Sosyal “Bilim” Ne Kadar Bilimdir Ki?

Eğer İngilizce biliyorsanız lütfen şu videoyu izleyin ve ikinci kısma geçin. 20. asrın en önemli fizikçilerinden Richard Feynman, sosyal bilimlere olan bakışını anlatıyor bu videoda. Birinci kısmı videonun özeti olan aşağıdaki yazı, bu videonun biraz açılmışından ve “içeriden bir gözle” sosyal “bilimler” kritiğinden başka bir şey değil.


Yukarıdaki videoda Feynman sosyal bilimcilerin sözde/sahte/yalancı bilimciler olduğunu söylüyor (İng. pseudoscience). Evet diyor, belli formları takip ediyorlar ama kanunlar üretemiyorlar [ve argümanlarının doğruluğunu test etme şansımız yok]. Sorsanız uzman dolu sosyal bilimler. Daktilolarının başına oturup “bence şu şöyle olmaktadır” diyorlar. Tamam, bu (bir örnekte) doğru olabilir ama genel olarak dediklerinin bilimsel hiçbir yanı yok diyor. Oturup artist artist insanları korkutuyorlar diyor. Ve sosyal “bilimci” olarak ben kendisine sonuna kadar katılıyorum.


Bilim ne iş yapar sorusuna şu yaklaşık cevabı verebiliyoruz: 1) Üzerine deney yapılabilir sorularla ilgilenir ve 2) verilen cevapların deneyin tekrarlandığı farklı yer ve zamanlarda yine aynı cevabın bulunabilmesini amaç edinir, 3) bu minvalde de ürettiği “kanıtlanmış” bilgiyi sınıflandırır/tasnif eder.

Fizik veya matematik gibi temel bilimlerde bilimin nasıl işlediğini kolayca görebilir ve anlayabiliriz. Kuantum mekaniğinin nasıl çalışması gerektiğini fizikçiler araştırır, deneyler hazırlar, sonra bu deneyen sonuç üretirlerse bu sonucun doğru olup olmadığını başka deneylerle test ederler. Sonuçta üretilen bir bilgi olursa bu bilgi kuantum mekaniği literatürüne kazandırılır ve gelecek deneyler bu bilgiyi de temel alarak hazırlanır. Bilim bu sayede ilanihaye ilerleyip test edilebilir her soruya cevap bulabilir.

Sosyal “bilimler” ise bu mekanikten sonuna kadar acizdir ve bunun basit bir nedeni vardır: Sosyal bilimlerde, tabi eğer varsa, pek az “kanun” vardır (ki burada fizikteki gibi net ve kesin kanunlardan değil onun bir alt seviyesinde, neredeyse net ve kesin kanunlardan bahsettiğimi belirtmeliyim zira sosyal “bilimlerde” fizikteki gibi kanunlar hiç yoktur), bu kanunlarınsa zamandan ve mekandan münezzehliği de, tutarlılığı da, katiliği de tartışmalıdır. Örneğin benim kanun olarak aldığım Carl Schmitt’in “parti politikası devlet politikası olursa iç savaş kaçınılmazdır” görüşü, bugünden geriye baktığımızda her zaman doğru olmuştur ve bu nedenle ben Türkiye’de iç savaş koşullarının bulunduğuna sosyal “bilimci” olarak kanaat getirebilirim. Fakat bu “kanunun” ilk istisnası kanunu artık geçersiz kılar. Türkiye bir iç savaş görmezse yalnızca benim Schmitt’e dayandırarak ürettiğim bakış açısı çökmez, Schmitt’in “kanunu” çöker. Çünkü kanunların istisnası yoktur. Newton ve Einstein fiziklerinin ikisinin, her ne kadar yalnızca biri kullanılırken doğru olsalar da, yanlış olmasının sebebi budur: Kanunun istisnası olamaz. Bundandır ki sicim teorisi ile ayrı ayrı doğru, beraber yanlış olan bu teoriler birleştirilip açıkları ve yanlışları giderilmeye çalışılmakta.

Sosyal bilimlerde kanunlar yoksa bu “bilimler” nasıl ilerler? Bu sorunun cevabı pek acılı ve güldürücüdür: Bir kanun ortaya atılır, sonra bunun istisnaları ortaya konur. Sonra istisnaların istisnaları gelir, kanuna başka istisnalar eklenir, bu başka istisnaların içerisinde tutarlılık olmadığından kanun modifiye edilir, sonra kanuna eklemeler ve çıkarmalar yapılır, yine istisnaları olur, yine bu istisnaların istisnaları olur… Sonuçta elimizde yamalı bohça halinde bir kanun bulunur ve bu kanun şunu der: X durumunda Y olacaktır, yeter ki A, B, C, D, E, F… durumları bulunsun.

İyi ama bu durumda şunu dememiz daha doğru olmaz mı: A, B, C, D… şartlarını sağlayan X spesifik durumunda Y olmuştur. Gerekli şartları sağlayan başka bir durum olursa Y sonucunun olma olasılığı vardır fakat görülen ve görülmeyen değişkenlere göre bu Y sonucu farklılaşabilir.

Bence, bilime bilim olarak yaklaşan sözde sosyal bilimci olan bana göre doğrusu budur. Fakat bu, sosyal bilimcilerce ekseriyetle kabul edilmez zira kabul edilmesi durumunda sosyal bilimlerin bilim olmadığını, yalnızca (veya en fazla) sistematik düşünme yöntemleri üzerine işlediğini itiraf etmek zorunda kalırlar.

Peki sistematik düşünme nedir? Size garip gelebilir fakat sistematik düşünme, veya belli bir düşünme pratiği ideoloji teriminin karşılığıdır. Bunun anlamı sosyal bilimlerin ideolojiler olduğu değilse de sosyal bilim yapabilmek için bilimsel metodolojiden beslenerek ideolojik yaklaşımlar sergilendiği veya sergilenmesi gerektiği söylenebilir.

İdeoloji ve sosyal bilim ilişkisini burada deşmek istemiyorum. Bu yüzden bu noktayla doğrudan ve dolaylı alakalı son bir bahisle bu yazıyı kapatayım.

Aynı konuda birbirinin zıddı şeyleri hararetle savunanları televizyonlarımızda her akşam izliyoruz. Bunun sebebi basittir: Sosyal bilimci bir insandır ve bir bakışı vardır, yapacağı yorum her ne kadar “veriye” dayansa da (ki sosyal bilimlerde verilerin sorunlu olduğunu yukarıda anmıştım, hatırlayın) o veriyi seçişi de yorumlayışı da bakışından etkilenir.

İnsandan bağımsız olmaması sosyal bilimlerin ikinci temel sorunudur (ilki veriye sahip olmaması, sahip olduğu verilerinse genelgeçer kurallar üretmekten ekseriyetle aciz olmasıdır). İnsandan bağımsız olmaması iki ayaklıdır: Hem gözlemci (yani sosyal bilimci) insandır, hem de üzerine çalışılanlar (gruplar veya toplumlar) insandır. Sonsuz değişkene sahip bu varlığın hareketlerinde tutarlılıklar ve belli hareket örgüleri (İng. pattern) bulunmaya çalışılabilirse de hiçbir örgünün çok geniş bir şartlar kümesi dışında genellenememesi sosyal “bilimleri” bilimlikten çıkarır.

Gelecek yazıda sosyal bilimcinin ne iş yaptığına bakacağım. Bu yazı esasında o yazıya bir taban oluşturmaktan başka bir amaç gütmemekteyse de birkaç kere aldığım “sosyolog olayım mı” veya “siyaset okumak işime yarar mı” gibi sorulara verdiğim sabit “eğer matematik veya fizik anlayabiliyorsanız hiç gereği yok, 5-10 kitap okuyup siz de sosyolog veya siyasetçi olabilirsiniz zaten” cevaplarına sebepler sunarken işime de yarayabilir. Sizin de çevrenizde üniversiteye başlayacak gençler varsa ve sosyal “bilimlere” meyyallerse bu yazı ve devamındaki yazılara kendilerini yönlendirip kararlarına etki etmeyi deneyebilirsiniz belki.

1 comments On Sosyal “Bilim” Ne Kadar Bilimdir Ki?

Leave a Reply

Site Footer