Türkiye’nin Kaybedilmiş Kuşağı

Bir süredir bir kitap taslağı üzerinde çalışıyorum ama bunu yazmazsam ölecekmişim gibi geldi.

Benim adını bildiğim bir şeyler yapıp “vatana millete” hayrı olsun diye didinip duran ama adları pek bilinmeyen zira gözardı edilmiş “isimsiz kahramanlar” yalnızca birkaç tane (ki lütfen bildikleriniz varsa beni de bilgilendirin, hem öğreneyim, hem paylaşayım). Ben bir tekinin görselini koyayım buraya:

Benim en çok içimi yakan kişi işte bu fotoğraftaki adam. Vecihi Hürkuş. Ülkede tayyarecilik gelişsin diye elinden geleni yapan birisi. Uçak mı tasarlamamış, uçak mı yapmamış, uçuş okulu mu kurmamış?

Deli. Yok, deli değil. Zırdeli. Tam ihtiyacımız olan insan tipi. Ama biz seneler boyunca geri zekalıları sevmişiz bu deliler yerine. 1969’da öldüğünde vatana hizmetleri nedeniyle bağlanan aylığı hacizli durumda olan bu adam aklıma geldikçe nasıl delirmeyeyim ben?1


(Gülen Gözler filmi nedeniyle soyadı yerine adını kullandığım için anısından özür diliyorum) Vecihi ne yapmışsa 1938’e, yani Atatürk ölene kadar yapmış (ki aslında bu tarih de doğru değil zira olanca gücü ve ihtişamı içerisinde, özellikle 1936 sonrasında Atatürk yönetim konusunda arkada kalıyor. Bu konulara daha sonra gireriz). Sonraysa ne destek görmüş, ne bir şey. Sonunun ne olduğunu zaten biliyoruz.

Vecihi tek değil. Daha tonla Vecihi var. Vecihi sadece benim içimi en çok acıtanı çünkü hikayesini en iyi bildiğim kişi.


Ne zamana dek Vecihilerimiz var bizim? Geç 1960’lara kadar. Bir insanın kırkından sonra kolayca delilik yapamayacağı fikrini kabul edersek yaklaşık 1900-1930 yılları arasında doğan cumhuriyetin ilk nesli deliymiş bizde.

Peki ne zaman delilerimizi umursamaz olmuşuz? 1938’den sonra. Açınız bakınız, kendiniz de görünüz. 1938’den sonra kim ki bir şey yapmaya çalışmış; ya destek görmemiş, ya önü kesilmiş.

Ne zaman delilerimiz artık çıkmaz olmuş? Atatürk’ün yetiştirdiği ilk nesilden hemen sonrakilerle beraber. Daha da sonra zaten sadece montajcılık yapmışız, çiftçilik yapmışız. Ne yeni bir şey üretmeye çalışmışız, ne üretmeye çalışana köstek olmaktan geri durmuşuz. Bakınız, münferit istisnalar dışında benim adlarını duyabildiğim tüm delilerde ortak olan özellik bu: Cumhuriyetin ilk kuşağıdan olmaları (veya cumhuriyeti onlar gibi fazlaca özümsemiş olmaları) ve hep ya gözardı edilmeleri, ya köstek olunmaları.

Bunu başlatan ve devam ettiren kim peki?

İsmet İnönü.

Vecihi, Demirağ, Divarcı, (dibine kadar Atatürkçü olan Hasan Ali Yücel’in “zoruyla” kurup sonra mahvettiği, kapatılmasınıysa Menderes’e bıraktığı) köy enstitüleri yalnızca üç/dört örnek.


Atatürk’e saldıramadıklarından kendilerince Atatürk’e en yakın gördükleri kişi olduğundan İnönü’ye saldırsa da İslamcı köpekler, esasında kendisini sevmeleri lazım zira İkinci Dünya Savaşı boyunca pek güzel bir diplomasiyle memleketi savaşa sokmasa da sonrasında memleketi (tıpkı kendileri gibi) resmen satan adam İnönü’den başkası değil – ki ardılı olan Adnan Menderes de aslında İnönü’nün başlattığını devam ettirmekten başka bir şey yapmamış2. Bu ikisi yüzünden kaybolan ve sindirilen kuşağın sonrasında Atatürk’ün yapmaya çalıştıkları da bir hiç olmuş, Türkiye de bugünkü boktan haline gelmiş.

Bundandır “1973’e dek İnönü değil Atatürk yaşasaydı biz Almanya’ya gitmek istemezdik yaşamak için, Almanlar buraya gelmek isterdi” demem.

Footnotes

  1. Kaderin acı tesadüfüne de bakın ki kendisinin öldüğü gün Apollo 11 Ay’a ulaştı ve Ay’da ilk insan yürüdü. Bizim Vecihi Ay’a ulaşamazdı belki ya, torunları olan bizler de mi ulaşamazdık?
  2. 1960 ihtilalinin önemli sebeplerinden birinin bizim paşaların Amerikalı subayların paltolarını tutmaları olduğunu biliyor muydunuz? Bu bilginin konumuzla ilgisini anlayacağınızdan eminim.

4 comments On Türkiye’nin Kaybedilmiş Kuşağı

  • Murat kardes banda hak ver lp adresimi goruyormusun emin ol baskalarida goruyor gg olmamak icin farkli isimlerle yaziyorum napiyim tabiki dicen biraz arastirsalar gercek adini bulurlar bende haklisin derim ben gercekten yazilarini okumayi seviyorum kardes bundan suphen olmasin ama ben secim yakslastikca korkuyorum napcaz bilmiyorum

    • Efendim,

      Ben de korkuyorum. Hepimiz korkuyoruz. Maksadım suçlamak değil. Garip geliyor. Gerçekten.

      Söyle anlatmaya çalışayım: Ben korkmaktan bıktım. Biraz da bundan aklımın aldığı kadarını dilimin döndüğü kadar burada karalamaya çalışıyorum. Fakat nihayetinde bu site de internette, bu site de insanların erişimine açık. Yalnızca siz ve ben olsaydık bu siteye erişim sağlayan, bu durumda pek sorun olmazdı. Fakat bu türlü diğer ziyaretçilere karşı doğru olmayan bir davranışta bulunduğumu düşünüyorum – sanki farklı kişiler yazmış gibi görününce, bence, pek hoş olmuyor.

      Bir müstear isim edinin efendim. Abdurrahman Çelebi deyin kendinize misal. Veya, ne bileyim, Selim Koca deyin. Halim Hakan Erduran deyin. Ama en azından o bir isim sabit olsun, benim gibi buraya girip benim karaladıklarımı okumaya layık görenlere karşı yükümlü olduğumu düşündüğüm şeylerden bir diğerini doğru ve düzgün gerçekleştirebileyim. Dileğim budur ve bu kadardır.

  • Sevgili Murat Abi…

    Atatürk ölümü hakkında ne düşünüyorsun sence doğal yollardan mı oldu ?

    Ülkece bu saatten sonra tam bağımsızlık şansımız var mı ?

    Bence biraz sonumuzu görüp söylemeye korkuyoruz. Şans yüzümüze güldü Atatürk geldi ama kullanamadık. Sanıyorlar ki Atatürk ülkeyi efsunladı ne olursa olsun yıkılmayacak.

    Dini çoğunluk olarak İslam olan bütün ülkelerin başına ne gelecekse 1-2 sene içinde radikal değişikler olmazsa aynısını birimde yaşayacağımız belli değil mi ?

    Yazdığın yazıya şiddetle katılıyorum. Bence Atatürk çok yalnız biriydi çevresinde onu anlayan bir kişi bile olduğunu sanmıyorum. Herkesin aksine bende senin gibi İnönü’yü çok yetersiz buluyorum ve senden bu konu hakkında geniş bir yaz bekliyorum.

    • Efendim,

      Atatürk’ün ölümünü ben de merak ederim. 1934-35 sonrasında bedenini taşıyamaz hale gelmiş, o ateşli gözlerinin feri dahi azalmış. Tamam, serinde yaşlılık var biraz diyeceğiz ama 57 yaşında aramızdan ayrılan biri nasıl o kadar yaşlanır? Ben alkolle, sigarayla, koşuşturmayla açıklayamıyorum bunu ama zehirlediler, vesair gibi komple teorilerine de giremiyorum zira elimde destekleyecek bir şeyim yok. Sadece bir inanç, o kadar. Öldürülmediyse bile ölümünü geciktirmek için bir şey yapıl(a)madığına dair bir inanç.

      Türkiye, Atatürk dönemi hariç, hiçbir zaman “tam bağımsız” olmamış sanırım. Belki biraz İkinci Dünya Savaşı yılları, başka da yok gibi. Hep birilerine yanlamışız, hep kendimizi köpekten hallice görmüşüz. Bundan sonra da farklı olacağını şahsen sanmıyorum. Tişörtle tank durdurduğunu zanneden geri zekalılar çobanlarını dünya lideri sanarken ve bunlar bizden kat kat fazlayken bağımsız olmaya çalışanı da ilk bunlar yer bence. Ve gariptir, Türkiye sadece ne onun ne bunun kapısında it olduğu zamanlarda ilerlemiş/sıçrama yapabilmiş. “Birilerinin kapısında köpek olalım ki ilerleyelim” diye düşünen milyor trilyar tane siyasetçimiz varken bana imkansız gibi geliyor bu.

      Türkiye’nin her zaman Pakistan veya İran olmama şansı var ama bu şans, tişörtle tank durduranların biraz aydınlanmasından geçiyor. İnönü’ye benim esas kızgınlığım bu noktada aslında. Ardındaki yorumu destekler bir şey ekleyeyim burada: Bugünün “fönlü CHP’li teyzeleri” İnönü üretimi. Atatürk yurt dışında eğitim aldırdığı çocuklara liselerde ders verdirirken, CUMHURiyet ile uğraşırken, halk ilerlesin de beni de geçsin derken İnönü sayesinde (veya yüzünden) “halk plajlara akın etti, vatandaş denize giremedi” ikiliği oluşmuş ülkede. Çok bilmiş İnönü bilmeseymiş, Atatürk’ün başladığına devam etseymiş, dokunmasaymış bile yetermiş. Ama ki işte…

      Demeye çalıştığım, bu ülkenin Pakistan veya İran olma zorunluluğu yok, ama milyon tane zihniyetsiz bunu istiyor, buna koşar adım gidiyor ve ülkeyi de sürüklüyor. Yalan yok, ben gavurun benevolent dictatorship dediği, Türkçeye galiba müşfik diktatörlük olarak çevrilmiş (ki Türkçesini bilmemek de benim ayıbım olsun) şeye taraftarım. Erdoğan’a bir kızgınlığım da bundan kaynaklı. Tek adamsın, devlet senin elinde. Yapmaya değil yıkmaya uğraşıyorsun sadece. E be adam, iki de hayırlı iş yap be.

      Hasılı Türkiye Pakistan olur mu? Olabilir. Bunu ordu gösterecek bize. Kastım darbe filan değil. Pakistan’da da, İran’da da ilk değişen ordu oldu. Bizim ordu da değişiyor şimdi. Eğer bizim ordu da kimliğini bırakıp bu yeni kimliğe geçerse bence evet, ne yazık ki biz de bir Pakistan olabiliriz gibi. Ama ordu kimliğini değiştirmezse halk da, siyaset de bir şekilde orduya ayak uydurur sanıyorum. Bunu desteklemek için elimde sadece bu ülkelerin de ordusu olan ülke değil ülkesi olan ordu olması var.

      İnönü hakkında bir ara bir şeyler karalayacağım umarım ya, şimdi başka bir taslak, bir kitap taslağı var kafamda. Onun için okumalar yapıyorum, notlar alıyorum. Ona girişmeye gözüm keserse kalır sanırım ya, gözüm kesmezse yazacaklarımdan biri bu olacak. Bayağıdır aklımda, artık yapayım da bitsin istiyorum.

Leave a Reply

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Site Footer