Seçime Beş Kala

Aslında seçime dört kalmışsa da başlığı böyle atmak istedim.

Daha önce de demiştim, benim seçimle çok işim yok. Ondan üç yazı yazdım sadece. Dört kala da bir “wrap-up” yapayım, yazdıklarımı toparlayayım istedim.

İlk yazıda özetle Erdoğan’ın, olmaz ya hadi oldu diyelim, kaybetmesi durumunda koltuğunu bırakmamasının da masada olduğunu, ona göre davranılması gerektiğini söylemiştim. O yazıda kimlik siyasetinin haldır huldur devam edeceğini de söylemiştim. “Sönük” başlayan maratonunda Erdoğan bildiğimiz Erdoğan’a, hayvani bir medya karartması uygulanan Akşener’den kurtulduğuna emin olduğunda, döndüğünü gördük. Akşener’in başganlık seçiminde zerrece şansı olmadığına artık eminim yoksa Erdoğan bildiğimiz bölücü söylemlerinin şiddetini bu kadar artırmazdı. Yok fatiha okumazmış, yok bilmem ne. Zaten fatiha okuyunca düşüyor etin fiyatı, felak ve nas okuyunca yükseliyor liranın değeri. Okumaya Devam Edin

Soğan Kuru? Gürcistan ve Türkiye’den 10 Üründe Fiyat Karşılaştırması

Bu satırların yazıldığı an itibariyle bir Gürcü larisi 1.93 Türk lirası değerinde (buyrun kaynak). Kıytırık Gürcistan’ın parasının bizimkinin iki katı değerinde olmasını es geçip daha hayati olan kısma bir bakalım. Beş ürünün kıyaslayacağım, kolaylık olsun diye de lariyi 1.93 değil 2 liradan hesaplayacağım. Zaten pek yakında 2 lirayı da geçecek. Okumaya Devam Edin

Seçime Doğru: İti İte Kırdırmak?

(Konu genişleyerek gidiyor olacak zira farklı parçalardan bahsetmeden sonuca ulaşamıyorum. Şimdiden bu dağınık görülebilecek akış için özür dilerim)

Şöyle garip bir durumdayız: Akşener ortaya çıkıp sağdan oy toplayacak, Erdoğan’a rakip olacak denildi. Karamollaoğlu ismi çok önemli olmasa da baraj yüzünden SP’ye oy vermeyip AKP’ye verenler de SP’ye verecek, AKP mecliste de başkanlık seçiminde de güç kaybedecek denildi. CHP-İyi Parti-SP arasında ittifak olacak, bunlar birbirini destekleyecek dendi.

Bugünse Akşenerci ve İnceci tayfa birbirine giriyor. Bir yandan “Akşener sağcılardan oy alabilir, ikinci tura kalması için kendisine oy verin” derken diğer yandan “İnce gümbür gümbür geliyor” deniyor. Yani enteresan bir şekilde İnce değil Erdoğan “iti ite kırdırıyor”1. Sanırım son karaladığım yazıyla ben de bu saçma tartışmaların bir parçası oldum. Ondan ikinci ve son defa bu saçma tartışmaya girmek istedim. Okumaya Devam Edin

Bir Daha Devr-i Sabık Üstüne

Nedir bu devr-i sabık? Osmanlıcadan Türkçeye ters takla attırdığımızda sabık devir. Önceki dönemi suçlar ve ondan tamamen farklı bir şekilde davranır bir yeni siyasi yapı demek.

Neden ben buna çok takığım? Üç örnek vereyim:

  • Diyelim ki iki mucize birden oldu. Önce iktidar el değiştirdi ve “sabık” iktidarın sahipleri ülkeyi terk etmedi veya onlar ülkeyi terk edene dek savcılarımız birden hukuk diye bir şeyin var olduğunu anımsadı. Hepimizin gözü önünde ne anayasa, ne insan hakları sözleşmesi, ne yasa takılarak işlenen onca suçun hesabını sormaya karar verdiler. Diyelim ki halihazırda yapılıp bitirilmiş, yani sözleşmenin bir tarafının yükümlülüğünü üzerinden attığı bir köprü/yol/baraj var. Bunun ihalesine fesat karıştırılmış. Ne yapacağız, ihale yükümlülüklerinden ülkeyi azade mi kılacağız yoksa “ama adamlar işlerini yapmış bitirmişler, bize giren kazığı kabulleneceğiz” mi diyeceğiz? Eğer ikincisini diyorsanız benle aynı saftasınız.

Okumaya Devam Edin

Seçmek ya da Seçmemek: İşte Bütün Mesele!

Türkiye istediği aday yerine istemediğinin karşısındaki adayı seçmeye alışkın bir ülke. Doğru hatırlıyorsam 2007 seçimlerinden önce Hürriyet’in sürmanşetinde Baykal’ın fotoğrafı yanında kendi ağzından çıkan şu (anlamda) sözler vardı: Baykal’a rağmen CHP’ye oy vermenizi istiyorum. Vakit Baykal’a rağmen deme vakti değil.

Bu ortam özellikle 80 darbesinden sonra oluştu. 80 solu yıktı geçti, olanca gerginliğine ve şiddetine rağmen 70’lerin (ve hele ki 60’ların) özgürlükçü ortamını da dağıttı. Darbenin kendi yetmedi, Özal diye bir belayı sardılar başımıza. 89’a kadar başbakan kaldı, sonra cumhurbaşkanı oldu. Giderken geriye Akbulut diye bir başka facia bıraktı. Sonra Yılmaz, Çiller, Erbakan filan derken ulaştık Erdoğan’a. Belaya gel… Okumaya Devam Edin

1 Mayıs İtibariyle Türkiye ve Orta Doğu

  • Suriye’de ekserisi İranlı en az 16 kişinin öldürüldüğü geceyi müteakip akşam İsrail başbakanı Netanyahu “İran, nükleer konusunda yalan söyledi” diye konuştu. Bu yaz Hizbullah’ın Golan Tepelerine girmesi bekleniyor. Hal buyken İsrail tarafından yapıldığı bu açıklamayla neredeyse kesinlik kazanan bu saldırı hayra alamet değil.
  • İran’da 2017’de yapılan seçimle Ahmedinejad döneminin üstü tamamen çizildi. Dış politikası biraz daha yumuşar gözükse de İran bildiğimiz İranlıktan çıkmış değil. Yani Şii hilali hala birincil amaç ve bu yönde çalışılıyor. Suriye’de vurulanın Hizbullah olduğu konuşuluyor ki bu bizi endişelendirmesi gereken bir konu.

Yani Suriye’de, bir defa daha, ortalık ısınıyor fakat bu seferki ısınma diğerlerine benzemiyor. Trump’ın Suriye’den çıkmak istediğini söylemesine rağmen Pompeo’nun dışişlerinin başına gelmesi ilgi çekici – ki Amerika’nın SDG’ye 2019 bütçesinden 300 (veya 550) milyon dolar ayıracağını biliyoruz. Fakat mevzu burada bitmiyor, esasında başlıyor: Okumaya Devam Edin

Kimlik Siyaseti, Abdullah Gül ve Dahası

Sanki ölecekmişim gibi yazılara esas konunun yanında birçok yan konu ekliyorum ki demeye çalıştığım şeyin çerçevesi de okurumca anlaşılsın. Bu yazı da bu şekilde olacak. Esas konu Abdullah Gül’ün potansiyel adaylığı ve bu minvalde yazının akışı şu şekilde:

  • Sol-liberal siyasetçilerin Avrupa ve Türkiye’deki yanlışlığı.
  • Seçim sürecinde baskın (belki tek) diskurun kimlik siyaseti olacak olması.
  • 3713/2, hükümetin bu yasa maddesini kullanımı.
  • Gül’ü desteklemeye karşı dört sebep.
  • Muhaliflerin yapması gerektiğini düşündüğüm şeyler.
  • Türkiye’nin sürüklendiği nokta.

Okumaya Devam Edin

2018 Türkiye Başkanlık Seçimleri

Kararın açıklanmasından bir hafta sonra detaylıca bir yazı yazmaya karar verdim. Dört başlık, on iki bölümden oluşan yazının başlıkları şu şekilde:

  1. 24 Nisan 2018 İtibariyle Türkiye
  2. Neden Erken (Baskın) Seçim?
  3. Seçim Atmosferi
  4. Seçimin Kazananı ve Senaryolar

2000 kelimeyi aşan bu yazının bir parça işe yaramasını umuyorum. Ayrıca, yazının sonunda da link verecek olsam da, 16 Nisan 2017 anayasa referandumu üzerine ve 696 sayılı KHK üzerine yazdığım yazılara da bakmanızı, bu şekilde (eğer muhalifseniz) bir muhalif olarak ne şekilde davranmanız gerektiğini düşündüğüme bir göz atmanızı rica ederim. Okumaya Devam Edin

Türkiye ve İç Savaş

(Bu seriye başlarken biri bugüne, diğeri geleceğe dönük iki amacım vardı. İlk amacım yazıları okuyan olursa terimleri doğru kullanmalarına vesile olmaktı. İkinci amacımsa yarın düzeltecek veya tekrar inşa edecek bir ülkemiz olursa onun düzgün kurulması veya düzeltilmesi için belki evrende hidrojen atomu kadar faydası olmasıydı. Bu yazı, diğerlerinin aksine, sadece bugüne yönelik bir yazı)

An itibariyle seri dahilinde bugünkü konumuzla ilgili kimi yazıları yayınladım: İç savaş, devletin şiddeti tekeline alması gerekliliği, kimlik siyasetinden kaçınmanın zorunluluğu, hukukun üstünlüğünün önemi, Türkiye’nin teröre bakışı ve güçler ayrımının önemi yazılarına, dilerseniz, önden bakabilirsiniz. Bu temel üzerine soralım: Türkiye’de, günbegün artan sayıda insanın korktuğu ve dillendirdiği üzere, bir iç savaş çıkabilir mi? Okumaya Devam Edin

Zeytin Dalı Harekatı Üzerine Düşünceler

Gündemimiz Suriye. (Belki benim ayıbım olmak üzere) yeni keşfettiğim ve şimdilik yalnızca iki programını dinlediğim Erol Mütercimler’in, ki söylediğimiz sözlerin neredeyse tamamı aynı ve bu ekranlarda benim söylediklerimi söyleyen birini bulmanın sevincini yaşattırsa da bana, söylediğimiz sözlerin ağırlığı ve karamsarlığı nedeniyle pek tatlı bir şey değil, konuşmalarını dinliyorum. Bir yerde “Türkiye Suriye’den 20-30 sene çıkamaz” dedi. Doğru. Aynen katılıyorum ve katılmaktan nefret ediyorum. Bunun sebeplerine ve sonuçlarına bakalım biraz – ve Mütercimler’in söylemediği bir noktayı da ekleyelim. Okumaya Devam Edin

Site Footer