İç Savaş

Savaşlar içerisinde en acı vericisi olan iç savaş, artık uzunca diyebileceğimiz bir süredir Türkiye’de, bazen yüksek bazen kısık sesle dillendiriliyor. Bu ihtimali yüksek sesle dillendirenlerden biri olarak iç savaşla ilgili birkaç bilgiyi bu seride paylaşmaya karar verdim. Önceden belirtmeliyim ki Ruanda veya Bosna gibi devlet otoritesinin zayıfladığı veya hiç olmadığı ülkelerdeki iç savaşları değil, Schmitt’in de üzerinde durduğu, yerleşik otoritenin bütün haşmetiyle var olduğu ülkelerdeki iç savaşın nedenlerine bakacağım. Seri Türkler için yazılmış durumda ve Türkiye’de devlet otoritesi hala bulunmakta.

Erdoğan ve Yıldırım’ın Resmi Sonu İlanı

Tayyibanın (i.e. Erdoğan ve şürekasının) bir güzel özelliği var: Bir şey yapacakları zaman önceden söylüyorlar. Dahasına gerek yok, iki örnek vereceğim:

Aralık 2012: Kuvvetler ayrılığı önümüze engel olarak dikiliyor.

Mart 2016: Ya bizim yanımızda olacaklar ya da teröristlerin yanında yer alacaklar. Bu işin ortası yoktur.

Ben, pek çok insan gibi, bunların ikisi hakkında da tedirgin oldum. Yazdım1, söyledim. Dedim ki bu iş böyle gitmez, patlayacağız. Kimi inanmadı, kimi inanmak istemedi, kimi insansa da “elden ne gelir?” dedi ben gibi.

Uzun uzun çizelgeyi sunmaya ve anlatmaya gerek yok. Bugüne bir anda gelmedik. Benim olanca umutsuzluğum kendi kötümserliğim nedeniyle değil. Her birini önceden gördük, görmezden geldik. Bugün artık son noktada olduğumuzu, yolumuzun bittiğini, Türkiye’nin 2019’u (en azından bu hükümet devrilmedikçe ve bu devletsizlik ortadan kaldırılmadıkça) görmeyeceğini söylüyorum. Hala kimileri inanmıyor, kimileri inanmak istemiyor, kimileri “elden ne gelir?” diye soruyor.

Elden ne gelir diyenleri şu başlığa aldıktan sonra yazıya, sonunda, geçelim.

696 Sayılı KHK: Neler Olacak, Ne Yapacağız?

Ne Oldu?

Önce lütfen 13 Haziran 2016’da yazdığım “Türkiye’de iç savaş çıkar mı” başlıklı şu yazıya, sonra 20 Mart 2017 tarihli ve “16 Nisan 2017 anayasa değişikliği referandumu” başlıklı şu yazıya bakın. 11 Kasım 2017 tarihli “Erdoğan’ın Atatürkçü kesilmesi üzerine” başlıklı şu yazıyı da iliştireyim yanlarına. İngilizce biliyorsanız 24 Mart 2016 tarihli “the forthcoming Turkish refugees” başlıklı şu yazıya, 25 Mart 2016’da Diplomatic Courier’de yayınlanan “two remarks on the Turkey-EU deal on the migrant crisis” başlıklı şu yazıya ve 11 Ocak 2017 tarihli “forthcoming Turkish civil war” başlıklı şu yazıya da bakın.

Blog’u açtığım Mart 2016 tarihinden beri, gördüğünüz üzere, bir argümanı sürekli tekrar ettim:

Türkiye’nin geleceğinde iki ihtimalimiz var. Ya bir iç savaş geçireceğiz ama bu çok olası değil zira muhalefet organize ve silahlanmış değil, ya da bugünleri (daha doğrusu geçen günleri) aratacak bir baskıyla karşı karşıya kalacağız.

Rıza Denen Pezevenk Öterken

Önce hatırlamayanlar için başlığın alındığı sahneyi koyayım ki neden bismillah demeden söver gibi olduğum belli olsun. Ayrıca Rıza’ya da teşekkür etmek gerekli – gitti Amerika’da öttü de pezevenk deyince korkmuyoruz. Yoksa hala “hayırsever bir iş adamıyken” adam dövdürttüğünü de hatırlıyoruz – bunu “bağımsız” gazetelerin yalnızca iddia olarak sunuşunu da.

Şimdi hepimiz Amerika’da bugün harbiden başlayan davanın sonucunun nereye uzanacağını, ne olacağını azdan çoktan biliyoruz. Jüri sisteminin en (tek?) güzel yanı olan davaların hızlı bitmesi sayesinde yakında “siz hem ambargo deldiniz, hem kara para akladınız, hem bizi zarara uğrattınız… Bittiniz oğlum siz” denileceğiz ve Sam Amca kesecek cezaları. Sonra başka bir davaya geçeceğiz ve Erdoğan’ın da (potansiyel) sanık olacağı ve Türkiye’yi, bir kişinin peşinde koşan milyonlar yüzünden, tarihin çöplüğüne götürecek yolun taşlarının döşendiğini en gerizekalı kişinin dahi görebileceği bir süreçte olacağız.

“Hedef Erdoğan Değil, Türkiye”: Hadi Canım Sen De!

Vatan elden gidiyor. Yapılanlar Tayyip’e karşı değil, Türkiye’ye düşmanlar. Oyunu görün. Vesair, vesair…

Vaktinde vatan hainini tanımlamak diye bir yazı yazdım. Oradan iki paragrafı alıp konuya geçeyim:

“Vatansever kişi, karşılık görme kaygısı bulunmaksızın vatan bellediği toprakların üzerindeki halkın yaşam kalitesini yükseltip ülkesini güçlü kılan kişidir.”

“(Kamuda veya kamuyla alakalı işlerde) Görev görevdir. Yaptığınızda alkışı filan hak etmezsiniz, vatansever de olmazsınız. Ama görevinizi eksik yaptığınızda vatan haini olursunuz. Net.”

Ah Ulan Rıza…

Önce geçmişte neler demişim bir bakalım. Dolaylı olarak alakalı olanları koymadığımı belirtmeliyim:

30 Mart 2016. Yolsuzluk skandalı sonrasında Erdoğan’ın teröre ve terörizme yaklaşımı değişti. Artık muhalif olan herkes terörist.

31 Mart 2016. Preet Bharara, davanın eski savcısı, Türkiye’de milyonların ümidi zira her şeyin üstünü kapatan bir hükümetimiz var ve yaptıklarının cezasını vermeye gücümüz yok.

31 Mart 2016. Preet Bharara umut olduğu kadar da korkumuz zira, nihayetinde, Erdoğan yüzünden olan Türkiye’ye olacak ve biz de işlemediğimiz suçun cezasını çekeceğiz.

19 Eylül 2016. Erdoğan’ın ülkeyi nereye sürüklediğini sorguladım bir kere daha.

Erdoğan’ın Atatürkçü Kesilmesi Üzerine

Erdoğan Atatürkçü olmuş, AKP kadrosu Atatürkçü olacakmış, sonunda adam olup ne yaptıklarının farkına varmışlar, zeytin dalı uzatıyorlarmış, bilmem neymiş.

Başka bir güruhsa Erdoğan’ın oy toplama sevdasına düştüğünü söylüyor.

Hangisi?

Basitçe hiçbiri.

Açayım. Erdoğan dediğimiz zırcahilin, bence lise diploması bile olmayanın biri zira bu kadar Türkçe özürlülüğü başka şekilde açıklanabilir değil. Ondan kendisinden Atatürkçü olmasını filan beklemem ben. Tamam, her Atatürkçü 150 IQ sahibi değil ama Atatürk düşmanlarında gördüğüm ortak özelliklerin biri cehalet, diğeri IQ eksikliği. Bu bir.

Altı Soruda Türkiye Nereye Gidiyor

Birkaç ay önce yazdığım, sonuna birkaç cümle eklediğim bir yazı bu. Windows’a göre 31 Mart’ta düzenleyip kenara koymuşum en son. Hala güncelliğini koruduğunu ve öngörülerimin bir kısmının doğru çıktığını düşündüğümden paylaşıyorum.)


Cumhurbaşkanı Erdoğan, 3 gün içerisinde önümüzdeki sürecin ne olacağını az çok belli eden 3 söz söyledi:

  1. Ya bizimlesiniz, ya teröristle. Bunun aması yok.
  2. Terörü ve teröristi yeniden tanımlamamız lazım.
  3. Erdoğan giderse devlet biter. Ben, Allah ömür verdikçe, hizmet etmeye devam edeceğim.

CHP, MHP ve HDP Genel Başkan ve Vekillerine Açık Mektup

30 Haziran 2016 itibariyle Atatürk Havalimanı’na yapılan saldırı sonucu ölenlerin sayısı 43’e yükseldi1. Sonra klasik tantanayı gördük: Yiğit bir eleman, bir bulutun üstünden bağlanıp “ne büyütüyorsunuz lan” diye konuşuyordu Zimbabwe devlet televizyonunda, Mugabe’nin ardını yalamaya ara vermek zorunda kaldığından sinirle. Bin tane Ali yan yana gelmiş her şeyin fevkaladenin fevkinde olduğunu söylüyordu. Şaban Ramazan ertesi güne saklıyordu yüzünü. Aslanın biri de hemen sorunu çözmüştü: Kılıştar suçlu.

O ki her zamanki gibi Kılıştar suçlu (ki zaten Kılıştar yemezse Demirtaş var) ve o ki mezkur saldırıyla alakalı komisyon kurulması, yan yana gelmemeye yeminli HDP ve MHP yan yana gelmişken, yine bir klasik olarak, reddedildi AKP tarafından2; neden o meclise gidiyorsunuz? Bugüne dek gittiniz, görüntünün meşru gözükmesini sağladınız da ne oldu?

Cumhurbaşkanı anayasayı takmamaya devam etmedi mi? İçişleri bakanı, biraz normal bir ülkede sokakları yangın yerine çevirecek “ben bu anayasayı tanımıyorum” sözünü söyleyip uygulamadı mı? Yasama-yürütme-yargı bizde, oğlan bizim kız bizim denmedi mi? Patır patır ölmeye devam etmiyor muyuz?

Türkiye’de İç Savaş Çıkar Mı?

Türkiye’de iç savaş çıkar mı?

Cevap hem evet, hem hayır.

Evet, Türkiye’de iç savaş çıkar. Erdoğan’ın söylemleri ve eylemleri senelerdir değişmedi. Ben 20’li yaşlarımdayken bunu gördüm, bunu anladım; koca koca adamlar, 12 Eylül’ü görmüş olanlar anlamadı. Nasıl anlamadı ben de bilmiyorum. Salak mıydılar, kör müydüler, iyi niyetli miydiler?

Ben sonuncusu olmasını umut ediyorum. En azından salaklıklarına bir perde olur.

2012’de Erdoğan yargının ayak bağı olduğunu söyledi. Bu, anayasanın değiştirilmesinden sonraydı. Değişmiş olan anayasa dahi yetmedi, yargıya gözünü dikmeye devam etti. Bugün, sonunda, beraber çay toplamaya gittiği danıştay başkanı filan var da çok konuşmuyor.

Peki kaçımız hukuka güveniyoruz? Sadece muhalif olanları da geçtim, AKP’li tayfanın kaçı araya adam sokmadan mahkemeden “adalet” bulacağına inanıyor?

Bir gerçek sabit, gerisi hep değişken: Erdoğan ve şürekası (bizzat kendi koruduğu tayfa ve bunların elinin uzanabildiği yerler) her zaman masum ve dokunulmaz, kalanına Allah kerim.

Site Footer