Tayyip Erdoğan, Türkçe Özürlülüğü ve Cehalet

Biraz evvel İsmet Yılmaz’ın Türkçe özürlülüğünü düşünürken fark ettiğim bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kısaca Türkçe bilmeyen orta yaşlı ve yaşlı kesimin en cahil ve aymaz kesimden olması diye genelleştirebileceğim bir şey1.

Bakınız Türkçe çok zavallı bir dil. Sözde Türkçüler de dahil (ve hatta baskın) olmak üzere Türkçeyi doğru düzgün kullanan, hadi kullanmayı da geçtim kullanmaya çalışan, küçük bir kısım var. Ve, gariptir ki, bunların ekserisi “halk” tarafından hain, düşman, şerefsiz ve dahi türevleri yaftaları yiyen kesim.

Tiksindiğim bir ismi anayım önce. Bülent Arınç. Hani “lan sen bankaya para yatırmışsın” deyip insanların hayatı karartılırken dokunulmayan, seneler senesi aymazlığından, yüzsüzlüğünden, yaptıklarından tiksindiğim(iz) biri. Olanca iğrençliği içinde bir ve tek bir şeyini takdir ederdim: Türkçe konuşabilirdi. Anlamlı cümle kurabilirdi. “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” gibi aşağılık, “kadın da iffetli olacak, herkesin içinde kahkaha atmayacak” kadar densiz, beyinsiz, Mariana’yı andıracak cümleler kurardı, kabul. İçindeki pislik yüzüne yansımıştı, o da kabul. Ama dedim ya, takdir ettiğim şey bunlar değildi. Cümle kurabilmesiydi.

Eskiden, az da olsa, Türkçe öğretebilirdi okullar. Konuşanlar, azdan çoktan, anlamlı cümleler kurabilirdi. Benim annem babam “altı üstü” lise mezunudur mesela, ama Bülent Arınç’tan aşağı kalmayacak şekilde dertlerini anlatabilirler, cümle kurabilirler. Ne her cümleleri devriktir, ne özne-yüklem uyumsuzluğu vardır, ne cümlenin başıyla sonu arasında anlam bütünsüzlüğü bulunur. Anne ve babamın Erdoğan’la çağdaş olduğunu düşündüğümde üniversite diploması tartışmasını anlamsız buluyorum zira kendisinin lise diploması olduğundan dahi ciddi derecede şüpheliyim.

Buydu işte eskiden okullar. Sanırım en son bizim nesil biraz düzgün – bakın tam değil, biraz düzgün – okullarda okudu (ben 86 doğumluyum). Bizden sonrakiler Türkçe bilmiyor, yepisyeni neslinse Türkçe’den haberi hiç yok. Ama eskiden vardı.

Neyse. Çok uzattım, anladınız siz.

Şimdi üç tane isme bakalım: Tayyip Erdoğan, Efkan Ala, İsmet Yılmaz.

Türkçe konuşabilen var mı aralarında? Yok. Sorduğumuzda bunların hepsi üniversite mezunu (ki ilkinin diplomasını hiçbir yerde bulamadığımızı da not edelim gene). Sorduğunuzda ülkenin bilmem kaçta kaçından daha fazla eğitim almışlar, daha çok şey görmüşler.

Allah aşkına, daha dilini konuşamayan birilerinden bahsediyoruz. Tekrar ediyorum, benim sözde “cahil” ve lise mezunu annem babam, ki ikisinin de sıradan devlet okulunda okuduğunu belirtmeme gerek var mı bilmiyorum, cümle kurabiliyor ama bunlar kuramıyor. Resmen Türkçe özürlüler bunlar.

Sadece bunlar mı? Senelerdir kabinede olan kaç kişi Türkçe konuşmayı biliyor? Anadili Türkçe olmayan Selahattin Demirtaş bunlardan çok daha düzgün Türkçe konuşmuyor mu? Sorsan Demirtaş vatan haini, bunlar vatanperver.

Geçin her şeyi. Daha dilini konuşamayan biri vatanperver olabilir mi? Hey gidi…

Şimdi “Türkçe çok mu önemli?” diyebilirsiniz belki. Demeyin ama. Çünkü evet, Türkçe çok, çok çok önemli. Bakın, dil dediğimiz şey sosyal bir mefhum. Dil yalnızca sosyallik için var. Dil kendi başına önemli değil ama bu özürlülük üç şeyi önümüze zart diye koyuyor:

  1. Özne-yüklem uyumluluğu veya cümlenin başının sonunun bağlı ve düzgün olması için asgari seviyede mantık gereklidir. Başka bir şeye de gerek yoktur. “Ben bunları iyi biliriz” diyen biri mantık sahibi değildir. Değildir arkadaşım. Nokta. Bu “adamların” birinde bile asgari seviyede mantık bilgisi bulunmamaktadır. Ha vardır diyorsanız bunların yalancı olduğunu, cümleye başlarken başka, bitirirken başka bir şey dediklerini söylüyor olursunuz. Buyrun, seçim sizin.
  2. Bir dili konuşabilmek için dilin kelime haznesinden haberdar olmak gerekli. Bu da ancak okumakla, hiçbir şeyi değilse günlük gazeteleri okumakla olur. “Okuyan arkadaşlar sefilleri oynuyor” demek için cahil olmak gerekli. Ama dilden bu kadar bihaber olmak için sadece cahil olmak da yetmez. Bu başka bir seviye.
  3. Bunların bir teki dahi düzgün bir sosyal ilişki kurmuş değildir. Kuramaz, dili el vermez çünkü. Bakın yazarken yanlış yapılır. Ben de yaparım, siz de yaparsınız. Yapılır. Konuşurken de yapılır. Dil sosyal bir mefhumdur ve araçtır. Araçlık vazifesini gördüğü sürece de yeterlidir. Ama bu derece Türkçe özürlülüğüyle bir tek, bakın bir tek sosyal ilişki dahi sürdürülemez. Erdoğan’ın, Ala’nın ve türevlerinin de “sağlam” dostlukları bunu göstermez mi zaten?

Ben memurken bir ev sahibim vardı. İlkokul da okumamış. Para bulmuş, ev almış, kiralamış. Türkçeden bihaberdi. Herifin ne dediğini anlamak için enerji sarf ederdiniz. Erdoğan da benim ev sahibimden daha fazlası değil zira ikisinin Türkçe kullanımları, vallahi abartmıyorum, eş derecede kötü ve cahilce.

Yazıktır ki benim ev sahibinin zararı bana ve ailesineydi. Erdoğan’ınkiyse ülkeye. Hıyanetin içinde bu kadar Türkçe özürlülüğü de fazlaca gözüme batıyor işte.

Doğrudur efendiler, Erdoğan sayesinde benim ev sahibim ülke yönetimine gelmiştir. Ama ülkenin de anasını sinkaf etmiştir. Bakkal yönetse batıracak heriflere ülke teslim edenlerin de buradan ölülerine rahmet okuyayım. Allah topunuzun bin belasını versin. Cahiller sürüsü sizi.

Footnotes

  1. Fikrin temeli bende değil. Şimdi hatırlamadığım bir yazar, hatırlamadığım bir başlıkta, Ekşi Sözlük’te “eskiler Türkçe bilirdi. Köyden kente göçüş, çarpıklık ve aymazlıkla Türkçe konuşamayan yeni nesiller ortaya çıktı” diyordu özetle. Bu fikri doğru buluyor ve tamamen paylaşıyorum.

3 comments On Tayyip Erdoğan, Türkçe Özürlülüğü ve Cehalet

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer