Türbanlı Bacılarımızı Üniversitede Okutmadılar

Ben İstanbul Üniversitesi’ndeyken beraber okuduğumuz bir türbanlı bacı vardı. İsmi önemli değil, kısaca orospu diyelim. Sebebini aşağıda göreceksiniz.

Bu orospu AKP’ci tayfadandı. Yok eskiden üniversitelere sokmuyorlardı, yok şimdi her şey ne kadar güzel ve tatlı, ne iyi ve güzel. 20 yaşında olmayan bebe – ki daha Marx’ın (ilk/küçük/Karl olan) adını bilmiyordu – oturup neler neler anlatıyordu öyle.

Bir gün dellendim. Dedim hacı, İslam kadına çalışın demez, izin de vermez ki esasında? Sen üniversiteye geldin, güzel. E sen orospu mu olacan başımıza?

Tabi takıştık, daha da konuşmadık sonra. Gezi zamanı siktirin dediğini hatırlıyorum bize. Sövdüydüm geçtiydim.

Geçen gün gördüm ki bu orospu önce evlenmiş, sonra İngiltere’ye taşınmış. Her şeyi çok güzel olan, gavuru kıskandıran Türkiye’yi beğenmemiş, Londra’ya gitmiş. Biz “vatan hainleri” gibi “kaçmış”. Ama o harbiden kaçmış, biz canımız için gitmeye çalışıyoruz.

E hani her şey çok güzeldi? Türbanlı bacılar okula giriyordu, çıkınca iş vardı, toplum çok tatlıydı, hep gelişmiştik? Biz hep “ibneliğimizden, şerefsizliğimizden, köpekliğimizden” Türkiye’yi kötülüyorduk, kötü bir şey yoktu?

Bak bu Fethullahçı filan değil ha. Değil dediğim, şeyhi midir neyiyse artık, farklı. Hocaefendi canımız, Fethullah gülümüz deyip sonra dönengillerden yani. İngiltere’ye gitme amacı kaçmak değil Fethullahçı şerefsizlerde olduğu gibi. Yaşamak.

E ne oldu, çok yaşanılır yerdi burası?

Size bile yaşanılır gelmiyor, değil mi? Siz yalancı, ikiyüzlü, şerefsiz, aşağılık varlıklara bile? Sizin sözde ütopik özde kanalizasyondan beter, dönüştürmeye çalıştığınız ve halihazırda bayağı başardığınız toplumunuza siz dahi katlanamıyorsunuz, değil mi?

Sizin hayalinize, sizin varlığınıza, sizin kafataslarınızın içindeki süngere filler …!

Şimdi ben bu ablaya orospu diyerek hakaret mi ettim, küfür mü ettim, haksızlık mı ettim? Valla bana sorarsanız hiçbir şey etmedim. Sadece kendi sıfatını söyledim. Amma ki para, amma ki zevk için başkasıyla sevişen birine orospu diyecek kadar mal değilim. Benim anladığım orospuluk işte tam olarak bu – ve bu nedenle kadınları değil genel olarak insanları tanımlayan bir sıfat. Yani orospu Asuman Abla olduğu gibi orospu Kadir Abi de oluyor.

Konuya döneyim. Bu aynı orospu Ecevit’e de düşmandı. Hatırlarsınız, Merve Kavakçı olayında “lütfen bu hanıma haddini bildiriniz” şeklinde biten kısa ama muhteşem bir konuşması vardı. Ne diyordu orada?

Burası devlete meydan okunacak yer değildir.

Devlete meydan okudu mu bu orospunun destekledikleri? Okudu. Seçtiler mi ilk Müslüman cumhurbaşkanını? Seçtiler. Dönüştürdüler mi memleketi? Dönüştürdüler.

Sonuç?

Türkçe > Siyaset ve Toplum > Siyaset kategorisine tıklayın (ya da direk link’e tıklayın), üç beş yazıyı okuyun. Sonucu bu.

Lira pul oldu mu? Oldu. Dünyada saygınlık bitti mi? Bitti. Ülke iç savaşın eşiğinde mi? Eşiğinde. Hayat 90’ların sonundakinden beter şekle geldi mi? Geldi.

Hepsi bu orospu üniversiteye gitsin, sonra da Londra’da yaşamaya devam etsin diyeydi, öyle mi?

Senin de aklının orta yerine sıçayım yüzde elli.


Sonradan Ekleme

Bir haklı yorum geldi hemen, eklemem gerekli. “Ne olaydı, okumayalar mıydı? Hem her türbanlı bacı orospu mudur?” dendi.

Doğru. Her iki söze de hak veriyorum. Bu yazıda demeye çalıştığım şey basit: Kar-zarar hesabında o kadar büyük zararımız var ki, karımız göze gelmeyecek seviyede.

Önce basit olanı: Tabi ki her türbanlı bacı orospu filan değil. Oradan mal gibi mi görünüyorum ki böyle saçma bir şeyi savunayım? “Benim de türbanlı bacılarım var” sığlığına girmek istemiyorum ama evet, benim de türbanlı bacılarım ve çok tatlı bulduklarım var.

Neden tatlılar? Zira basit bir gerçeği onlar da kavramışlar: Herkesin iyisi, herkesin doğrusu kendine. Kim nasıl mutluysa öyle yaşasın, yeter ki kimse kimseye kendi doğrusunu dayatmasın demişler.

Zaten bir sistem olarak İslamcılığa karşı olma sebebim(iz) bu değil mi? İslam’ın bir toplumsal yapı dayatması? Esat Coşan’ın bir kitabında vardı, “başörtülü kızımızın yanında başı açık arkadaşlarını görüyorum. Bu böyle olmaz. Ya onlar da kapansın, ya da arkadaşlık yapmasınlar” diyordu.

Bak bu okumuşu. Buna nasıl karşı çıkmayalım?

Ben yine aynı okuldayken bir türbanlı bir türbansız bacının, hala da süren ve hep sürmesini dilediğim, arkadaşlığına da şahit oldum. Sevindim, mutlu oldum.

Ben faşist, Coşan değil öyle mi? Hadi oradan!

Şimdi zor olan kısma gelelim. Okumasa mıydı bu kızlar?

Benim düşüncem basittir: Özellikle Türkiye gibi memleketlerde erkeklerden önce kızları okutmamız, eğitmemiz, kendilerini aşmalarını sağlamamız gerekli. Ondan tabi ki okusaydı bu kızlar.

Ama bu, “devlete meydan okuyarak” yapılabilecek bir iş değil. Bakınız Türkiye, diğer İslam ülkelerine göre, çok farklı kalabilmesini sözde laikliğine borçluydu. Bizim derdimizin Esat Coşan’ı susturmak ve türbanlı bacıları Esat Coşan’ın elinden almak olması gerekliydi. Diyanet’in kurulma sebebi dahi buydu – tıpkı Katolik Kilisesinde olduğu gibi hiyerarşik bir yapılanmayla Coşan ve türevlerini adam etmek.

Yapıldı mı?

Yapılmadı.

Yapılabilir miydi?

Cevabı kolayca evet olmuyor. Doğrudur, insani bir şekilde baktığımızda “türbanlı bacılar da okumasın” demek hiç de vicdana sığası bir şey değil. Gel gelelim bu türbanlı bacı hikayesinin sürdüğü kısa dönemden ayrı “sen okula gelme ulan ayı” denmedi ki?

Neden o güne kadar yoktu böyle bir şey?

Çünkü gereği yoktu.

Tartışmalı ve saçma kısma daldım, atlayıp esasa geçiyorum. Üç şeye ihtiyacımız vardı:

  1. Kanunu Kantçı bir şekilde yazıp net bir şekilde ve herkese uygulamak.
  2. İslam’ın bölücülüğünü ortadan kaldıracak eylemlerde ve endoktrinasyonda bulunmak.
  3. Orta sınıfı güçlendirmek, ortadireği başat sosyal ve ekonomik aktör eylemek.

Bunları yapmadıktan sonra elimizde olacak olan ya onun ya bunun baskılanmasıydı. Bir baskı varken ülke resmi olarak bitmiş değildi, diğer baskı varkense ne olduğunu görüyoruz. İşte bu yazı, böylesine mide bulandırıcı iki alternatifin olduğu bir ülkede/dünyada ikinciyi seçmenin elimizden neler götürdüğünü düşünerek ve öfkeyle yazıldı. Zira kaybolan şey ülkenin helalinden elli yılı, endüstri 4.0’e geçilirken dünyadan kopuş ve Afganistan’la bir oluş, ve toplum ve ekonominin düzelmeme ihtimali.

Hükümetler illa ki gelip geçer, isterse hanedanlık olsun bu. Devletler de gelip geçer. Ama yapılanlar, bizi tarihin en kötü dönemlerinden birine soktu. Sorun bu. Ve bu soru buna işaret ediyor. Ondan tekrar sorarak bu yazıdan uzun eki bitiriyorum:

Bu türbanlı bacı okulu bitirip Londra’da yaşasın diye mi biz Türkiye Cumhuriyeti’nin köküne kibrit suyu ektik?

Bunun için ektikse iyi. Helal olsun, güzel iş çıkardık.

Leave a Reply

Site Footer