Sosyal Bilimci Ne İş Yapar, Ne İşe Yarar?

Televizyonlarda her akşam çeşitli konularda ahkam kesen onlarca insan izliyorsunuz. Herhangi bir alanda herhangi bir şekilde bir unvan almış ya da almamış olsun herkes her konuda bilgili. İktisatçı antropoloji konusunda ahkam kesmekten çekinmiyor, hukukçu sosyal psikolojinin altından girip üstünden çıkıyor, dünyada belki örneği olmayan havai ve temelsiz argümanlar bize bilgi olarak sunuluyor.

Bunun ilk nedenini sosyal bilim nedir başlıklı yazıda anmıştım: Sosyal bilim “bilim” filan değildir de ondan. Memleketim kahvelerinde sosyal bilimciden geçilmez. Her konuda her şeyi bilir herkes. Haksız da değillerdir zira sosyal bilimlerde “bilimsel” bilgiden ve veriden bahsetmek neredeyse imkansızdır. İstendiği kadar sayısal veri bulunsun ve kullanılsın, gerekirse makale/kitap sadece tablolardan oluşsun, yine de ortada bir bilim yoktur.

Bunun ikinci sebebi aslında temel sorunumuz: İnsan dediğimiz koca bir muamma. En bekleneni yaptığı gibi en beklenmeyeni de yapıyor. Gölcük depremini hatırlayın mesela. “Can düşmanımız” Yunan Türkiye’ye ilk ulaşan ekiplerden olurken Sağlık Bakanımız ihtiyaca rağmen “biz gavurun kanını istemeyiz” dedi mesela – ki aynı depremde Kızılay 3. günde sahadayken AKUT ilk günden sahadaydı. “Mantıklı” baktığımızda bunların hiçbirinin olmaması lazımdı ama oldu.

Sosyal “bilimler” işte bu bilinmezlik içerisinde bir davranış örüntüsü (İng. pattern) bulmaya çalışırlar ve iki buçuk temel hedefi vardır:

  • Ne oldu, neden ve nasıl oldu?
  • Genel olarak ne olmalı, neden ve nasıl olmalı?
  • Bundan sonra ne olmalı, neden ve nasıl olmalı?

İkinci ve üçüncü sorular birbirlerine benzeseler de birbirlerinden farklıdır. İlk sorudan başlayarak sosyal bilimcinin ne iş yapması gerektiğine (ya da ahlaklı olanlarının yapmaya çalıştığına) bakalım. Alanım olan siyaset ve sosyoloji üzerinden gideceğim, bunu da belirteyim.

Ne Oldu? Geçmişin Analizi

  • Türkiye’de İslamcılık güçlendi diyoruz ben pek katılmasam da. Peki ne oldu, nasıl oldu da İslamcılık güçlendi?
  • Türkiye’de Gezi Parkı protestoları ile Ukrayna’da Euromaidan farklı sonuçlar verdi. Neden bu iki benzer hareketin sonucu farklı oldu?
  • Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra Sovyet komünistleri mi, Sovyetlerden “bağımsız” komünistler mi ekonomide daha başarılı oldu?
  • Türkiye nasıl otoriter bir devlete dönüştü?

Yukarıdaki sorular sosyal bilim yapanların cevap arayabileceği sorulardır. Sosyal bilimci geçmişe bakıp analiz yapabilir, “şu oldu şundan ötürü” diyebilir. Bu yöntemde kişisel yorumlar veya gelecek önemsizdir. İş ve kişisel ahlakı olan bir sosyal bilimci yalnızca bulabildiği ve en geniş kapsamlı “verilere” bakarak olaylar arasındaki bağlantıları bulmaya çalışır ve işi burada biter.

Türkiye’de ne iş, ne kişisel ahlak sahibi olmayan tonla “uzmanın” televizyonlarda, radyolarda, gazetelerde, internette… dediklerini okuyor, duyuyorsunuz. Sosyal bilimle ideoloji arasındaki bağıntıdan bahsetmiştim. Bir kişi 1) taraflı/tek yanlı veri kullandığında, 2) bir soruya cevap aramak yerine cevabına soru aradığında, 3) sebep-sonuç ilişkisi kurmak yerine bir fikri savunduğunda sadece ideolog olur, sosyal “bilimci” olmaz. Yazıktır ki akademik unvanlı tonla ahlaksızın ideologluk yaparken “ben sosyal bilimciyim, bilimadamıyım” diye gezdiğini gördüm, gördünüz. Özellikle bugünün Türkiye’sinde bu ahlaksızlardan kendinizi uzak tutun. Tabi başka zaman da uzak tutun. İdeolog olduğunu veya herhangi bir argümanında ideolojik yaklaştığını söylemediği anda kişilerin ahlaksızlık yaptığını ve kendilerine güvenilemeyeceğini unutmayın.

Ne Olmalı? Felsefe

  • Vergiler nasıl alınmalı ki haksızlık olmasın?
  • Miras hukukunu nasıl düzenlemeliyiz ki fırsat eşitliğini sağlayabilelim?
  • Dezavantajlı gruplara pozitif ayrımcılık yapılmalı mı, yapılmalıysa ne kadar yapılmalı?
  • Devletin OHAL ilan etme hakkı olmalı mı?

Yukarıdaki sorular sosyal bilimlerin ikinci ayağına örnek sorulardır. Bunlar siyaset felsefesinde sorulan, zamandan ve mekandan münezzeh bir şekilde değerlendirilmeye çalışılan sorulardır. Burada maksat genelgeçer kanunlar bulmaya çalışmak, elde var olanları da iyileştirmektir ve bu kadardır. Genelgeçer kanunların kişinin hayata ve dünyaya bakışından etkilenmesi nedeniyle felsefeciler esas ideologlardır fakat bunların işleri budur. “Analiz” veya “strateji” yaptığını iddia etmeden felsefe yapan sosyal bilimci iş ve kişisel ahlak sahibiyken bunu yapmayanlar ahlaktan azadedir.

Felsefe, karşılaştığı ya da kişinin kafasında kurduğu dünyadaki sorunları alır, normal şartlarda gerçek durumu da gözardı etmeden buna göre ne yapılması gerektiği konusunda yol göstermeye çalışır. Bir siyaset felsefesi kitabı okuduğumu hatırlıyorum, önsöz “burada yazdıklarım uygulanabilir değil. Ben yalnızca felsefe yapıyorum” diye başlıyordu. Her ne kadar bu yöntem de takip edilebilse de gerçek hayatta karşılığı olmadığından ancak kişisel tatmine ve belki bir(kaç) makale ve/ya kitap bastırarak akademinin saçma dünyasında yükselmeye yarar, başka da bir işe yaramaz. Felsefe, normalde, gerçek dünyanın sorunlarıyla ilgilenir. Örneğin geçtiğimiz sene (ya da 2016’da) yazılmış Brennan’ın Against Democracy (demokrasiye karşı) isimli kitabı bir örnektir: Demokrasi işlemiyor, onu nasıl işletebiliriz sorusunu sorar ve cevap arar.

Ne olmalıdır ve ne olmuştur soruları birleştirildiği zaman sosyal “bilimlerin” tek işe yarar kısmına ulaşırız.

Ne Olmalı? Strateji

  • Toplum kabak gibi ortadan ikiye yarılmış durumda. Ne yapıp bunu düzeltebiliriz?
  • Komşumuzda iç savaş var. Bunu nasıl topraklarımıza sıçratmayız?
  • Vergi düzenlemelerimiz yüzünden gelir adaleti ülkemizde yok. Bunu nasıl düzeltiriz?

Görüldüğü üzere ne olmalı sorusu iki temelde yürür. Öncelikle ne oldu sorusuna bir cevabı olur (ki bu konuda iş ve kişisel ahlakı tekrar anımsatmalıyım), sonra ortadaki soruna neden olan sebepleri bulup bunları ya anlık, ya ilanihaye çözmek için cevaplar arar. Yani strateji yapar.

Strateji bizim ülkemizin bilmediği (daha doğrusu bilmek istemediği) bir alan. Orta ve uzun vadeli planlarımız olmadığından anlık reaksiyonlarla günü geçiştiriyoruz. Bunun bir sebebi Türk halkındaki genel ahlak problemi, bir sebebi siyasilerin günlük çıkarlar için uzun vadeli çıkarları feda etmesi, bir sebebiyse sosyal “bilimcilerin” ideologluğun ötesine geçememesidir. Doğrudur, stratejist kişi bir ideologdur zira bu kişi bir ideolog olmak zorundadır. Ne yapılmalı sorusuna vereceğimiz her cevap ideoloji barındıracaktır zira objektif (tarafsız) insan yoktur. Her insan, o veya bu ölçüde, subjektiftir (tarafgir).

Sosyal bilimcinin ahlaklısının kendi fikrine zıt, kendi fikrini desteklemeyen, belki kendi fikrini köstekleyen verilerle ve bakışlarla çalışması gerektiğini söylemiştim, bir örnek vereyim. Kimi “komple teorisyenlerimize” göre Gezi Parkı zamanında muhalifler dış güçlerce sokağa dökülmüş, bu şekilde de muhaliflerin ne yapacağı, nasıl ve ne kadar yapacağı görülmüş. “Peki bu insanlar neden sokağa döküldü?” sorusuna tek cevapları “dış güçlerin maşaları bunlar” ve “peki bu sorun neden büyüdü?” sorusuna “çünkü dış güçler” cevaplarından öteye geçemeyen bu komple teorisyenleri bunun üzerine insanlara nasıl davranmaları gerektiği konusunda ahkam kesebilmekteler. Yarı analizci, yarı stratejist, tam ahlaksız olan bu ve türevi tiplerden kendimizi sakınmamız lazım.

Stratejistin bir işinin olanlara göre olması gerekeni bulmak olduğunu söylemiştim. Bunu biz hep kısa vadeli ve günü kurtaracak şekilde/kadar görüyoruz fakat stratejistin esas işi anlık sorunu ortadan kaldırırken uzun vadede başarıdır. Bugünlerdeki faiz/enflasyon tartışmalarına bakın. Ekonomiyi anlık olarak kurtaracak siyasetler yüzünden bugünkü ortama ulaştık. Stratejist kişiler kar-zarar hesabını eldeki verileri “olabildiğince” nesnel şekilde okuyup ona göre uzun vadeli planlar yapan kişilerdir. Faydası zararını karşıladığında günlük kayıpları kabullenip (Atatürk’ün orduyu Sakarya’nın gerisine çekmesi) uzun vadeli kazançları bulurlar (düşmanın ülkeden kovulması).

Anlayacağınız üzere stratejistin bir görevi düne bakıp reaksiyon göstermekse diğer göreviyse uzun vadeli bir plana sahip olmasıdır. Atatürk, kendini takip eden basiretsizler gibi salağın birisi olsaydı ordu yekunu ve morali Sakarya’nın doğusuna geçmeyip zarar görebilir, sonunda da yine anlık kararlarla belki bugünkü toprağımızın yarısına, denize kıyısı olmayan bir avuç toprağa sahip olabilirdik.

Sonuç Yerine

Gördüğünüz üzere sosyal bilimlerin üç temel amacı/kullanımı olabilir ve bunları kolaydan zora doğru sıraladım. Ülkemiz stratejist olabilecek beyinlerini ya kaybediyor, ya küstürüyor, ya gücendiriyor ve anlık reaksiyonlarla durmadan yalpalıyor. Sosyal bilimler alanında gelişmiş ülkelerin beraberinde gerçek bilimlerde ilerlemiş olduğunu düşünürsek şu çıkarımı yapmanın mahzuru olmadığını düşünüyorum: Sosyal bilimler gerçek bilimcilere yaşayacak ve üretecek ortamı hazırlar, gerçek bilimciler sosyal bilimcilere ürün ve değişim sağlayarak ülkenin kalkınmasını sağlar. Biz de bir gün gelişmiş olmak istiyorsak stratejist olabilecek beyinlerimize sahip çıkmalı, bunların çalışabileceği bir ortam için de Türk halkının ahlaksızlığını azaltmalıyız. Bundan sonra hala ahlaksız kalan veya sosyal “bilimlerde” başarısız olanlar kendi yetersizlikleriyle övünmeli.

1 comments On Sosyal Bilimci Ne İş Yapar, Ne İşe Yarar?

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.