Ne Olursa Olsun O Bir…

“Ne olursa olsun o bu ülkenin cumhurbaşkanı”. “Ne olursa olsun nihayetinde o bir başbakan”. “Tamam ama o bir vekil”.

Bu kafanın aynısı şu: Kocam değil mi? Döver de, sever de. Siz bunu diyene “kızım, bak. Sen bir insansın. İnsan olarak onurun, insan olarak değerin var ve bu değerden vazgeçmen demek senin insanlığından vazgeçmen demek” dersiniz, ancak yüzünüze bakar. Kafatasının içinde nöron yoktur, sadece içi boş sünger vardır çünkü. Düşünmez değil bakınız. Düşünemez. Düşünebilmek için gerekli şeyler vardır çünkü. Bilmek gibi, kıyaslayabilmek gibi.

Sorumuzu soralım: Herhangi bir makam, normalde kabul edilemeyecek herhangi bir eylemin meşru veya hoş görülmesine sebep olabilir mi? Cevabımız tabi ki hayır oluyor. Ülkemizdeki “ama o nihayetinde bizim X’imiz, ondan Y yapalım” bakışının temelinde de ahlak sorunumuz olduğunu belirterek cevabı detaylandırayım. Okumaya Devam Edin

Seçimin Ardından: Uzun Soluklu Bir Türkiye Analizi ve Bir Strateji Önerisi

Bu sitede yazdığım her şeye azami dikkat gösteriyor ve elimden geldiğince bilgilerimi, deneyimlerimi ve gözlemlerimi tamamıyla aktarmaya çalışıyor olsam da şu ana dek yazdıklarımın hiçbiri bu yazı kadar geniş, kapsamlı, ihtimalen uzun ve önemli olmayacak. Lütfen bu yazıya sıradan bir yazı olarak bakmayın. Kahvenizi alın, belki bir müzik koyun arkaya, ve dikkat ederek okuyun. Bugüne dek parça parça döktüklerimin neredeyse tümünü ve dahasını burada bulacaksınız. Umudum bu yazının bir referans olabilmesi ve elimizde çok az kalmış vaktin değerli kullanılmasına aracı olabilmesi.”

Girişi bu şekilde olan ve 29 A4 sayfası boyutunda, altı ana başlıkta 34 bölümden müteşekkil bu yazıyı buradan indirebilirsiniz. Metnin tamamı aşağıda ama 11.404 kelime, boşluksuz 73.094 karakter uzunluğundaki bu yazıyı indirip daha rahat bir şekilde okumanızı şahsen tavsiye ederim. Eğer okumaya gözünüz keserse ve sonunda okumaya değer bir metin olduğunu da düşünürseniz lütfen dilediğiniz gibi, dilediğiniz yerde paylaşın ve lütfen paylaşın. Kısa kısa ve parça parça yazdıklarım(ız) bir işe yaramadı bugüne kadar o ki, belki derli toplu bir yazı bir parça bilinç oluşmasına yardımcı olabilir.

Son olarak metnin ilk halini görüp yorumlarını benden esirgememiş herkese teşekkür ederim. Hala gözümden kaçan kısımlar da, eksik olan bölümler de tabi ki benim görevimi eksik yapmamdan kaynaklanmakta. Okumaya Devam Edin

Tayyip’in Havaalanı

İnce İzmir’e gitti diye apar topar uçak indirecek kadar gözleri döndü o ki, kısa bir “üçüncü” havaalanı yazısı karalamak istedim. Yok Türkiye’nin gururu, yok cumhuriyet döneminin en büyük işi filan. Cumhuriyet döneminin en büyük işi 2. dünya savaşına girmemektir. Daha şunu anlayamayanlara laf anlatmaya çalışmıyorum artık. Sizlere konuşuyorum ben.

Ocak 2017 tarihli Telegraph haberine göre Atatürk, uluslararası yolcular söz konusu olduğunda, dünyadaki 10. “en meşgul” havaalanı(ydı). Bizim geri zekalıların “Almanya bu havaalanından çok korkuyor” sözlerini hiç desteklemez bir şekilde listede Almanya’dan yalnızca Frankfurt havaalanı bulunmakta, o da yedinci sırada. Okumaya Devam Edin

Seçime Doğru: İti İte Kırdırmak?

(Konu genişleyerek gidiyor olacak zira farklı parçalardan bahsetmeden sonuca ulaşamıyorum. Şimdiden bu dağınık görülebilecek akış için özür dilerim)

Şöyle garip bir durumdayız: Akşener ortaya çıkıp sağdan oy toplayacak, Erdoğan’a rakip olacak denildi. Karamollaoğlu ismi çok önemli olmasa da baraj yüzünden SP’ye oy vermeyip AKP’ye verenler de SP’ye verecek, AKP mecliste de başkanlık seçiminde de güç kaybedecek denildi. CHP-İyi Parti-SP arasında ittifak olacak, bunlar birbirini destekleyecek dendi.

Bugünse Akşenerci ve İnceci tayfa birbirine giriyor. Bir yandan “Akşener sağcılardan oy alabilir, ikinci tura kalması için kendisine oy verin” derken diğer yandan “İnce gümbür gümbür geliyor” deniyor. Yani enteresan bir şekilde İnce değil Erdoğan “iti ite kırdırıyor”1. Sanırım son karaladığım yazıyla ben de bu saçma tartışmaların bir parçası oldum. Ondan ikinci ve son defa bu saçma tartışmaya girmek istedim. Okumaya Devam Edin

Bir Daha Devr-i Sabık Üstüne

Nedir bu devr-i sabık? Osmanlıcadan Türkçeye ters takla attırdığımızda sabık devir. Önceki dönemi suçlar ve ondan tamamen farklı bir şekilde davranır bir yeni siyasi yapı demek.

Neden ben buna çok takığım? Üç örnek vereyim:

  • Diyelim ki iki mucize birden oldu. Önce iktidar el değiştirdi ve “sabık” iktidarın sahipleri ülkeyi terk etmedi veya onlar ülkeyi terk edene dek savcılarımız birden hukuk diye bir şeyin var olduğunu anımsadı. Hepimizin gözü önünde ne anayasa, ne insan hakları sözleşmesi, ne yasa takılarak işlenen onca suçun hesabını sormaya karar verdiler. Diyelim ki halihazırda yapılıp bitirilmiş, yani sözleşmenin bir tarafının yükümlülüğünü üzerinden attığı bir köprü/yol/baraj var. Bunun ihalesine fesat karıştırılmış. Ne yapacağız, ihale yükümlülüklerinden ülkeyi azade mi kılacağız yoksa “ama adamlar işlerini yapmış bitirmişler, bize giren kazığı kabulleneceğiz” mi diyeceğiz? Eğer ikincisini diyorsanız benle aynı saftasınız.

Okumaya Devam Edin

Türkiye’nin Kaybedilmiş Kuşağı

Bir süredir bir kitap taslağı üzerinde çalışıyorum ama bunu yazmazsam ölecekmişim gibi geldi.

Benim adını bildiğim bir şeyler yapıp “vatana millete” hayrı olsun diye didinip duran ama adları pek bilinmeyen zira gözardı edilmiş “isimsiz kahramanlar” yalnızca birkaç tane (ki lütfen bildikleriniz varsa beni de bilgilendirin, hem öğreneyim, hem paylaşayım). Ben bir tekinin görselini koyayım buraya: Okumaya Devam Edin

Seçmek ya da Seçmemek: İşte Bütün Mesele!

Türkiye istediği aday yerine istemediğinin karşısındaki adayı seçmeye alışkın bir ülke. Doğru hatırlıyorsam 2007 seçimlerinden önce Hürriyet’in sürmanşetinde Baykal’ın fotoğrafı yanında kendi ağzından çıkan şu (anlamda) sözler vardı: Baykal’a rağmen CHP’ye oy vermenizi istiyorum. Vakit Baykal’a rağmen deme vakti değil.

Bu ortam özellikle 80 darbesinden sonra oluştu. 80 solu yıktı geçti, olanca gerginliğine ve şiddetine rağmen 70’lerin (ve hele ki 60’ların) özgürlükçü ortamını da dağıttı. Darbenin kendi yetmedi, Özal diye bir belayı sardılar başımıza. 89’a kadar başbakan kaldı, sonra cumhurbaşkanı oldu. Giderken geriye Akbulut diye bir başka facia bıraktı. Sonra Yılmaz, Çiller, Erbakan filan derken ulaştık Erdoğan’a. Belaya gel… Okumaya Devam Edin

Yaptırım, Egemenlik, Yasa ve Anlaşmalar

Aynı hafta içerisinde bölgemizi karıştıracağı ve oluk oluk kan akıtacağı neredeyse garanti olan üç şey yaşandı. Önce Trump, seçim vaadi olarak sunduğu şeyi gerçekleştirip İran ile yapılan anlaşmadan çekildi ve daha fazla yaptırım uygulanacağını söyledi. Sonra aynı gün içerisinde İsrail’deki ABD elçiliği Kudüs’e taşıdı. Buna tepki olarak sokaklara, daha doğrusu sözde “sınıra” yığılan Filistinliler üzerine açılan ateşle en az 58 kişi öldü, yaralı sayısı 770 ile 12.000 arasında değişiyor.

Erdoğan yönetimindeki Türkiye boş atıp dolu tutma sevdalısı bir kimliğe bürünmüş durumda. Peki, neden böyle diyorum? Bu yazıda teorik temelden başlayarak bu soruyu cevaplayalım. Okumaya Devam Edin

Eşit Haysiyetin Temellenmesi: Rasyonalite ve Otonomi

Seri dahilinde sürekli olarak eşit haysiyet ilkesine işaret ederek cumhuriyet fikrinin neden önemli olduğunu, cumhuriyet olmadığı sürece demokrasinin önemsiz olduğunu, birincil sorunumuzun eşit haysiyet ilkesini hayata geçirmek olduğunu tekrar tekrar belirtmeye çalıştım. Özellikle Avrupa ve Amerika literatürlerini okuyanların ısrarla anlayamadığı demokrasi ve cumhuriyet farkını ve eşit haysiyetin önemini bu yazıyla açıklamaya çalışacağım. Eğer serinin diğer yazılarından haberdar değilseniz dilerseniz bu yazıdan önce, dilerseniz sonra eşit haysiyet terimini ister sağ üst, ister sol üst taraftaki arama bölümünden site içinde arayıp ilgili yazılara bakabilirsiniz. Okumaya Devam Edin