde çok Erdoğancı kalmadı (benimse çevremde hiç kalmadı). Ve dahası, son 10 senede gençliğini yaşamış insanların ve onların ardından gelenlerin nasıl kimseler olduğunu kimse, bence, bilmiyor.

      Umudum doğru çıkmanız, bu beladan kurtulmamız benim de. Umarım geçmiş deneyimler hep yanlışlanabilir, her ne kadar buna dair umudum olmasa da.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer