Seçmek ya da Seçmemek: İşte Bütün Mesele!

Türkiye istediği aday yerine istemediğinin karşısındaki adayı seçmeye alışkın bir ülke. Doğru hatırlıyorsam 2007 seçimlerinden önce Hürriyet’in sürmanşetinde Baykal’ın fotoğrafı yanında kendi ağzından çıkan şu (anlamda) sözler vardı: Baykal’a rağmen CHP’ye oy vermenizi istiyorum. Vakit Baykal’a rağmen deme vakti değil.

Bu ortam özellikle 80 darbesinden sonra oluştu. 80 solu yıktı geçti, olanca gerginliğine ve şiddetine rağmen 70’lerin (ve hele ki 60’ların) özgürlükçü ortamını da dağıttı. Darbenin kendi yetmedi, Özal diye bir belayı sardılar başımıza. 89’a kadar başbakan kaldı, sonra cumhurbaşkanı oldu. Giderken geriye Akbulut diye bir başka facia bıraktı. Sonra Yılmaz, Çiller, Erbakan filan derken ulaştık Erdoğan’a. Belaya gel…

Bu son seçimse diğerlerinin de ötesinde bir hal aldı. Önceden Erdoğan’ın “beni seçmezseniz vallah sataram köyü ha” tehditlerine karşılık CHP’nin “ama bize vermezseniz gene Erdoğan gelecek ki :(” söylemleri vardı. Şimdiyse herkes tehdit ediyor.

  • Erdoğan zaten tehdit işinin piri. Adam yıkmak, mahvetmek, yok etmek için doğmuş. “Hem beni başgan yapacaksınız, hem de parlementoda AKP çoğunluk olacak. Gidip MHP’ye filan basıp etmeyin, münafıklık yapmayın lan” diyor. “Gerek olursa başka planlarımız da var tabi” diyor, Haziran-Kasım arasındaki bombalı dönemi gösteriyor.
  • Bahçeli yeni lideri Erdoğan’ı aratmıyor, “Akşener de Fethullahçı, CHP de Fethullahçı. Vallah ataram hepinizi içeri. Boşa mı af istiyoruz bizimkilere?” diyor. Yok imza verenler araştırsın, yok mahallelerine kadar biliyoruz. İtleri var da onları mı salacak acep insanların üstüne?
  • HDP “bizden Akşener’e oy filan yok. İnce’ye de yok zaten. Bizden kimseye oy yok” diyor. Sonra başka HDP’li geliyor, “HDP’ye vermezseniz Kürtleri PKK’nın kucağına itersiniz. Zaten HDP almazsa o vekillikleri AKP alacak” diyor. Ulan bu HDP’li Erdoğan’ı herhangi başka birine tercih ediyorsa zaten yansın. Ama yok, “sizi yakarız” diyorlar.
  • Akşener “ben bu oyunu bozarım” diyerek yola çıktığını söylüyor, “hacıapla gel sennen ortak iş yapalım” diyenlere karşı yüzük uzatılmış Galadriel’e dönüşüyor. sonra “zaten Akşener ikinci tura çıkmazsa İnce’ye CHP’li olmayanlar nah oy verir” diye devam ediliyor. E vermesin, Erdoğan’a versin o zaman. Nedir yani?
  • Doğu Perinçek diye sol düşmanı “sosyalist” Erdoğancı oluyor, sonra Erdoğan karşıtı oluyor, sonra tekrar Erdoğancı oluyor. Kendisi de Erdoğan gibi mütemadiyen tehditlerle var. “Biz gelmezsek iş yaş” diye geziyor, akabinde yeterli imzayı bulduğunda atarlandığı CHP seçmenine ve adayına muhtaç kalıyor ki pusulada resmi ve adı olsun.
  • Sanırım bir tek CHP’liler ve SP’liler tehdit etmiyor kimseyi. “İnce gelmesin de Akşener mi gelsin?” diyen de görmedim, “Karamollaoğlu olmazsa Erdoğan’a basarım” diyen de. Bu grup neredeyse yekpare bir şekilde Akşener’e vermeye de hazır, olası bir ikinci turda Demirtaş veya İnce’ye/Karamollaoğlu’na da.

Ulan1 herkesin birbirini tehdit ettiği bir memlekette, hadi huzuru barışı filan geçtim, hangi demokrasiden söz ediyorsunuz agalar? Dahası, bu tehdit kültürünün iki zirvesi var: Biri PKK, diğeri Erdoğan. Yok o giderse devlet yıkılırmış, yok Erdoğan devlet demekmiş2. Kadere bak

Tamam gidin oy verin, edin, bilmem ne. Ben bir şey diyemem. Ama Akış denen şaklabanın, Akış denen varlığın koltuğunda hala oturabildiği bir ülkede adil seçim de beklemeyin, düzelme de beklemeyin, bir şey de beklemeyin. Yıkımın sadece görebildiğimiz kadarı helalinden Türkiye’nin 50 senesini çalmışken görmediğimiz kısmında da bir o kadar olduğunu düşününce ben ülkenin “sıfırlanmasına” olumlu bile bakıyorum. Erdoğan’ın amacı o ne de olsa. Bize de bir toprak düşerse Erdoğan’ın nihai hedefi olan Türkiye’yi parçalama ve yok etmeden, belki o devleti adam etme ihtimalimiz olursa diye yazabildiğimi yazıyor, düşünebildiğimi düşünüyor, yapabildiğimi yapıyor ve kendimi o günlere hazırlamaya çalışıyorum işte.

Footnotes

  1. Lan mı? Canım sağ olsun.
  2. Ki bunları yazanın hala daha koltuk sahibi olması bu devletin artık bir “devlet” olmadığını göstermek için belki yeter şart.

7 comments On Seçmek ya da Seçmemek: İşte Bütün Mesele!

  • murat kardeş iç savaştan bahsediyorsun sürekli ama sen türkiyeyi bence zere anlamamışsın türkiye uyduruk rwanda ülkesine benzemez sırf birisinin burnu yamuk diye iç savaş çıkmaz muhalif desen polise çiçek verir polis karşılığında jop verir akpli tayfa devleten memnun polisinden askerinden memnun tvde diriliş izleyip osmanlı hayalerinle uyuyup dura dursun dinci kesim anca ramazanda yemek yiyo diye saldırırlar tek başlarına bi halt yiyemezler arkalarında polis gücü olmadığı sürece muhalif kesim ülkeden kaçma derdinde içki içip dekolteli giyme derdinde ola dursun kürt kesmi türklerin kafasındaki kalıba girmeye uraşa dursun cematçiler arkasını akp yaslasın paraları cuklayıp çocuklara tecavüz etsinler devlet desen tek derdi yemek olsun resmine baktım saçın dökülmüş türkiyeyi sala gitsin murat kardeş bukadar takma kafan yanar ben taktım saçım beyazladı boşverdim ülkeyi iç savaş falanda çıkmaz 2017 çıkcak dedin çıkmadı 2018 çıkmadı 2019 çıkmaza ne isterseniz yapcam diye idalı konuştun bakalım nolcak

    • Efendim, benim özellikle 2015’in başından beri tekrarladığım tema şu: Ya kan, ya bugünleri aratacak bir baskı. Her gün artan baskıda bunu tekrarladım. Derseniz ki akan kan yok, bu yüzden denilen yanlış, onun benim ifade yanlışım olduğunu belirtir ama bir şeyi de eklemek zorunda hissederim: Bugün akmasa da o kan yarın akacak zira bu kadar kimlik siyaseti ve bu kadar toplumsal ayrışmayı düzeltmemiz imkansız.

      Türkiye’nin 2019’u görmemesi. Esasında bu başganlık seçimini öne çekip benim dediğimi yapmış oluyorlar bir yerde. Sanırım siz Türkiye’nin 2019’a çıkmamasını ortada devletin kalmaması olarak anlıyorsunuz (ki bunu daha açık belirtmemek de benim hatam), amma lakin ki o öyle değildir. Bu, tıpkı kriz zamanlarında hala üretim yapılması, işsizliğin patladığı zamanlarda çalışanların olması, iç savaşlarda yaşayanların olması gibi bir şey.

      Şöyle anlatmaya çalışayım – ki bu, bu konuda kendimi açmak için yazmak zorunda olduğumu hissettiğim bir yazının da taslağı oluyor aynı zamanda:

      • Türkiye 2017’nin sonunu esasında göremedi. Bugün bir devletten bahsedemiyorum ben. Devleti özetle “sınırları çizili bir toprak parçası üzerinde şiddeti meşru bir şekilde tekeline almış (bürokratik) yapı” olarak tanımlıyoruz. Derseniz ki bugünkü ülkede şiddet devlet tekelindedir ve/ya devletin uyguladığı şiddet meşrudur, o zaman diyecek sözüm olmaz.
      • Ülke iç savaşın (daha doğrusu kıyımın) eşiğinde diyorum, bunu tekrar ediyorum ben. Ondan ısrarla da “Erdoğan bu kartı da masaya sürer mi?” diye soruyorum. 2015 Haziran-Kasım arasını hatırlayın, sonra Erdoğan’ın “A B C planlarımız var” sözünü hatırlayın. Bu ekonomik yapıda patlayacak bombaların ardından fitil ateşlenirse bu ülkeyi kimse kurtaramaz. Hele bir de Erdoğan muhaliflerin üzerine mecbur kalacağı için Fethullahçılara “saldırdığı” gibi saldırırsa seyreyleyin gümbürtüyü. Ülker bile yapılandırma istedi neyi var neyi yoksa İngiltere’ye taşıdıktan sonra diyeyim, yetsin.

      • İran-İsrail mevzuna odaklandım ben bu ara zira bizim askerler Golan’ın hemen yukarısında ve tekinsiz bir yerde. “Yanlışlıkla” atılan bir bombanın kaç cana mal olacağını, buna karşılık Türkiye’nin ne yapacağını hala bilmediğimizi de anımsatayım. Bizim çocuklarımız orada hareket ederse İhvancı manyaklar yüzünden İsrail’le beraber hareket etmek zorunda kalırlar – bu durumda da Batıdan Lübnan’ı, Güneyden Suriye’yi, onlarla beraber olan Rusya’yı ve Golan’a girmeye uğraşacak olan İran askerlerini hatırlayın. Bu durumda mevzu memleketin içine nasıl sıçramaz, ben bilmiyorum. Umarım dış işlerinde ve genelkurmayda birileri biliyordur.

      • AKP’li kesim her şeyden memnun – sorun da bu zaten. Liranın değerinin çakılmasının sebebi dış güçlerin oyunu. Güzel. Erdoğan kasasında parası bitmiş devlete gelir olsun diye iki şirkete kayyım atadı mı, sonra buna herhangi bir reaksiyon verildi mi “ahanda bunlar da işbirlikçiler” denecek. Yukarıdan denmese aşağıdan denecek. Gene geldik mi “ya iç çatışma, ya bugünleri aratacak baskı” olayına?

      • Henüz bunun çok farkında değil kimse, AKP’yle yetişen neslin kimisi 20’li yaşlarında, kimisi ergenliğinde ve bunların nefret dolu olması, yaşamdan değil ölümden bahsetmesi ve bunu içselleştirmesi sizi korkutmuyorsa bu ülkenin geleceği için, beni korkutuyor. Diyelim ki ben haksız çıktım ve Erdoğan direkt hedef gösterme ve parçalatma kartını sürmedi masaya. Yalnızca “içki içip dekolte giyinme” derdindekiler mi kaçmaya ve ötekini yok etmeye hevesli olacak?

      • Muhalif polise çiçek verir. Doğru. Benim sürekli tekrar ettiğim şey bu: Muhalefet ne organize, ne muhatabı gibi silahlı. AKP’li tayfa televizyonda çiçekli böcekli dizi izlemez, kanlı vahşetli dizi izler. Adamların bilincinin ve bilinçaltının neyle doldurulduğu konusunda mutabıkız. Bunlar sokağa “salındığında” ne olacağını, kendilerinin silahlı ve/ya polis ve/ya askerce destekli ve saldırgan olduklarını düşünerek siz söyleyin.

      • Dahası. İnce bir detay var yeni fark ettiğim. 15 Temmuz anmaları diye bir şey yapıldı 2017’de, bir hafta sürdü. Bu seneki bir hafta ne zaman başlıyor? 9 Temmuzda – olası ikinci turun hemen arkasında. AKP bir yandan, MHP bir yandan “bunlar bölücü, bunlar bok, bunlar vatan haini” diye konuşuyorlar durmadan. Beklediğim üzere Erdoğan sadece kimlik siyaseti yapıyor, başka bir şey yapmıyor zira elinde kart kalmadı. Tut ki bir mucize oldu, 8 Temmuz akşamı İnce/Akşener/Demirtaş/Karamollaoğlu dörtlüsünden biri %50+1 ile çıktı oradan. Bu “anmalar” ile bu sonucu birleştirin. Ben mi çok karamsarım? Belki. Ben en kötüyü anlatıyorum durmadan zira elimde “bizim muhalifler organize değil bir şey değil” ve “Erdoğan bunları salmazsa AKP’li tayfa belki bir şey yapmaz” argümanlarından başka sığınabileceğim bir argüman yok. Ve ben, hep dedim bunu, yanlış çıkmayı çok isterim. Umudum da o zaten.

      • Bilmem farkında mısınız, muhalif kesimin helalinden yarısı garip bir ikilemde: Sokağa dökülse yok edileceğini biliyor, dökülmese yaşamaktan zevk almayacağının farkında. Ne yapsa olmuyor. Ondandır zaten geçen günlerde “bir şey yapacaksanız partiler üstü bir şekilde organize olun. Bu lazım, başka bir şey değil” dedim. İçeri alınırız, ancak internette bir şeyler yazılır. Öldürülürüz, en iyi ihtimalle 50 kişi sokağa dökülür. Doğru. İç kıyım Erdoğan’ın elindeki son kart ve kullanmaktan çekinmesi için sebebi yok. Ben en pesimist halimle “bunun yarın olmasına hazır olun” diyorum işte. “Deprem her an kapımızda” dedik seneler boyu, sonuçlarını bugün yarın paylaşacağım deprem anketime göre genç, eğitimli ve geliri yüksek kesimde bile ne deprem çantası var, ne ailesiyle/beraber yaşadığıyla nerede buluşacağını kararlaştırmış kimse var, ne deprem/ilkyardım eğitimi alan var, ne bir şey. Benimki, ondan, biraz da “deprem her an kapımızda” demek gibi bir şey. Ha etkisi oluyor mu dense olmuyor ya işte, gene de elden gelen tek şeyi yapıp yazıyorum sağda solda. “O gün geldiğinde” bir kişi kurtulsa bir kişidir diye düşünmekten bunlar hep.

      • “Türkiye’yi hiç tanımamışsın”. Bir yerde doğru, ama bugün Türkiye’yi kimsenin tanıdığını sanmıyorum. Bana 3 sene önce sorsaydınız “bu ülkenin insanı erine dokunmaz, dokundurmaz” derdim. Köprüde “vatandaşı, korudukları” tarafından öldürülen erattan ve IŞİD’in yaktığı askerlere ses çıkmadıktan sonra Türkiye’yi kimsenin tanıdığını sanmıyorum. Bu ülke insanının ekserisi, doğrudur, satılıktır, ama kendi çocuğunu öldürecek kadar aşağılaşmış ve bayağılaşmış, bunu yapanları mazur görecek kadar kendine sırtını dönmüş değildi hiçbir zaman. 68-72 arasında “ben askere kurşun sıkmam, o benim askerim. Ben polise sıkarım, o hükümetin polisi” diyen solcuları hatırlayın, bununla kıyaslayın. Sonra söyleyin bana: Bu ülkeyi tanıyan var mı artık?

      • Son iki sözle bitireyim bu yazıdan uzun metni. Ne olduğunu göre göre, bile bile Erdoğan sağda solda Erdoğanlık oynamaya devam ediyor. Sussa liranın değeri bu kadar düşmeyecek, söylem değiştirse ne toplum ne lira bu kadar beter hale gelmeyecek. Sizce neden yapmıyor bunu? Hadi iç siyasette oynar dedik, toplum kısmını anladık. Peki dış siyaset? Daha geçen gün taşerondan kadroya geçen bir arkadaşım “bizim maaşlar sıkıntılı bu ara” dedi. Gidip IMF’den para alsa olmaz, atarına giderine ters, yatırımcı zaten çekemiyoruz, üretimin de anasını belledik. Bu maaşları neyle, nasıl ödeyeceğiz? Bu maaşlar ödenemediğinde veya ülke 2019’da stagflasyona girdiğinde ne yapacağız? Sizce Erdoğan bu durumu nasıl çözecek? Kendine tapınanların önüne gerçek bir şeyler koymak zorunda ve senelerdir vatan haini olduğunu ısrarla tekrarladığı muhalifler iyi bir seçim değil mi sizce?

      • Son söz. “2018 çıkmadı”. Doğru değil. 2018 bitmedi. 2018 yeni başlıyor. Ekimde elimizde nasıl bir bomba olacak bilmiyoruz. Bir ara “ben Nisan-Mayıstan korkuyorum” demiştim. Benim için korkularımı destekleyen şeyler var. Şimdi ikinci korkum Ekim-Kasım ayları. Kasım bitmeden 2018 benim için bitmeyecek.

      Ve, son söz olarak tekrar etmek istedim, umarım ben yanılırım ve Erdoğan bu son kartını masaya sürmez. Ama ben sürmek zorunda kalacağını düşünüyorum. HÖH denen garabetin o kadar zaman gündemde kalmasına rağmen hakkında bir şey yapılmaması, sonunda göstermelik bir harekete girişilince “derneğin” kendi kendini feshetmesi, ama o insanların hala ortada gezmesi, Sedat Peker diye birinin “kanlarınızda duş alacağız” demesine rağmen ne tehditten ne halkı bölmekten “karakola kadar çağırılmaması”, bölücü ve maşa ithamlarının günbegün tekrar edilmesi, vesair, vesair…

      Sahi, bir yalan (bunlar vatan haini, bunlar terörist, bunlar bölücü, vesair) neden hep tekrar edilirdi ki? Başka bir şey değilse bu bile benim korkularımın temelsiz olmadığını göstermez mi?

  • murat kardes ismail cahiline usenmeden uzun uzun yazmana gerek yoktu bence senin dedigin gibi turkiye icsavas cikmasina cok musait biyer rwanda gibi olmamiza gerek yok bizde kimlikler var bak buraya yaziyorum ic savasi hocalar cikartcak bugun cuma namazina gitim konu kudus ve filistindi iyi tamam eyvalah bizde uzuluyoruz ama hoca ayrimci soylemlere basladi kola icenlere laf ati imanlarini elestirdi icki icene bukadar laf soylemezdi israil mali falandir bilmem ben rahatsiz oldum hadi burasi kici kirik bi koy koy bile dehil mahleden sayiliyo artik bu hocanin teki cikip dese sunlari bunlari gordunuz yerde oldurun dovun tecavuz edin yoksa imaninizi gozden gecirin dese sorgulamadan hocanin dedigini yapcak okadar kisi varki benim ateis arkadasim var ve ona soylenen soz aynen su sekilde senin gibi kafirlerin annesi bacisi tecavuz etmek helaldir demis birisi inan 30 yasindaki adami aglarken gordum bugun biz bu hale ne cabuk geldik boyle bizi rwandalilar gibi belki hututlu tutsulu diye ayirmiyolar ama dinsiz kafir diye ayirlyolar fetoculerde kafir olsu fetocularin adi cikmadan once musluman adamlardi ya ne oldu neyse daha acik yazmicam gg olma ihtimalim var kisaca haklisiniz ve bu ulkede ic savas cikar kardesim bukadar

    • Efendim, benim kendimce bir fikrim var yorumlarda: Küfür kıyamet bana olsun, ben edeyim, amma ki kimse kimseye etmesin. Ondan gerek yok bence böyle sözlere. Ben de yapmayacağım diye niyetlenmiştim ama yaptım galiba. Hatırlamıyorum.

      Benim konuyu hepten ciddi bulmamın bir sebebini gösteriyorsunuz aslında bu yorumla. İngiltere’de iç savaştan veya çatışmadan bahsedemiyoruz misal. Bu lafın, ama az ama çok, ama yüksek ama alçak sesle dillendirildiği bir ortamın varlığı başlı başına bir sorun. Benim olanca kötümserliğimle bu kadar aynı temayı işlememin temel sebebi bu.

      Tamam, Türkiye Ruanda değil. Ama Türkiye bugünkü Türkiye de olmadı hiç. 77-80 arası bile bugünden daha iyiydi bence (tabi o günleri yaşamadığım, sadece okuyup dinlediğim için benim yorumuma ne kadar güvenilir bilinmez). O gün bir umut vardı Türkiye’de, ben artık umutlu olunacak hiçbir şey görmüyorum. “Adalet” dediğimizde “siz rövanş istiyorsunuz” deniyor. “Lan neyin rövanşı istenir? Yapılan kötülüğün” dediğinizde “olsun, istemeyin. Yaptığımız yanımıza olduğu gibi kar kalsın” diye geziyor yüzsüzler. Nagehan diye bir orospu bunu yazıyor mesela olanca yüzsüzlüğüyle. “E adalet kötülüğü cezasız bırakmakla olmaz ki?” dediğinizde cevapları yok ama olsun. İdeoloji işte. Şu ve şu yazılarda ne kadar haklı olduğumu görüyorum bu sayede.

      Kıyımla veya kıyımsız, bu ülkenin sonu çok kötü. Bu kadar üretimsiz, bu kadar toplumu bölünmüş ve bu kadar dış müdahaleye açık bir ülke bu topraklarda yalnızca devletlerin yıkılışları öncesinde bulundu. Hal buyken (bence) gerzekçe “teknik detaylarla” “iç savaş olur/olmaz”, “kıyım olur/olmaz” tartışmalarını yürütmek aslında abes. Ortada kalmamış devleti ya hepten ortadan kaldırmamız ve tekrar kurmamız, ya da şu an başlayarak düzeltmemiz lazımken nelerle uğraşıyoruz.

      İstanbul depremi kapımızda ve toplanma alanları AVM’lerle, sitelerle doldu. Kaç milyon olduğunu bilmediğimiz ve topluma entegre olmayan Araplarımız dolu. Hadi deprem mucize olsun da 100 sene daha gelmesin, o arada da İstanbul’u baştan inşa edelim (tabi ütopik ve sadece yandaş zenginleştirici saçma projelerle değil, depreme dayanıklı İstanbul yapmak üzere çalışalım). Peki bu Suriyelileri ne yapacağız? 5 sene sonra gettolaşmaya başlarlarsa bunun anlamının çözülemez bir bela olduğunu görmüyor, göremiyoruz. Göstermiyorlar demek filan saçma, azıcık aklı olanın bakıp anlayacağı şey bu.

      İmam hatiplerle robot üretecek bu ülke, e mi?

      Hasılı iç savaş/kıyım kendimce uyarılarımı sunduğum olası sonlarımızdan sadece biri. Ortada ayakta durmaya dermanı kalmamış bir devlet var. Ekim-Kasım gibi hepten tepetaklak olduğumuzda sonumuz ne olacak? Benim cevabım yok. Yani var da, şu ana dek söylediklerimden başka yeni bir cevabım yok…

  • ben sürekli nedir la bu siyasal islam derdim islamı siyasetimi olur derdim ama oluyormuş kardeşim oluyormuş cuma gitim dün hutbede kudusten bahsedildi hadi tamam islamda yeri var ama sonra belirli bi kesim aşalanmaya başlandı ozaman anladım siyasal islam buymuş demeki imamlarda alet olmuş bu işe demeki ateist arkadaşıma anlatım bana önce baktı sonra biraz sırıtı yenimi öğrendin bunları dedi bizim kıçı kırık köy imamı bile bu işlere alet oluyorsa ki bizim köy komple chplidir büyük şehirlerdeki olayı düşünemiyorum bile siyaset heryere bulaşmış ama bu toplum biyerde artık sıkılcak bu işten heryerde baştakini görmekten sıkılcak sıkılmayada başladı ama gg olmamak için bişey diyemiyolar çünkü polis asker onların tarafında ben bile şuan gg olmamak için çok derin konulara girmiyorum murat kardeş vala bilmiyorum ve gülüyorum kendi tohumunu üretemiyen ülke kola içmiyerek israil falan devircek sanırım hıh

    • İşte bu korku, tam da bu korku…

      Neymiş ki Kudüs? Çok tarihe bakacaksak Yahudilerin şehri orası dememiz lazım. İslam’ın ilk kabesi, bilmem ne. Önemsiz. Bizimkiler “orası Yahudi şehriydi, kutsallığı da ondan” bile demeden “Kudüs islam’ındır” saçmalığını tekrarlıyor. Nereden, nasıl İslam’ın orası?

      Dahası, daha evvel de demiştim. Çok dertliyseniz gidersiniz, egemen olursunuz orada. Ama işte, klasik İslamcı ağlaklığı ve alınganlığı. El kadar İsrail’e savaş açmaya gözün kesmiyorsa ne konuşuyorsun, neye konuşuyorsun? O ki derdin egemenlik, git sen egemen ol – ki Türkiye’ye ne, onu da anlamıyorum. Batı Şeria Ürdün’ün, Gazze Mısır’ın toprağıydı. Neden biz? Alemin öküzü neden biz oluyoruz hep?

      İslam başlı başlına siyasal zaten ayrıca efendim. Ben bu siyasal İslam tabirine karşıyım. Onu da yazmıştım daha önce. Siyasal İslam yerine ahlaksız İslamcı deyin, ikiyüzlü deyin, riyakar deyin… Amma ki, bence, siyasal İslam demeyin. Siyasal olmayan İslam yok ki bunun bir de siyasalı olsun?

      Bakalım, sonumuz hiç hayır değil. Hiç mi hiç değil hem de. Yazın etkisi geçip sene sonunda kışın derdine düştüğümüzde bir de ekonomik, politik ve toplumsal dertlerle uğraşacağız. Bunun yüzünden Erdoğan askeri bir maceraya mı girer ve askerlerimizi ateşe atar, yoksa toplumsal çatlağı mı kırar, izleyip göreceğiz hep beraber…

  • Pingback: Seçim, Peki Sonrası? | Murat Karabağ ()

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.