Türk Tiyatrosunun Yüz Aklarından Biri: Ferhan Şensoy

Türkiye’de tiyatroya ilgi yok. Şehir Tiyartolarında tam bilet fiyatı 18 lirayken Özdilek Park diye bir yerde üç boyutlu bir filmin tam bilet fiyatı 16 lira. Aradaki fiyatsal fark 2 lira, fakat aralarındaki alınan haz farkını ölçmenin bir yolu yok. Bir defalığına olsun tiyatroda, en kötü oyunu en kötü oyunculukla izlemiş birisi dahi tiyatronun sinemaya aslında ne kadar üstün olduğunu, ne kadar güzel olduğunu anlatabilir.

Tiyatro izleyicisi olarak1 bir dolu şey yazabilirim. Bir sosyolog veya siyaset bilimci olarak da söyleyecek sözlerim var. Fakat bu yeni seriye başlama sebebimi söyleyerek konuya geçmeyi tercih ediyorum:

Türkiye, kaliteyi “kaldırabilen” bir ülke değil. Sinema karşısında tiyatronun kaybetmesi bunun bir sebebiyse Emel Sayın karşısında merhum Kani Karaca’nın kaybetmesi de bunun bir sebebi. Bu seriyle ben belki unuttuklarınızı hatırlatmak, belki bilmediğiniz/duymadığınız isimleri sizlere göstermek amacındayım. Bir tekini dahi anlatmaya haddim ve yetim olmayacağından bulabildiğim kadarıyla kendi kayıtlarını, videolarını, yazılarını, şiirlerini… önünüze sunacak, sonra kendi beğendiğim eserleriyle yazıları sonlandıracağım. Her ne kadar Şensoy’dan “daha önemli” isimler varsa da ekserisi hamuşana, yani sessizlere karışmış durumda. Hala hayatta olan bir isimle başlamak istedim ve Şensoy ilk aklıma gelen kişi oldu.

YouTube’da muhteşem bir video var. Ferhan Şensoy tiyatroya nasıl başladığını anlatıyor. “Ulan ne kadar enteresan bir şey olabilir ki neredeyse 40 dakika boyunca anlatmış bu adam?” diye sorarak açtım bu videoyu birkaç sene önce. Lafa gelince çocukluğunun bir kısmı İstiklal Caddesi’nde geçmiş ve edinmeye çalıştığı kültür ve dünya görüşünün temellerini orada gördüğü dünyadan almış olan ben, seneler boyunca baktığı şu afişin arkasını ilk defa yirmi bilmem kaç yaşında gördü. Uzun süre kendisini tekrar “unuttuktan” sonra yakın zamanda, sanırım iki sene önce, Şensoy’u tekrar hatırladım. Bu video, benim hikayecilik denemelerimin temeline oturan metinlerden birisi oldu ve bir gün paylaşmaya değer bir şey üretebilirsem teşekkür edeceğim isimlerden birisi Şensoy olacak.

Kimdir Ferhan Şensoy? Bunun cevabını kendisi ve birkaç yakını 1992’de vermiş. 92’den bugüne geçen 25 senede Şensoy zekasını konuşturmaya, muhalifliğine, Türkçe’yi incelikli kullanımına, müzikalleri için şarkılar yazmaya, oyunları için metinler hazırlamaya devam etti. Sonunda, geçtiğimiz 2016 yılına kadar, küçük bir çevrede de bir kavuk tartışması oluşturarak tiyatroya, ufacık da olsa, bir ilgi uyandırdı. Eh, daha fazlasını da yapabilir değildi sanırım.

Nedir bu kavuk mevzu? Anladığım kadarıyla anlatmaya çalışayım bilvesile. Tuluat/orta oyunu denilen bir tarz var. Bu tarzda esas amaç, halkın sorunlarını komik bir şekilde ortaya koymak ve müsebbiplerini irticali/doğaçlama bir oyunla eleştirmek. Doğaçlama olması, zekaya dayanması ve aslolarak devamlı muhalif olması nedeniyle de zorlu bir iş.

Tiyatroya daha fazla sahip olduğumuz, sözde önce anarşi, sonra darbe nedeniyle “baskıcı rejim altında” bulunulan 70’li-80’li yılların oyunlarının günümüze bir şekilde (adıyla veya kaydıyla) kalanlarının çoğu bu türün varyetesi. Zeki Alasya-Metin Akpınar ikilisinin Devekuşu Kabare’si, Haldun Taner’in veya Nejat Uygur’un tiyatroları… Eskilerin “halkçı” olarak nitelendirdiği oyunların/tiyatronun ülkemizdeki (var olası) kökü bu tuluat geleneğinden geliyor. Ve bu kavuk, bunun zirvesi.

Kimi “komiklere” göre Şensoy ekranda ağlarken oyun oynuyordu. Kendimden bir anı anlatayım. Ben ney çalmaya çalışır(d)ım. Hocam Merhum Ekrem Vural, bir gün kendi neylerinden birini verdi bana. Bu, bizim geleneğimizde, şu anlama gelir: Sen oldun ve sen de artık başkalarını eğitebilirsin.

Ben o neyi aldım. O zamanlar ODTÜ’deydim daha. Yurda girdim, odam boştu. Resmen bakıp ağladım. Daha sonraları, bir Ramazan akşamı Beyazıt’tan eve dönerken otobüste ney çantamı, içinde de bu neyi çaldılar benden. Hala daha içimde yaradır. O 9 delikli kamış parçasını çalan ne yapmıştır bilmem, ama benden çok büyük bir şeyi çaldığını bilseydi yine de çalar mıydı, hala daha merak ederim.

Demem o ki, Ferhan Şensoy, geleneğin bilinmediği bu topraklarda, bir gelenek içerisinde geleneğin ağırlığını olanca yüküyle hem tanımış, hem taşımış, hem geleceğe bırakmış birisidir. Avrupa’da küçük bir pastacı dükkanının 200 yıllık geleneklerinin altında ezildiğini görme şansına eriştiyseniz eğer, şunu da anlayabilirsiniz ki tuluat gibi halk için sanatın ve halkçılığın en önemli yansımalarından/ayaklarından birini sırtında ve hakkıyla taşımak, sadece düşünsel olarak bile, muazzam bir büyüklük demek.

Peki, neden çok büyüktür Şensoy? Dahasına gerek olmadan bende kendisini çok büyük yapan şeyi yukarıda andım. Fakat iki noktayı daha ekleyebilirim sanıyorum.

Şensoy tek başına tiyatro gibi. Sıfırdan bir metin, bir oyun hazırlar. Müzikli oyunları sever, kendi şarkılarını kendisi yazar. Bu şarkıları yazabilmek için saz çalar, sanırım gitar da çalar. Bu oyunlarda pek güzel, temiz, yaratıcı, ilginç, ufuk açıcı bir Türkçe kullanır. Sonra bu oyunları yönetir. Sahnenin de, dekorun da, oyuncuların da hakimidir. Yetmez, oyuncu yetiştirir. Rasim Öztekin gibi kavuğu devrettiği ve oyununa hayran olduğum bir ismin hocasıdır. Bu da yetmez, oyunlarında başrol oynar. Oyunu sürükler. Yine yetmez, Kavuklu-Pişekar veya Karagöz-Hacivat ikilisinin hangisiyse diğerine de hakkıyla metinler yazar, bize muhteşem oyunlar sunar. Ve dahi bu da yetmez, “benim tiyatroma gelmeseniz de olur, yeter ki tiyatroya gidin” der. Tiyatro ile yaşar, tiyatro için yaşar, hatta tiyatroda yaşar.

Aslında yukarıda andımsa da tekrar etmek gerekli. Şensoy, muazzam zeki biri. Aynı gün doğmuş olan başımızın belası Erdoğan’a kıyasla zaten neredeyse herkes zeki olsa da, belki biraz da enaniyetten kendime toz konduramasam ve çok kişiyi zeki bulamasam da karşısında saygıyla eğileceğim kadar zeki biri. Ve bu zekasını kumarbazlığa, itliğe, hergeleliğe değil insanların iyiliğine kullanan biri. Soyut Padişah, Çok Tuhaf Soruşturma veya Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı, en dar görüşlü insana bile birçok şey verebilecek oyunların yalnızca üç tanesi.

İstanbul’da yaşıyorsanız Ferhan Şensoy, Ferhangi Şeyler’e hala devam ediyor. Allah uzun ömür versin, yarın ben gibi sahnede göremediğiniz için hayıflanmamak için kıyın paraya, gidin sahnede görün bu zorunluluktan 11 günde yazılmış, dünyanın en uzun süre oynanan oyunlarından birini kendi gözlerinizle. Bunu yapamıyorsanız da yazın Youtube’a Ferhan Sensoy Tiyatro Boxset (ki bu kadarına dahi yeriniyorsanız buyrun, sizin yerinize ben yazdım. Sadece link’e tıklayın), onları izleyin. İzleyin ve neden bu büyük adamı, tıpkı diğer büyük adamlarda olacağı gibi, anlatmaya kelimem olmadığını, kendisini ancak kendisinin anlatabileceğini kendiniz görün.

Var olsun. Kendisi de, geldiği ve yaşatmaya çalıştığı gelenek de, ardından kendisini izleyecek olanlar da.

Not: Dümbüllü’nün kavuğu gibi bir de fesi vardır ve bu fes, Müjdat Gezen’den Şevket Çoruh’a devredilmiş durumda. İlgili link’e tıklarsanız video altındaki yorumlara lütfen bakın ve bu ülkenin ne hale getirildiğini, bu ülkede insanların ne kadar aymaz ve cahil olduğunu, bu ülkede insanların kimlere ne yaftalar yapıştırdığına bir daha bakın. Müjdat Gezen gibi kendi adını taşıyan bir sanat okulu açmış birini yalnızca sinemadaki iki üç filmden bilen beş para etmezlerin prim yaptığı bir ülkede Şensoy’un Gezen’le beraber muhalif ve tiyatrocu olarak nelerle uğraştığını bir daha görün. Ve bugüne dek hala yapmadıysanız bu iki ismi, yanlarına yine hayatta olan Metin Akpınar’ı da koyarak biraz araştırın, biraz tiyatrolarını (dikkat! Filmlerini değil, kendilerini esas gösterdikleri yer olan sahnelerini) izleyin, ve değerlerini, geleneğimiz olduğu üzere ölümlerinden sonra değil hala hayattalarken, anlayıp anlatın.

Footnotes

  1. Veya olmaya çalışan birisi olarak?

Leave a Reply

Site Footer