Tayyip’in Havaalanı

İnce İzmir’e gitti diye apar topar uçak indirecek kadar gözleri döndü o ki, kısa bir “üçüncü” havaalanı yazısı karalamak istedim. Yok Türkiye’nin gururu, yok cumhuriyet döneminin en büyük işi filan. Cumhuriyet döneminin en büyük işi 2. dünya savaşına girmemektir. Daha şunu anlayamayanlara laf anlatmaya çalışmıyorum artık. Sizlere konuşuyorum ben.

Ocak 2017 tarihli Telegraph haberine göre Atatürk, uluslararası yolcular söz konusu olduğunda, dünyadaki 10. “en meşgul” havaalanı(ydı). Bizim geri zekalıların “Almanya bu havaalanından çok korkuyor” sözlerini hiç desteklemez bir şekilde listede Almanya’dan yalnızca Frankfurt havaalanı bulunmakta, o da yedinci sırada.

İç hatlar da dahil edildiği zaman Avrupa’dan yalnızca iki havaalanı toplam yolcu sayısında ilk onda yer alıyor: Paris’teki Charles de Gaulle ve Londra’daki Heathrow. Bunlarla beraber Dubai havaalanı ilk onda yer alıyor, geri kalan tüm havaalanları Uzak Asya ve Amerika’da yer alıyor.


Bizim beyni erimiş kaşara dönmüşlerimize doğadan ve ekolojik dengeden bahsetmenin boşa olduğunu biliyoruz. Ondan iki farklı noktayı, çok geç de olsa, yazmak istedim.

Londra Heathrow dünyanın en önemli havaalanlarından birisi, fakat Londra’ya hizmet eden tek havaalanı değil. Şehrin kalbinde ve neredeyse yalnızca zenginlere hizmet eden City havaalanıyla beraber Luton, Stansted, Gatwick ve pek az olarak Southend havaalanları Londra’nın dünyanın en büyük hava taşıyıcılığı merkezi/şehri olmasına sebep oluyor (Wikipedia’ya girebiliyorsanız buyrun, siz de bakın).

Hadi diyelim ki gerçekten derdimiz rant değil, milletin parasını iç etmek değil, İstanbul’u Londra’yla, Paris’le yarışabilir hale getirmek. Neden bunu Atatürk’ü kapatarak yapıyoruz? Neden Londra gibi kendi Heathrow’umuzun yanına (Atatürk) bir Stansted koymuşken (Sabiha Gökçen) bir de Luton ve/ya City eklemek yerine (üçüncü) Heathrow’umuzu kapatıyoruz? Bunu akılla, mantıkla, yalansız bir şekilde anlatabilecek kimse var mı?

İkincisi ve bence daha önemlisi. Özellikle Londra’nın merkez olmasının bir sebebi havaalanı sayısıysa diğeri de low-cost (ucuz) havayollarının en çok kullanılan ikisinin birinin Luton, diğerinin Stansted merkezli olması: EasyJet ve Ryan Air. Bizim “ucuz havayolumuz” olan Pegasus, sağ olsun, yer yer A+ kalitede THY’yle yarışıyor, SunExpress, Atlas Global ve Onur Air’i zaten daha Türkler bile kullanmıyor.

Bu durumda bizden halihazırda kesilmiş milyorlar ve dahası kesilecek trilyorlar ancak şu şekilde karşılanabilir (benim kısıtlı bilgimle):

1- THY, Emirates Havayollarının tahtını elinden alacak, Asya-Avrupa arası uçuşlarda Dubai değil İstanbul merkez olacak. Yoksa İstanbul Londra’ya alternatif değil, olamaz. Paris’e de olamaz, Amsterdam’a da olamaz. Bunların hepsi, kahir ekseriyeti Avrupa içi ve Amerika-Avrupa arası uçuşların üç merkezi. THY’nin de üyesi olduğu Star Alliance üyeleri “tamam canım, THY daha fazla kazansın. Biz uçuşlarımızı kestik” filan mı diyecekler, nasıl olacak da olacak ve bu üçünden yolcu kapacak, ben bilmiyorum. Umarım bir politika yapılmıştır bunun için – hiç sanmasam da.

2- Anadolu Jet misali THY bir low-cost havayolu daha kuracak, Türkiye’ye gelmeyen (ama Fas’a veya Gürcistan’a uçan) WizzAir veya EasyJet gibi firmalara rakip olacak. Yalnızca İstanbul merkezli değil başka şehirleri de merkez kabul edecek ve başka şehirler arasında doğrudan uçuşlar yapacak, bu arada da İstanbul’a da bol bol adam getirecek. Örneğin WizzAir bir Macar firması ve merkezi Budapeşte fakat Londra-Kutaisi arası uçuşları var. O hesap.

3- Olsun olsun bir sene içinde havaalanı-şehir merkezi arasındaki trafik düzenlenmiş olacak. Londra’da Luton’a gitmek zevkli değildi mesela, fakat elli çeşit firma vardı. Türkiye’deyse siyasilerimizin karınlarını biraz daha doyurmak için Havataş denen bir şeye mecbur kılındık (en azından İstanbul’da). Havataş’a alternatif firmalara izin verilecek. Bunun yanında aslan payını bırakmayacağı garanti olan Havataş adam olacak, yarım saatte bir bir iki yere değil on beş dakikada bir elli yere otobüsler kaldıracak ve metro bağlanacak. Gelen adam “ulan İstanbul’a iki saatte vardık, şehre üç saatte varamadık” demeyecek, başka gelecek olanı da vazgeçirmeyecek.

4- Yurt dışından gelen adamı İstanbul, İzmir, Antalya gibi üç beş şehre sıkıştırmadan Kars’a da göndereceğiz, Adana’ya da göndereceğiz, Urfa’ya da göndereceğiz ki bir “aktarma merkezi” olarak iç yolcu taşımacılığında da trafik sağlasın.

Bunlar olur mu? Valla bence olmaz. Hiçbiri değilse üçüncü madde olmaz. Havataş’ın yanına ikinci bir firma zinhar konmaz, metro inşaatı da on sene bitmez. Bu siyasetle de zaten ülke ya kırım geçirir, ya dış müdahale görür, ya iç savaş görür, bir şeyler görür ve İstanbullular ekmek bulamazlarsa apron yerler.

Son iki ufak notla bitireyim:

1- Tahtını devralmamız gereken Emirates havayollarının merkezi Dubai havaalanı şehrin göbeğinde. İkisinin fiyatları yakın olsa ben şahsen Emirates’i seçerim. En azından iki uçuş arasındaki vakitte 5 saatte şehre varacağıma yürüyüp şehre çıkmış olurum.

2- Katar havayolları gümbür gümbür geliyor. Biz Emirates’le yarışacağız derken aşağıdan Katar ikimize de tur bindirir mi? Pek olası değilse de Türkiye’nin Asya-Avrupa arası aktarma merkezi olma derdinde bir değil iki rakibi var. Allah’tan Trump manyağı İran’a kafasını takmış durumda. Allah muhafaza İran 5-10 seneye adamakıllı filo filan yapıp bir de merkez olmaya kalkışsaydı iki yerine üç rakibimiz olacaktı. Bu, en azından şimdilik, ertelenmiş bir senaryo.

2 comments On Tayyip’in Havaalanı

  • yani hic ümit yok diyorsun bu ulke ilaki bi olay yasicak kacis yokmu ekonomi cok kotuye gidiyor zaten ulke insani birbirinden nefret ediyor nefret korukleniyor habire ekonomi kotu bilgisayara bi ekran karti alamiyoruz dolar yuzunden zaten bu boyle gitmez kardes

    • Benim korkum bu ve aksine hiçbir şey göremiyorum demek doğrusu abi. Hatunla konuşurken “hafta sonu için birazcık umudum olsa tüm parayı liraya yatır, iki ayda paran %20-30 artsın derdim ama diyemiyorum” dedim. Sebebi de şöyle saçma bir şey: diyelim ki gerçekten İnce veya Akșener Temmuz’a da kalmadan aldı seçimi. Erdoğan bırakmaz, bırakamaz. O durumda da zaten lira filan kalmaz.

      Bunların hiçbiri olmak zorunda değil ama olmaması için hala önümüzde bir sebep, bir değişiklik, farklı bir gelişme, bir yöntem… Yok – ya da, en azından, ben göremiyorum. Ben altı üstü kıytırık bir Murat’ım ve doğru olmak zorunda da değilim. Umudum yanlış çıkmam, tüm bilgimi kullanarak yazmaya çalıştığım şeylerin de bir korkuya teslim olmuş olması.

      Bakalım, iki günümüz kaldı. Üçüncü günün sabahında ne göreceğiz, onu neler izleyecek şu anda hiç bilmiyorum, zaten planlarını yapmış olanlardan gayrı da kimsenin bildiğini sanmıyorum. 48 saat sonra umarım haksız çıkarım/çıkarız ve umut sahibi olabiliriz. Umarım. Çok umarım…

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.