Zeytin Dalı Harekatı Üzerine Düşünceler

Gündemimiz Suriye. (Belki benim ayıbım olmak üzere) yeni keşfettiğim ve şimdilik yalnızca iki programını dinlediğim Erol Mütercimler’in, ki söylediğimiz sözlerin neredeyse tamamı aynı ve bu ekranlarda benim söylediklerimi söyleyen birini bulmanın sevincini yaşattırsa da bana, söylediğimiz sözlerin ağırlığı ve karamsarlığı nedeniyle pek tatlı bir şey değil, konuşmalarını dinliyorum. Bir yerde “Türkiye Suriye’den 20-30 sene çıkamaz” dedi. Doğru. Aynen katılıyorum ve katılmaktan nefret ediyorum. Bunun sebeplerine ve sonuçlarına bakalım biraz – ve Mütercimler’in söylemediği bir noktayı da ekleyelim.

Şimdi. Biz diyoruz ki sınırımızı koruyoruz. Pek güzel. Peki kime karşı? 2015’e dek “abilik” yapma hayali kurulanlara karşı. Bismillah, daha mürekkebi kurumadı gazetelerin. Salih Müslim’i Ankara’da ağırlayan ben miydim? Barzani referanduma kadar Kürdistan’ı Türk şirketleriyle doldurdu diye iyiydi de sonra birden kötü oldu. Salih Müslim’den de aynısını bekledik, olmayınca çıldırdık gibi görünüyor buradan görüntü. Dahası, kendi ülkemizdeki Kürtlerle ilişkimizin sorunlu olduğu açıkken başka Kürtlere nasıl abilik yapacaktık çok merak ediyorum.

Bir merakım daha var – güneyimizde Urfa-Antep sınırından başlayıp ta Hakkari’ye dek uzanan bir Kürt varlığı var şu anda. Nedir, Urfa’nın güneyindeki Kürt varlığı neden sorun değildir de Antep’in güneyindeki, Hatay’ın doğusundaki sorundur? Tam olarak ne özelliği vardır bu Afrin denilen yerin? “Denize çıkış” mavallarını keselim lütfen. Eğer sınırımızı koruyorsak böyle bir tez sunamayız zira bizim sınırımızın güneyindeki olası devletin denize ulaşmasıyla ulaşmaması arasında, güvenlik konusunda bir fark yok.

Sahi, amacımız tam olarak ne? Kürt devletine mi karşıyız, Kürtlerin denize ulaşmasına mı? Eğer denize ulaşmalarına karşıysak Afrin denilen yerin pek de önemi yok zira denizle arasında Hatay ve Lazkiye var – ki ne Türkiye, ne Suriye buraları bırakası değil. Yok Kürt devletine karşıysak nedir bu “Fırat’ın doğusu-batısı” muhabbeti? Afrin’deki tehdit de Rakka’daki neden tehdit değil?

Bir başka nokta daha. Eğer “Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana” isek neden hala koltuğunda oturan Esat’la neden ilişkimiz yok hiç? Beğenmesek de şu anda meşru temsilci bu adam. “Orada bir Suriye var uzakta. Gitmesek de görmesek de o Suriye bizim Suriye’mizdir” mi diyoruz, ne yapıyoruz?

Mütercimler’in belirtmediği, beniyse en çok korkutan konuya geleyim.

Şu habere, en azından görsele bir bakın:

Bu bayrak, Suriye’deki Darmık Dağına dikildi.

Bayrak nedir? Egemenliğin simgesidir. Türkiye’de Türk bayrağı dalgalanır zira Türkiye’de Türk devleti egemendir. Bir yere bayrak dikmek demek orada egemenlik iddiasında bulunmak demektir.

Biz Suriye’de, bayrak dikerek (ki doğru hatırlıyorsam bu ikinci bayraktı, başka bir bayrak daha dikmiştik) “burada egemenlik iddiasındayız” deriz. Bunun lamı cimi yoktur ve aklı azıcık çalışan herkes bunu bilir.

Hadi diyelim ki o er/onbaşı/vesair gaza geldi dikti. O bayrağın indirildiğini, bunun yapılamaz olduğunu söyleyen kimseyi duymadım ben. Yani resmen “ben buraya egemen olmak üzere girdim” diyoruz. Bu sayede de “biz sınırımızı savunuyoruz, amacımız güvenlik sadece” sözlerimiz dibine kadar yalan oluyor ve beni korkutan yere geliyoruz.

Bu harekat/operasyon savunma değil saldırı operasyonudur. Bu bayraktan benim anladığım odur. Bununsa tek bir ihtimali vardır, ikincisini ben düşünemiyorum:

Türkiye Suriye’den toprak kapmaya çalışmaktadır. Yani Türkiye Suriye’nin parçalanmasını, bir parçasına göz koyarak, istemektedir. Bu da tüm söylemlere tezattır. “Yanlışsın” diyorsanız bana o bayrağı açıklamak zorundasınız.

Bunun sonucu ne olur? Evvelce Mütercimler’in de dediği gibi Türkiye helalinden 20-30 sene oradan çıkamaz zira vatan toprağı addetmek zorunda kalır. Ama resmen vatan toprağı da diyemez. Bunun anlamı işgalciliktir ve her türlü yaptırıma kapı açmaktır. Saman bile yetiştiremez hale getirilmiş Türkiye’nin bir de dizi dizi ambargolar yiyecek hale getirenleri vatanperver addedenlerin Allah belasını versin diyerek “neden bu harekata başlandı” sorusuna bakalım.

Seneler senesi tekrar ettim: Erdoğan’ın aklında Türkiye’yi yok etmekten başka bir şey yok. On küsur sene iktidarda kal. Böylesi muhteşem bir güce ve imkana sahip ol. Ama sonucunda okumuşları kaçır, eğitimi mahvet, tarımı mahvet, sanayi üretimin olmasın, toplumun çatışmanın eşiğinde olsun. Bu amatörlükle/yanlış kararlarla/ters giden işlerle açıklanabilir değil. Bu ancak planlı bir şekilde ülkeyi mahvetmeye programlanmış olmakla açıklanabilir.

İşbu harekatta da yapılan bu: Gidip bir toprağa bayrak dikerek ülkeyi bir de saldırgan ülke yapmak, sanki başka sebepler yokmuş gibi bir de bunun yüzünden belki ambargo, benceyse dış savaşa/müdahaleye tamamen (tekrar ediyorum, TAMAMEN) açık hale getirmek. Bu, benim çok zamandır aklımda olan bir soruyu da cevaplıyor aslında: Nasıl olacaktı da bu ülkeye girilecekti?

Cevabını bulmuş olduk böylece. Ve yazıktır, ve gariptir ki ülkenin sonunu ülkenin Mehmetçik’i getiriyor bilmeden. Mehmetçik’in başındakilerin yaptıklarından…

Hasılı az korkum varmış gibi bir korku daha ekledi bu harekat bana. Kimsenin önemsemediği bir fotoğrafı yarın hepimiz hatırlayacağız. Ve o fotoğraf bizim için son dönemeçlerden birisi olacak.

Leave a Reply

Site Footer