İç Savaş

Savaşlar içerisinde en acı vericisi olan iç savaş, artık uzunca diyebileceğimiz bir süredir Türkiye’de, bazen yüksek bazen kısık sesle dillendiriliyor. Bu ihtimali yüksek sesle dillendirenlerden biri olarak iç savaşla ilgili birkaç bilgiyi bu seride paylaşmaya karar verdim. Önceden belirtmeliyim ki Ruanda veya Bosna gibi devlet otoritesinin zayıfladığı veya hiç olmadığı ülkelerdeki iç savaşları değil, Schmitt’in de üzerinde durduğu, yerleşik otoritenin bütün haşmetiyle var olduğu ülkelerdeki iç savaşın nedenlerine bakacağım. Seri Türkler için yazılmış durumda ve Türkiye’de devlet otoritesi hala bulunmakta.

Demokrasi Kültürü

“Türkiye’de demokrasi yok. Zaten demokrasi de demokrasi kültürü olmadan var olası bir şey değil”. Bu argümanı çokça söyledik veya işittik. Peki, nedir bu demokrasi kültürü? Nereden çıkmıştır, neden çıkmıştır, varlığı nasıl anlaşılır?

Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık: Yüz Yıllık Karmaşa

1904’te Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyaset isimli (buradan erişebileceğiniz ve ağırlığına karşın pek kısa) bir makale yazıyor. Bu makalede Akçura özetle şunu söylüyor:

İmparatorluk zor zamanlardan geçiyor ve yıkıldı yıkılacak. Takip edebileceğimiz, her birinin kendi artıları ve eksileri olan üç siyaset vardır: Türkçülük, İslamcılık, Osmanlıcılık. Hangisini seçelim?

Akçura sorusuna bir yanıt vermese de Türkçülüğü seçtiği ortada. Atatürk de, o günlerdeki her akıllı ve mantıklı insan gibi, Türkçülük cevabını (aşağıda da anacağım) bir modifiyeyle veriyor ve Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor.

Aradan geçen bir asırdan fazla zamandan sonra Akçura’nın sorusunun hala geçerliliğini korumasının acısını bir kenara bırakıp günümüze seslenen farklı bir soru soralım: Bugün pek çok kişi kendisinin Türkçü ve İslamcı veya Türkçü ve Osmanlıcı olduğunu iddia ediyor, küçük bir kısımsa kendisini İslamcı ve Osmanlıcı görüyor. Bu mümkün müdür? Bir anda bunların ikisini birden olabilir miyiz?

Bu sorunun cevabı kesin ve net bir hayır olmakta, Akçura da buna ekseriyetle katılmakta (sf. 26). Önce bunun temel nedenini söyleyelim, sonra kısaca üç siyasete ve ne yapmamız gerektiğine bakalım.

Devlet Geleneği Üzerine

Türkiye’de sürekli kullanılan argümanların birisi de Türkiye’de bir devlet geleneği olduğudur. Peki devlet geleneği ne demektir ve Türkiye’de gerçekten var mıdır? İlk sorunun cevabını önce gelenek, sonra teamül kelimelerine bakarak vermeye çalışalım, bu temelle ikinci soruyu da cevaplandıralım.

Hukukun Üstünlüğü Ne Demektir, Ne İşe Yarar?

Önemli bir detayı düzelterek başlayalım. İngilizce rule of law teriminin birebir çevirisi yasanın hükmetmesi demek. Terimde kullanılan rule, hem kural hem de hükmetmek anlamını taşır. Örneğin “1455 senesinde İstanbul’da Fatih hüküm sürüyordu” cümlesini İngilizce kurduğumuzda kullanacağımız kelime rule olmakta.

Kelimeler önemlidir zira kelimeler hem zihinsel yapımızdan çıkar ve aklımızdakini anlatır, hem de karşımızdakinin ne anlayacağını belirler. Hukukun üstünlüğü tabirinde “hukukun bir şeylere karşı üstünlüğü” akla gelir ve hukukun üzerinde de bir şeylerin olabileceği düşünülebilirken, benim daha tercih edilebilir bulduğum hukukun egemenliği1 tabirindeyse hukukun üzerinde başka bir şeyin bulunamayacağı, ancak kendisine rakiplerin bulunabileceği, bu rakiplerin de egemenlik kaygısında bulundukları anlaşılabilir.

Muhafazakar Demokrasi Nedir, Mümkün Müdür?

CEU’daki son günlerimden birinde, kütüphaneye veda ederken Yeni Bir Türkiye’nin Doğuşu şeklinde çevirebileceğimiz, M. Hakan Yavuz isimli birinin editörlüğünü yaptığı ve Utah Üniversitesi Yayınları’nca basılan bir kitap karşıma çıkmıştı. Yalçın Aydoğan’ın “muhafazakar demokratik politik kimliğin anlamı” başlıklı bir yazısı (veya konuşması?) da bulunan bu kitapta AKP’nin ülkeyi nasıl olumlu bir şekilde dönüştüreceği, aslında nasıl da güzel olduğu, destekleyicilerinin nasıl ezilmiş oldukları, ötekilikten nasıl da egemenliğe ulaştıkları ve geliştikleri… ballandırılarak ve şevkle anlatılıyordu.

Geçtiğimiz seneler göstermekte ki ne AKP o günlerde yabancılara savunduğu ve onların hayranlıkla desteklediği argümanı gerçekleştirdi ve ülkeye demokrasi getirdi2, ne de muhafazakar demokratlık pek savunulacak bir şey değil. Peki, muhafazakar demokrat olunabilir mi? Olunursa nasıl olur? Bu serinin yarının Türkiye’sinde belki işe yaraması için bu soruyu cevaplandıralım.

Devlet Neden Şiddeti Tekeline Alır ve Almalıdır?

696 sayılı KHK gündemimizdeyken şiddet ve şiddeti uygulama hakkında birkaç şeyi, aktif /pratik siyasetten teorik siyasete geçerek söyleme ihtiyacı hissettim. Umarım bu yazıyla, ilgili 121. maddenin ve HÖH gibi oluşumların neden tehlikeli olduğu da açıklığa kavuşabilir.

Demokrasi ile Demokrasiyi Yok Edebilir Miyiz?

(Aklımda olan bu soruyu sorup bu yazıya yol açan Ekşi Sözlük yazarı if i only had a brain‘e çok teşekkür ederim. Ayrıca bu seride temel derdim konuların kolayca anlaşılır olması ve bu nedenle teknik tartışmalardan uzak durmaya çalışıyorum. Fakat bu soruyu basitçe cevaplamayı becerememiş olabilirim ve bu yüzden baştan özür dilemek istiyorum)

İki kısa hatırlatma yapayım: Demokrasi halkın yönetimi demek. Bu da halk içinden çıkan yöneticilerin barışçıl bir şekilde yönetimi devretmesi anlamına geliyor. Egemenlik ise nihai karar vericilik demek ve bir devlette ya bir kişi, ya küçük/büyük bir grup, ya da tüm halk egemendir.

Başlıktaki soru esasında iki farklı manada kullanılmakta/kullanılabilir zira demokraside iki etmen vardır: Halk ve yönetim. Bu minvalde bu soruyu şu şekilde ikiye ayırabiliriz:

  1. Demokrasiyle halkın bir bölümünün egemenliği ortadan kaldırılabilir mi (halkla ilgili kısım)?
  2. Demokrasiyle yönetici kişi veya zümre sabitlenebilir mi/yönetim sistemi dilendiği anda dilendiği şekilde değiştirilebilir mi (yönetimle ilgili kısım)?

Önce ilk ve zorlu olan soruya cevap vereyim.

Liberalizmde HERKES Mi Eşit ve Özgürdür? Liberal vs Liboş

Immanuel Kant isimli bir Alman, 1785 yılında Grundlegung zur Metaphysik der Sitten (Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi) isimli bir kitap yazıyor ve ahlaklı davranışın ne olduğunu nasıl anlayabileceğimizi cevaplamaya çalışıyor. Bu çabasında üç buyruktan bahsediyor – ki bize lazım olan ilk iki buyruk3:

  1. Öyle hareket et ki bu hareketini her zaman tekrar edebil ve başkalarının da aynı şekilde davranmasını dileyebil.
  2. İnsanları asla araç olarak görme ve kullanma.

Bu iki buyruğu biraz daha Türkçeleştirdiğimizde şöyle özetleyebiliriz: Duruma göre değişme, aynı koşullarda hep aynı şekilde davran ve sana yapılmasını dilemediğin şeyi başkasına yapma.

Liberalizm Nedir?

(“Liberalizmde herkes özgür müdür” sorusuna cevap vermeden önce konuya giriş olmak üzere yazdığım bu yazı, serinin genelinin aksine, kısıtlı bir bilgi verme amacı gütmekte ve bu şekilde okunması gerekmekte. Yine de liberalizmin ana argümanını sunduğumu ve ikili ayrımını iyi yaptığımı düşünüyorum)

Türkiye’de liberal denilince akla direkt liboş tabiri gelmekte. Kendisinden zevkle ders aldığım hocam Zeynep Talay, “bu liboş ne demek ki zaten?” demişti bir ders arası konuşmamızda. O gün yaklaşık tanımını yapamadığım bu tabiri bugün açıklayabilir olduğumu sanıyor ve bu yazıyı ve üstte belirttiğim başlıklı gelecek olan yazıyı kendisine ithaf ediyorum.

Site Footer