Sultanlık Sistemi

Bu uzunca yazıyı okumak istemezseniz lütfen kabine başlığına bakın sadece. Orada önemli bir noktaya dikkat çektiğimi düşünüyorum)

“Belki biraz geç kalmış bir yazı olacak ama şu başkanlıkla sultanlığı kısaca kıyaslamak istedim. Biz ne kadar “o zaman sultan deyin, rahat edin” dediysek de kendisine dokunmanın dahi ibadet olduğu Erdoğan’ın en kral hukukçusu Kuzu “ama bir kere üçlü kararname var, hem bu şekilde kararlar da daha hızlı alınıyor. Burası Orta Doğu, komşumuz Norveç değil ki parlementer olalım, uzlaşmayla halledelim işlerimizi” dedi dedi, sonunda da amacına erişti. O ki amacına da erişti, biz de bakalım o amaç gerçekten sultanlık mıymış, değil miymiş?

698 sayılı KHK’yla ilgili şöyle kısa bir giriş yapmıştım. Şimdilik KHK’mızı kenara koyalım, referanduma bir bakalım. Esas mevzu orada döndü çünkü, ondan sonrası çok da önemli olmayan hikayeler.

Başkanın Yasalar Üstü Oluşu

Referandumda kabul edilen değişikliklere göre (Anayasa madde 105) başkan hakkında soruşturma ancak şöyle açılır:

  1. Önce vekillerin %50+1’inin oyuyla (301 vekilin oyuyla) soruşturma önergesi verilir.
  2. Hadi bu %50+1 bir şekilde bulundu ve önerge kabul edildi diyelim. Sonrasında bu ömerge tartışılır ve komisyon kurulması için 3/5’inin oyunu aramak üzere gizli oylama yapılır (360 vekil).
  3. Bir mucize oldu, 360 vekil de bulundu mu? Güzel. Ama yetmez. Bunun ardından bir komisyon kurulur ve iki, en fazla üç ay içerisinde komisyon bir rapor hazırlar. Sonrasında bir daha oylama yapılır, bu sefer 2/3 çoğunluk aranır (400 vekil) ki başkan yüce divana çıkabilsin (yani yetkili yargılama merci olan Anayasa Mahkemesi kendilerini yargılayabilsin).

Ne değişti? Üçte bir teklifle dörtte üç yüce divana gönderme kararı değişti. İlk teklif artırıldı (200’den 301’e), ikincisi düşürüldü (450’den 400’e). Yani baştan ön alındı. Parlementoda çoğunluğu hep sağlamış olmanın rahatlığıyla davranıldı. Seçimden önce Soylu’nun “CHP’liler, gidin CHP’ye oy verin” demesini, sonrasında “CHP PKK’yı meclise soktu” denmesini de; MHP’lilerin “şimdi kucağımıza düştünüz” söylemlerini de böyle de okuyun.

Peki, bu başkan neye göre yargılanabilir?

Eski anayasa, anayasada ve kanunda tanımlanmamış vatana ihaneti şart koşuyordu. Yani cumhurbaşkanı aslında yargılanamaz biriydi. Yeni anayasa “cumhurbaşkanı hakkında, bir suç işlediği iddiasıyla” soruşturma açılabileceğini, sonuç olarak da “Yüce Divanda seçilmeye engel bir suçtan mahkûm edilen Cumhurbaşkanının görevi sona erer” demekte. Peki, cumhurbaşkanının seçilmesine engel olan suçlar nelerdir?

Bu konuda 2007 yılında yazılan şu yazı özetle vatana ihanet haricinde hiçbir suçtan yargılanamaz demekte. Geçmişte vekillik şartlarını taşıyanların beraberinde 40 yaş üstünde ve üniversite diploması sahibi olmasının yetmesi nedeniyle de anayasanın 76. maddesiyle sorunu olmayanların cumhurbaşkanı seçilebileceğini söylemekte. Yani bir kişi vekil olabiliyorsa, 40 yaşını aşmışsa ve üniversite diploması varsa cumhurbaşkanı olabilirdi.

Bugün durum değişmiş değil. Başkan olabilmek için vekillik şartları, üniversite diploması ve 40 üstü yaş yeterli (Ek-2, madde 101). O zaman vekil seçilme şartlarına bir bakalım (madde 76):

En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, askerlikle ilişiği olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler.

Yani daha önceden hükümlü olma haricindeki tüm eylemler birey olarak değil ancak grup olarak yapılabilecek şeyler. Türkiye’nin hali de malum: İyilik yapanlar değil kötülük yapanlar birbirini korur ve kollar. Vakta ki Erdoğan veya olur da giderse herhangi bir başkan hakkında elimizde net, somut deliller olsa kaçakçılık, ihaleye fesat, terör eylemine katılma, vesair hakkında; yine bir şey olmaz. Olamaz zira suç ortakları çoktan meclise girmiş olurlar. Eh, bizde de etik kurallar değil nema ve cukkadır her şeyin başı, ondan bir şey olmaz.

Fakat bir konu kafama takılıyor: Vatana ihanet hükümsüz maddesi anayasadan çıktı. Diyelim ki başkan da vatana ihanetle suçlanabilecek ama ilgili maddede yer almayan eylemlere girişti (durduk yere savaş ilanı gibi). Ne olacak bu durumda? Ha yine bir şey olmaz ya işte, yasal boşluktan bahsediyorum sadece.

Hasılı görüyoruz ki cumhurbaşkanı dokunulmazdı, başkanda da değişen bir şey yok. Eskiden nasıl sultanı indirmek yasal olarak mümkün değildi, bugün de öyle. Önceki sistemin aksine cumhurbaşkanı bari sadece simgeydi, şimdiyse yürütmenin tek adamı. Şimdi ona bakalım biraz.

Cumhurbaşkanına Vekalet

Bu çok önemsenmeyen konuda da bir ufak not düşelim. Önceki anayasaya göre cumhurbaşkanı dışarıda olduğunda, vesairde meclis başkanı vekillik ederdi. Ondan meclis başkanı başbakanın üstünde yer alırdı (buyrun). Azerbaycan’ın Eylül 2016’da  yaptığı değişikliğe benzer bir değişikliği biz de yaptık ve bunu değiştirdik. Artık cumhurbaşkanı yardımcısı bu vekalet görevini yerine getiriyor.

Bizimkini anlamak için Azerbaycan’da ne olduğuna bakalım. Babasından koltuğu devralan İlham Aliyev, “ya bir de başkan yardımcılığı koltuğu ayarlayalım. Ne olur ne olmaz” dedi. Bizdeki gibi paket şeklinde değil madde madde oylandığından en düşüğü %89’la kabul edilen anayasa değişikliğinin kabulünü müteakiben Aliyev “sağ olun hacılar” dedi, karısı Mihriban’ı başkan yardımcısı olarak atadı.

Şimdi bize dönelim. “Atanmışlarla seçilmişler” kavgası yapan AKP birden “seçilmişleri boşvereli, atanmışlar daha iyi” demeye başladı. Bürokrasiye seneler boyunca “atanmışlar” diyerek kin kusanlar bir anda sözde kabineyi atamaya karar verdi – ki nihayetinde tek karar vericinin olacağını da biliyoruz.

Şimdi iki sorumuz var – ki sorular çoğaltılabilir:

  1. Aliyev’in izinden gidip “Bilal’i de aldım başkan yardımcısı yaptım” derse (ki bence dediğinde) ne yapacağız?
  2. Bunların protokol sırası ne olacak? Yani hangisi temsil görevini ifa edecek?

Konuya da bağlayalım. Yürütmenin başının vekilini seçecek tek merci varken biz buna sultanlık mı diyeceğiz, cumhuriyet mi?

Kabine

Özetle dendi ki 698 sayılı KHK’daki değişiklikler sadece mevzuya giriş. Zaman içinde biz başkanın yetkilerini artıracağız. Tabi artıracağız denmedi, “düzenleyeceğiz” dendi.

Değişmeden önceki anayasanın 8. maddesi yürütme yetkisini cumhurbaşkanı ve bakanlar kuruluna veriyordu. Şimdiyse bu değişti ve madde ” yürütme yetkisi Cumhurbaşkanına aittir” halini aldı. Değişen 106. maddeyle de kabine cumhurbaşkanına karşı sorumlu tutuldu.

Anayasanın 6. maddesi tek egemenin millet olduğunu, bu egemenliğin yetkili organlar eliyle kullanıldığını söyler. Yedinci ve dokuzuncu maddeler açık bir şekilde “… yetkisi Türk Milleti adına” ibaresine sahipken başkandan bahseden sekizinci maddede böyle bir ibare yoktur. Sekizinci madde yalnızca “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir” demektedir.

Dahası, yukarıda andığım üzere “bakanlar” ve yardımcılar yalnızca başkana karşı sorumludur. Yani yürütme hakkı milletten başkana verilmiştir. Ne başkan “millet adına” görevini yapar, ne de yürütmedeki diğer kişilerin “millete karşı” bir sorumluluğu vardır.

Bunun sultanlıktan farkını bulana veya getirene yüz bin lira veriyorum.

Şimdiden Verilen Haklar

698 sayılı KHK’ya kısa bir giriş yapmıştım, ondan çok tekrara girmeyeceğim.

  • Liman yönetmeliklerini hazırlayacak olan başkan.
  • Yurt dışına gideceklere avans verilmesine karar verecek olan başkan.
  • Savaş ilan edecek olan, savaşı bitirecek olan başkan.
  • Hangi yabancının ülkede mülk edineceğine karar veren başkan.
  • Çeltik (pirinç) ekimine karar verecek olan başkan.
  • Hurda madenlerin yurt dışına çıkıp çıkmayacağına karar verecek olan başkan.
  • Zeytin ekiminin başındaki başkan.
  • Sele karşı nasıl korunacağını belirleyecek olan başkan.

Ormanların başında başkan, doğal afetlerden sonra yapılacakların karar vericisi başkan, sıtmayı önleyecek olan başkan, su temininin başındaki adam başkan, afet bölgelerinde çalıştırılacakların başındaki başkan…

Daha sayayım mı?

Bunlar henüz işin giriş kısmı. Başta da dedim ya, kervanı yolda düzecekler ve kafalarına göre daha neleri ekleyip çıkartacakları belli değil. Hoş, milli eğitim bakanının haberi olmadan sınavı değiştiren, adalet bakanının haberi olmadan idamdan bahseden bir başkanımız var ama bu de facto durumu de jure duruma çevirmeye çalışacaklar işte. Bu başkanlık mevzu bunun sadece bir örneği.

Şimdi. Hangi kişinin böyle bir yükü kaldırabileceğini düşünüyorsunuz? Sultanlar dahi bu haklarını yaymaya çalışmışken bu hakları bir kişide toplamanın sonucu sultanlık değilse nedir?

Bütçe

Uzun uzun yazmak gereksiz. Maddeyi yazıyorum:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Genel Kurulda kamu idare bütçeleri hakkında düşüncelerini her bütçenin görüşülmesi sırasında açıklarlar, gider artırıcı veya gelirleri azaltıcı önerilerde bulunamazlar.”

Yani özeti şu: Başkan bir bütçe yaptı mı? Yaptı. Bitti. Ya bunu kabul edersiniz, ya bunu kabul edersiniz. Yarın Erdoğan “hava vergisi alıyoruz” derse buna karşı çıkamazsınız zira madde açık.

Sultanlarda vardı bu hak. Başka kimsede var mı?

Denetleme

Devlet Denetleme Kurulunun başkan ve üyeleri artık başkanın kafasına göre atanacak. Yeni anayasamız kanunda belirtilen nitelikli kişiler arasından ibaresini kaldırdı, başkanlık kararnamesi ibaresi getirildi. Yani Erdoğan şoförünü vekil yaptığı gibi şimdi DDK’nın başına da getirebilir, buna da kimse ağzını açamaz.

Sultanlık değil bu diyebilen var mı hala?

Sonuç

Vallahi sıkıldığımdan bıraktım. Sonuçtan önce şunu sormak isterim: OHAL 18 Temmuz’a dek sürecek en az. Yani Erdoğan’ın önünde bir hafta daha var kararnameler çıkarabilmesi için. Sizce ilk kararname hangi konuda olacak? Ben şahsen çok merak ediyorum.

Sonuç da şu olsun: Türkiye artık bir cumhuriyet değildir. Türkiye bir sultanlıktır. “Ama hala mahkemeler var, meclis var, bıdı bıdı” diyorsanız lütfen siyaset tarihi okuyun, geçmişteki siyasi sistemleri okuyun öğrenin biraz. Geçmişteki sistemleri okuyun diyorum zira modern dünyada Kuzey Kore’den ayrı böylesi bir ülke ben bilmiyorum. Yakın geçmişte yok olan imparatorluklardan sonra (ki bunların da tümünün meclisli olduğunu hatırlayalım) “hadi, bir adam kurtarır hepimizi. Tüm yetkileri ona verelim!” dendiğini bilmiyorum.

A hayır. Pardon biliyorum. 1934 sonrası Almanya – 1945’e kadar. Hitlerli dönemi.

2 comments On Sultanlık Sistemi

  • istedigi gibi at kosturan birisi var suan demeki murat kardes sen yazmaya devam et elerin dert gormesin

    • Estağfirullah abi. Yazıyorum, yazacağım, sanırım video filan da çekmeye başlayacağım eldeki imkanlarla da işte. Bu insanlara ulaşmanın tek yolunun eldeki kimliği yıkmak olması çok zorlu bir şey. Nasıl olacak, bir bulabilsem…

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.